ق ص ص (GṦṦ)
K-s-s
قَصَصْتُ ظُفْرَهُ : Onun tırnaklarını kestim. قَصَص : Araştırılan haberler, hikâyeler. Allah buyurur ki: إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ : Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek haberlerdir/olaylardır (3/Âl-i İmrân 62); لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ ِلأُولِي الْأَلْبَابِ : Peygamberlerin kıssalarında/haberlerinde elbette üstün akıl sahipleri için alacak dersler vardır (12/Yûsuf 111); فَلَمَّا جَاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لاَ تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ : Musa ona gelince, kıssayı/başından geçeni anlattı. O; korkma, artık zalim milletten kurtuldun, dedi (28/Kasas 25); نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآَنَ : Biz sana bu Kur’ân’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz (12/Yûsuf 3); فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ : Onlara, olup biten herşeyi, kesin bir ilme dayanarak bir bir anlatacağız (7/A’râf 7); إِنَّ هَذَا الْقُرْآَنَ يَقُصُّ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَكْثَرَ الَّذِي هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ : Gerçek şu ki, bu Kur’ân, İsrailoğullarına hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır (27/Neml 76); فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ : Sen onlara bu kıssayı anlat, belki düşünürler (7/A’râf 176).
قِصَاص : Haksız yere öldürülmüş birinin canına karşı katilin canını istemektir. Allah buyurur ki: وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَا أُولِي اْلأَلْبَابِ : Ey üstün akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır (2/Bakara 179); وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ : Yaralamalarda kısas vardır (5/Mâide 45). Denir ki; قَصَّ فُلاَنٌ فُلاَنًا : Falan kişi falandan kısas aldı/ona misillemede bulundu. ضَرَبَهُ ضَرْبًا فَأَقَصَّهُ : Ona öyle vurdu ki, onu ölüme yaklaştırdı.
قَصّ : Kireç. نَهىَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ تَقْصِيصِ اْلقُبُورِ : Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem kabirlere kireç sürmeyi yasakladı.