قَرْيَة : Hem insanların toplandıkları yere hem de o insanların kendilerine denir. Bu kelime onların her birisi için de kullanılır: Allah buyurur ki: وَاسْأَلِ
الْقَرْيَةَ :
Karyeye sor (12/Yûsuf 82). Müfessirlerin çoğuna göre âyetin anlamı; “Şehir halkına sor” şeklindendir. Bazılarına göre ise âyette geçen الْقَرْيَة kelimesinden kasıt halkın bizzat kendisidir. Şu âyetler de bu anlamdadır: وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً
قَرْيَةً كَانَتْ آَمِنَةً مُطْمَئِنَّةً :
Allah; size, huzur ve güven içinde bir şehri misal olarak verdi (16/Nahl 112); وَكَأَيِّنْ مِنْ
قَرْيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً مِنْ
قَرْيَتِكَ الَّتِي أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَاهُمْ فَلاَ نَاصِرَ لَهُمْ :
Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli nice şehirler vardı ki, Biz onları helâk ettik de onlara yardım eden yok (47/Muhammed 14). وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ
الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ :
Senin Rabbin, halkları iyi ve ıslahatçı iken, o şehirleri haksız yere helâk edecek değildir (11/Hûd 117). Bu âyette geçen الْقُرَى kelimesinden kasıt
şehirler’dir. Şu âyetler de aynı anlamdadır: وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُوحِي إِلَيْهِمْ مِنْ أَهْلِ
الْقُرَى :
Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik (12/Yûsuf 109); رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ
الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا :
Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar (4/Nisâ 75).
Hikâye edilir ki, kadılardan biri Ali b. Hüseyin’in yanına gidip ona şöyle dedi: Bana وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا قُرًى ظَاهِرَةً : Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik (34/Sebe’ 18) âyeti hakkında bilgi ver. Âlimleriniz onun hakkında ne derler? Ali b. Hüseyin; Âlimlerimiz âyette sözü edilen الْقُرَى ’dan kastın Mekke olduğunu söylerler, dedi. Kadı: Sen de bu görüşte misin? dedi. Ben de Ondan kasıt nedir? dedim. Dedi ki; Allah o kelimeyle adamları/halkı kastetmiştir. Allah’ın Kitab’ında buna delil var mı? dedim. Dedi ki; Sen Yüce Allah’ın şu sözünü duymadın mı?: وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِ ...: Rabbinin ve O’nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice halklar vardır (65/Talâk 8).
وَتِلْكَ الْقُرَى أَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا : İşte zulmettikleri için helâk ettiğimiz şehirler (18/Kehf 59); وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا : Şu şehre girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin …, demiştik (2/Bakara 58).
قَرَيْتُ اْلمَاءَ فيِ اْلحَوْضِ : Suyu havuzda topladım. قَرَيْتُ الضَّيْفَ قِرىً : Misafir ağırladım. قَرَى الشَّيْءَ فيِ فَمِهِ : Bir şeyi ağzında topladı. قُرْيَانُ اْلمَاءِ : Suyun toplandığı yer.