ق ر ي (GRY) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Bir misafiri ağırlamak, bir misafirin ağırlandığı şey. Toplamak, içine/içeri koşmak. Keşfetmek; araştırmak; çok ve özenli bir aramayla şehri/kasabayı incelemek.

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (57)

Bu kök Kur'an boyunca 57 kez, 8 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

قَرْيَةٍ23 kez

Bakara 2:259قَرْيَةٍḳaryetinbir kasabaya

اَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلٰى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا قَالَ اَنّٰى يُحْيِ هٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَاَمَاتَهُ اللّٰهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

ev ke elleƶī merra ǎlā ḳaryetin ve hiye ḣāviyetun ǎlā ǔrūşihā ḳāle ennā yuHyī hāƶihi (a)llahu beǎ'de mevtihā fe emātehu (a)llahu miAete ǎāmin ṧumme beǎṧehu ḳāle kem lebiṧte ḳāle lebiṧtu yevmen ev beǎ'De yevmin ḳāle bel lebiṧte miAete ǎāmin fe nZur ilā Taǎāmike ve şerābike lem yetesenneh ve nZur ilā Himārike ve li nec'ǎleke āyeten li n-nāsi ve nZur ilā l-ǐZāmi keyfe nunşizuhā ṧumme neksūhā leHmen fe lemmā tebeyyene lehu ḳāle eǎ'lemu enne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun

Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: "Ne kadar (ölü) kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım" diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: "Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."

En'am 6:123قَرْيَةٍḳaryetinkentin

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

ve ke ƶālike ceǎlnā fī kulli ḳaryetin ekābira mucrimīhā li yemkurū fīhā ve mā yemkurūne illā bi enfusihim ve mā yeş'ǔrūne

İşte böyle, her memlekette günahkarları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekarlık etsinler. Halbuki onlar hilekarlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.

A'raf 7:4قَرْيَةٍḳaryetinkent(ler)i

وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتًا اَوْ هُمْ قَائِلُونَ

ve kem min ḳaryetin ehleknāhā fe cā'ehā be'sunā beyāten ev hum ḳāilūne

Nice memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti.

A'raf 7:94قَرْيَةٍḳaryetinbir ülkeye

وَمَا اَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّٓا اَخَذْنَٓا اَهْلَهَا بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ

ve mā erselnā fī ḳaryetin min nebiyyin illā eḣaƶnā ehlehā bi l-be'sā'i ve D-Derrā'i leǎllehum yeDDerraǔne

Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.

Yunus 10:98قَرْيَةٌḳaryetunbir kasaba

فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ اٰمَنَتْ فَنَفَعَهَا اِيمَانُهَٓا اِلَّا قَوْمَ يُونُسَ لَمَّا اٰمَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى حِينٍ

fe levlā kānet ḳaryetun āmenet fe nefeǎhā īmānuhā illā ḳavme yūnuse lemmā āmenū keşefnā ǎnhum ǎƶābe l-ḣizyi fī l-Hayāti d-dunyā ve metteǎ'nāhum ilā Hīnin

Yunus'un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yunus'un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.

Hicr 15:4قَرْيَةٍḳaryetinkenti

وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ

ve mā ehleknā min ḳaryetin illā ve le hā kitābun meǎ'lūmun

Helak ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.

Nahl 16:112قَرْيَةًḳaryetenbir kenti

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ

ve Derabe (a)llahu meṧelen ḳaryeten kānet āmineten muTmeinneten ye'tīhā rizḳuhā rağaden min kulli mekānin fe keferat bi en'ǔmi (a)llahi fe eƶāḳahā (a)llahu libāse l-cūǐ ve l-ḣavfi bimā kānū yeSneǔne

Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.

İsra 17:16قَرْيَةًḳaryetenbir kenti

وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيرًا

ve iƶā eradnā en nuhlike ḳaryeten emernā mutrafīhā fe feseḳū fīhā fe Haḳḳa ǎleyhā l-ḳavlu fe demmernāhā tedmīran

Biz bir memleketi helak etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.

İsra 17:58قَرْيَةٍḳaryetinkent

وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

ve in min ḳaryetin illā neHnu muhlikūhā ḳable yevmi l-ḳiyāmeti ev muǎƶƶibūhā ǎƶāben şedīden kāne ƶālike fī l-kitābi mesTūran

Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap'ta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış bulunuyor.

Kehf 18:77قَرْيَةٍḳaryetinbir kent

فَانْطَلَقَا حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا

fe nTaleḳā Hattā iƶā eteyā ehle ḳaryetin steT'ǎmā ehlehā fe ebev en yuDeyyifūhumā fe vecedā fīhā cidāran yurīdu en yenḳaDDe fe eḳāmehu ḳāle lev şi'te le tteḣaƶte ǎleyhi ecran

Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Musa, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.

Enbiya 21:6قَرْيَةٍḳaryetinkent (halkı)

مَا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ

mā āmenet ḳablehum min ḳaryetin ehleknāhā e fe hum yu'minūne

Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?

Enbiya 21:11قَرْيَةٍḳaryetinşehir(ler)-

وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَرِينَ

ve kem ḳaSamnā min ḳaryetin kānet Zālimeten ve enşe'nā beǎ'dehā ḳavmen āḣarīne

Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.

Enbiya 21:95قَرْيَةٍḳaryetinbir ülkeye

وَحَرَامٌ عَلٰى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَٓا اَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

ve Harāmun ǎlā ḳaryetin ehleknāhā ennehum lā yerciǔne

Helak ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.

Hac 22:45قَرْيَةٍḳaryetinkentler-

فَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَشِيدٍ

fe keeyyin min ḳaryetin ehleknāhā ve hiye Zālimetun fe hiye ḣāviyetun ǎlā ǔrūşihā ve bi'rin muǎTTaletin ve ḳaSrin meşīdin

Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır!

Hac 22:48قَرْيَةٍḳaryetinkentler-

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ اَخَذْتُهَا وَاِلَيَّ الْمَصِيرُ

ve keeyyin min ḳaryetin emleytu lehā ve hiye Zālimetun ṧumme eḣaƶtuhā ve ileyye l-meSīru

Zalim oldukları halde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.

Furkan 25:51قَرْيَةٍḳaryetinkente

وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذِيرًا

ve lev şi'nā le beǎṧnā fī kulli ḳaryetin neƶīran

Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik.

Şuara 26:208قَرْيَةٍḳaryetinkenti

وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ

ve mā ehleknā min ḳaryetin illā lehā munƶirūne

Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.

Neml 27:34قَرْيَةًḳaryetenbir ülkeye

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةً وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

ḳālet inne l-mulūke iƶā deḣalū ḳaryeten efsedūhā ve ceǎlū eǐzzete ehlihā eƶilleten ve ke ƶālike yef'ǎlūne

(Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: "Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hale getirirler. İşte onlar böyle yaparlar."

Kasas 28:58قَرْيَةٍḳaryetinkent(ler)-

وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلَّا قَلِيلًا وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ

ve kem ehleknā min ḳaryetin beTirat meǐyşetehā fe tilke mesākinuhum lem tusken min beǎ'dihim illā ḳalīlen ve kunnā neHnu l-vāriṧīne

Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helak etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! (O yurtlara) biz varis olduk, biz.

Sebe 34:34قَرْيَةٍḳaryetinbir ülkeye

وَمَا اَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ

ve mā erselnā fī ḳaryetin min neƶīrin illā ḳāle mutrafūhā innā bimā ursiltum bihi kāfirūne

Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, "Biz, sizinle gönderileni inkar ediyoruz" demişlerdir.

Zuhruf 43:23قَرْيَةٍḳaryetinbir kente

وَكَذٰلِكَ مَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ

ve ke ƶālike mā erselnā min ḳablike fī ḳaryetin min neƶīrin illā ḳāle mutrafūhā innā vecednā ābā'enā ǎlā ummetin ve innā ǎlā āṧārihim muḳtedūne

İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz" demiş olmasınlar.

Muhammed 47:13قَرْيَةٍḳaryetinkent(ler)-

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي اَخْرَجَتْكَ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ

ve keeyyin min ḳaryetin hiye eşeddu ḳuvveten min ḳaryetike lletī eḣracetke ehleknāhum fe lā nāSira lehum

(Ey Muhammed!) Seni çıkaran kendi memleket halkından daha güçlü nice memleket halkları vardı ki, biz onları helak ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.

Talak 65:8قَرْيَةٍḳaryetinkentler-

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ اَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَابًا شَدِيدًا وَعَذَّبْنَاهَا عَذَابًا نُكْرًا

ve keeyyin min ḳaryetin ǎtet ǎn emri rabbihā ve rusulihi fe Hāsebnāhā Hisāben şedīden ve ǎƶƶebnāhā ǎƶāben nukran

Nice kentlerin halkı Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azdılar. Bu yüzden kendilerini çetin bir hesaba çektik ve görülmedik bir azaba çarptırdık.

الْقُرٰى17 kez

En'am 6:92الْقُرٰىl-ḳurāşehirlerin

وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

ve hāƶā kitābun enzelnāhu mubārakun muSaddiḳu elleƶī beyne yedeyhi ve li tunƶira umme l-ḳurā ve men Havlehā ve(e)lleƶīne yu'minūne bi l-āḣirati yu'minūne bihi ve hum ǎlā Salātihim yuHāfiZūne

İşte bu (Kur'an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilahi kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke'yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.

En'am 6:131الْقُرٰىl-ḳurāülkeleri

ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ

ƶālike en lem yekun rabbuke muhlike l-ḳurā bi Zulmin ve ehluhā ğāfilūne

Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah'ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helak etmeyeceği içindir.

A'raf 7:96الْقُرٰٓىl-ḳurā(O) ülkelerin

وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

ve lev enne ehle l-ḳurā āmenū ve tteḳav le feteHnā ǎleyhim berakātin mine s-semāi ve l-erDi ve lākin keƶƶebū fe eḣaƶnāhum bimā kānū yeksibūne

Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.

A'raf 7:97الْقُرٰٓىl-ḳurā(o) ülkelerin

اَفَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَائِمُونَ

e fe emine ehlu l-ḳurā en ye'tiyehum be'sunā beyāten ve hum nāimūne

Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

A'raf 7:98الْقُرٰٓىl-ḳurā(o) ülkelerin

اَوَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ

e ve emine ehlu l-ḳurā en ye'tiyehum be'sunā DuHen ve hum yel'ǎbūne

Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

A'raf 7:101الْقُرٰىl-ḳurāülkeler

تِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓائِهَا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِرِينَ

tilke l-ḳurā neḳuSSu ǎleyke min enbāihā ve leḳad cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kānū li yu'minū bimā keƶƶebū min ḳablu ke ƶālike yeTbeǔ (a)llahu ǎlā ḳulūbi l-kāfirīne

İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

Hud 11:100الْقُرٰىl-ḳurāo şehirlerin

ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَائِمٌ وَحَصِيدٌ

ƶālike min enbā'i l-ḳurā neḳuSSuhu ǎleyke minhā ḳāimun ve HaSīdun

(Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.

Hud 11:102الْقُرٰىl-ḳurāşehirleri

وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَلِيمٌ شَدِيدٌ

ve ke ƶālike eḣƶu rabbike iƶā eḣaƶe l-ḳurā ve hiye Zālimetun inne eḣƶehu elīmun şedīdun

Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O'nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.

Hud 11:117الْقُرٰىl-ḳurāo beldeleri

وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ

ve mā kāne rabbuke li yuhlike l-ḳurā bi Zulmin ve ehluhā muSliHūne

Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.

Yusuf 12:109الْقُرٰىl-ḳurākentler

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim min ehli l-ḳurā e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve le dāru l-āḣirati ḣayrun li(e)lleƶīne tteḳav e fe lā teǎ'ḳilūne

Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Kehf 18:59الْقُرٰٓىl-ḳurā(şu) kentleri

وَتِلْكَ الْقُرٰٓى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا

ve tilke l-ḳurā ehleknāhum lemmā Zelemū ve ceǎlnā li mehlikihim mev'ǐden

İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler.. Helak edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik.

Kasas 28:59الْقُرٰىl-ḳurāülkeleri

وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى حَتّٰى يَبْعَثَ فِي اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرٰٓى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ

ve mā kāne rabbuke muhlike l-ḳurā Hattā yeb'ǎṧe fī ummihā rasūlen yetlū ǎleyhim āyātinā ve mā kunnā muhlikī l-ḳurā illā ve ehluhā Zālimūne

Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helak edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.

Kasas 28:59الْقُرٰٓىl-ḳurāülkeleri

وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى حَتّٰى يَبْعَثَ فِي اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرٰٓى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ

ve mā kāne rabbuke muhlike l-ḳurā Hattā yeb'ǎṧe fī ummihā rasūlen yetlū ǎleyhim āyātinā ve mā kunnā muhlikī l-ḳurā illā ve ehluhā Zālimūne

Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helak edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.

Sebe 34:18الْقُرَىl-ḳurākentler

وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فِيهَا السَّيْرَ سِيرُوا فِيهَا لَيَالِيَ وَاَيَّامًا اٰمِنِينَ

ve ceǎlnā beynehum ve beyne l-ḳurā lletī bāraknā fīhā ḳuran Zāhiraten ve ḳaddernā fīhā s-seyra sīrū fīhā leyāliye ve eyyāmen āminīne

Sebe' halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: "Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın."

Şura 42:7الْقُرٰىl-ḳurākentlerin (Mekke'yi)

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ

ve ke ƶālike evHaynā ileyke ḳur'ānen ǎrabiyyen li tunƶira umme l-ḳurā ve men Havlehā ve tunƶira yevme l-cem'ǐ lā raybe fīhi ferīḳun fī l-cenneti ve ferīḳun fī s-seǐyri

Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.

Ahkaf 46:27الْقُرٰىl-ḳurākentleri

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرٰى وَصَرَّفْنَا الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

ve leḳad ehleknā mā Havlekum mine l-ḳurā ve Sarrafnā l-āyāti leǎllehum yerciǔne

Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.

Haşr 59:7الْقُرٰىl-ḳurāo kent

مَا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِهِ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى فَلِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَٓاءِ مِنْكُمْ وَمَا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

mā efā'e (a)llahu ǎlā rasūlihi min ehli l-ḳurā fe li (a)llahi ve li r-rasūli ve li ƶī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīni ve bni s-sebīli key lā yekūne dūleten beyne l-eğniyā'i minkum ve mā ātākumu r-rasūlu fe ḣuƶūhu ve mā nehākum ǎnhu fe ntehū ve tteḳū (a)llahe inne (a)llahe şedīdu l-ǐḳābi

Allah'ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah'a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.

الْقَرْيَةَ10 kez

Bakara 2:58الْقَرْيَةَl-ḳaryetekente

وَاِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ

ve iƶ ḳulnā dḣulū hāƶihi l-ḳaryete fe kulū minhā Hayṧu şi'tum rağaden ve dḣulū l-bābe succeden ve ḳūlū HiTTatun neğfir lekum ḣaTāyākum ve se nezīdu l-muHsinīne

Hani, "Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve "hıtta!" (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz" demiştik.

Nisa 4:75الْقَرْيَةِl-ḳaryetikentten

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا

ve mā lekum lā tuḳātilūne fī sebīli (a)llahi ve l-musteD'ǎfīne mine r-ricāli ve n-nisā'i ve l-vildāni (e)lleƶīne yeḳūlūne rabbenā eḣricnā min hāƶihi l-ḳaryeti Z-Zālimi ehluhā ve c'ǎl lenā min ledunke veliyyen ve c'ǎl lenā min ledunke neSīran

Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?

A'raf 7:161الْقَرْيَةَl-ḳaryetekentte

وَاِذْ قِيلَ لَهُمُ اسْكُنُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ وَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا حِطَّةٌ وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا نَغْفِرْ لَكُمْ خَطِٓيـَٔاتِكُمْ سَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ

ve iƶ ḳīle lehumu skunū hāƶihi l-ḳaryete ve kulū minhā Hayṧu şi'tum ve ḳūlū HiTTatun ve dḣulū l-bābe succeden neğfir lekum ḣaTiyātikum se nezīdu l-muHsinīne

O zaman onlara denilmişti ki: "Şu memlekete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve 'Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)' deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz."

A'raf 7:163الْقَرْيَةِl-ḳaryetikent(halkın)ın durumu-

وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ لَا تَأْتِيهِمْ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

ve selhum ǎni l-ḳaryeti lletī kānet HāDirate l-baHri iƶ yeǎ'dūne fī s-sebti iƶ te'tīhim Hītānuhum yevme sebtihim şurraǎn ve yevme lā yesbitūne lā te'tīhim ke ƶālike neblūhum bimā kānū yefsuḳūne

(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.

Yusuf 12:82الْقَرْيَةَl-ḳaryetekente

وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيرَ الَّتِي اَقْبَلْنَا فِيهَا وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

ve seli l-ḳaryete lletī kunnā fīhā ve l-ǐyra lletī eḳbelnā fīhā ve innā le Sādiḳūne

"Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."

Enbiya 21:74الْقَرْيَةِl-ḳaryetibir kent-

وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَائِثَ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ

ve lūTen āteynāhu Hukmen ve ǐlmen ve necceynāhu mine l-ḳaryeti lletī kānet teǎ'melu l-ḣabāiṧe innehum kānū ḳavme sev'in fāsiḳīne

Biz, Lut'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah'ın emrinden çıkan kimseler) idiler.

Furkan 25:40الْقَرْيَةِl-ḳaryetikente

وَلَقَدْ اَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي اُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ اَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا

ve leḳad etev ǎlā l-ḳaryeti lletī umTirat meTara s-sev'i e fe lem yekūnū yeravnehā bel kānū lā yercūne nuşūran

Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.

Ankebut 29:31الْقَرْيَةِl-ḳaryeti(Sodom) kentin

وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا اِبْرٰهِيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ

ve lemmā cā'et rusulunā ibrāhīme bi l-buşrā ḳālū innā muhlikū ehli hāƶihi l-ḳaryeti inne ehlehā kānū Zālimīne

Elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde, "Biz, bu memleket halkını helak edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir" dediler.

Ankebut 29:34الْقَرْيَةِl-ḳaryetiülke

اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

innā munzilūne ǎlā ehli hāƶihi l-ḳaryeti riczen mine s-semāi bimā kānū yefsuḳūne

Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz.

Yasin 36:13الْقَرْيَةِl-ḳaryetişu kent

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا اَصْحَابَ الْقَرْيَةِ اِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ

ve Drib lehum meṧelen eSHābe l-ḳaryeti iƶ cā'ehā l-murselūne

(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

قَرْيَتِكُمْ2 kez

A'raf 7:82قَرْيَتِكُمْḳaryetikumkentiniz-

وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

ve mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricūhum min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne

Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!.." demek oldu.

Neml 27:56قَرْيَتِكُمْḳaryetikumkentiniz-

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

fe mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricū āle lūTin min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne

Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: "Lut'un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)"

قُرًى2 kez

Sebe 34:18قُرًىḳurankentler

وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فِيهَا السَّيْرَ سِيرُوا فِيهَا لَيَالِيَ وَاَيَّامًا اٰمِنِينَ

ve ceǎlnā beynehum ve beyne l-ḳurā lletī bāraknā fīhā ḳuran Zāhiraten ve ḳaddernā fīhā s-seyra sīrū fīhā leyāliye ve eyyāmen āminīne

Sebe' halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: "Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın."

Haşr 59:14قُرًىḳurankaleler

لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَمِيعًا اِلَّا فِي قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَاءِ جُدُرٍ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعًا وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰى ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ

lā yuḳātilūnekum cemīǎn illā fī ḳuran muHaSSanetin ev min verā'i cudurin be'suhum beynehum şedīdun teHsebuhum cemīǎn ve ḳulūbuhum şettā ƶālike bi ennehum ḳavmun lā yeǎ'ḳilūne

Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Halbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.

قَرْيَتِنَا1 kez

A'raf 7:88قَرْيَتِنَاḳaryetinākentimiz-

قَالَ الْمَلَاُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَنُخْرِجَنَّكَ يَاشُعَيْبُ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِهِينَ

ḳāle l-meleu (e)lleƶīne stekberū min ḳavmihi le nuḣricenneke yā şuǎybu ve(e)lleƶīne āmenū meǎke min ḳaryetinā ev le teǔdunne fī milletinā ḳāle e ve lev kunnā kārihīne

Şu'ayb'ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız." Şu'ayb, "İstemesek de mi?" dedi.

الْقَرْيَتَيْنِ1 kez

Zuhruf 43:31الْقَرْيَتَيْنِl-ḳaryeteyniiki kent-

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ

ve ḳālū levlā nuzzile hāƶā l-ḳurānu ǎlā raculin mine l-ḳaryeteyni ǎZīmin

"Bu Kur'an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!" dediler.

قَرْيَتِكَ1 kez

Muhammed 47:13قَرْيَتِكَḳaryetikesenin kentin-

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي اَخْرَجَتْكَ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ

ve keeyyin min ḳaryetin hiye eşeddu ḳuvveten min ḳaryetike lletī eḣracetke ehleknāhum fe lā nāSira lehum

(Ey Muhammed!) Seni çıkaran kendi memleket halkından daha güçlü nice memleket halkları vardı ki, biz onları helak ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.