ح ج ج (ḪCC)
H-c-c
يَحُجُّونَ بَيْتَ الزِّبَرْقَانِ الْمُعَصْفَرَا - 103
103- Ziberkân’ın, muasfer ile boyanmış olan evini ziyaret ediyorlar.
Şerîat literatüründe حَجّ kurban bayramında Yüce Allah’ın Evini (Ka’be’yi) üsul ve şartlarına uygun biçimde ziyaret etme anlamına tahsis edilmiştir. حَجّ kelimesi, mastar, حِجّ ise, isimdir. يَوْمُ اْلَحجِّ اْلأَكْبَرِ Büyük hac günü, kurban günü ve arife günüdür.
Rivâyette: اَلْعُمْرَةُ اَلْحَجُّ اْلأَصْغَرُ Umre, küçük hacdır denmiştir.
حُجَّةُ (hüccet) ise, maksadı açıklayan delildir. Yani: İki aykırı delilden birinin sağlam olduğunu gösteren tutarlı önermedir. Allah buyurur ki: قُلْ فَلِلّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ De ki; etkili delil, Allah’ındır (6/En’âm 149); لِئَلاََّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلاَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا İnsanların elinde aleyhinizde kullanacakları bir apaçık delil bulunmasın; yalnız, zalimler başka (2/Bakara 150). Zalimlerin delil olarak ileri sürdüklerini, gerçekte bir delil sayılmasa da, delilin bir müstesnası saymıştır. Bu ise, şairin şu sözüne benzemektedir:
104- وَلاَ عَيْبَ فِيهِمْ غَيْرَ أنَّ سُيُوفَهُمْ
بِهِنَّ فُلُولٌ مِنْ قَرَاعِ الكَتَائِبِ
104- Onların hiçbir kusuru yoktur, sadece kılıçları
Ateş sıçratmaktadır düşman ordularının kalkanlarından.
Kendisiyle delil getirilen şeyin de hüccet diye adlandırılması uygun sayılmıştır. Allah buyurur ki: وَالَّذِينَ يُحَاجُّونَ فِي اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُجِيبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ İnsanlar Allah’ın çağrısını kabul ettikten sonra, Allah’ın dini hakkında tartışanların delilleri, Rab’leri katında geçersizdir (42/Şûrâ 16); burada çürütülmüş olan da hüccet diye adlandırılmıştır. Yüce Allah’ın: لاَ حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur (42/Şûrâ 15) sözünde ise, her şey apaçık ortada olduğundan herhangi bir delil getirme yoluna gidilmeyecektir demektir.
مُحَاجَّة ise, hasımlardan her birinin karşısındakinden kendi hüccetini ve davasını çürütmeyi istemesidir. Allah buyurur ki: وَحَآجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أ تُحَاجُّونِِّي فِي اللّهِ Kavmi onunla tartışmaya girişti, bunun üzerine onlara dedi ki; sizler, O’nun hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? (6/En’âm 80); فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءكَ Sana gelen bilgiden sonra kim bu konuda seninle tartışacak olursa (3/Âl-i İmrân 61); لِمَ تُحَآجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ Ne diye İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? (3/Âl-i İmrân 65); هَا أنْتُمْ هَؤُلاء حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ Diyelim ki, hakkında bilgi sahibi olduğunuz İsa konusu üzerinde tartıştınız. Peki hiç bilmediğiniz bir konu üzerinde ne diye tartışıyorsunuz? (3/Âl-i İmrân 66); وَإِذْ يَتَحَاجُّونَ فِي النَّارِ Ateşin içinde birbirleriyle tartışırken (40/Mü’min 47). Yaranın derinliği de hac diye adlandırılmıştır. Şair şöyle der:
يَحُجُّ مَأْمُومَةً فِي قَعْرِهَا لَجَفٌ
105- Bir öncüyü yaralıyor, derinliğinde koca bir çukur olan.