Sözlük

ق د م (GD̃M)

K-d-m

قَدَم : Ayak. Çoğulu أَقْدَام şeklinde gelir: وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ : Bununla ayaklarınızı sağlamlaştırsın (8/Enfâl 11). İleri gitmek ve geri kalmak da bununla değerlendirilmiştir. ( قبل ) maddesinde zikrettiğimiz gibi تَقَدُّم /ileri gitmek dört şekilde olur. “Falan şey yenidir”; “Falan şey eskidir”, denir. Bu, ya iki zaman veya şeref/üstünlük bakımından olur. Örneğin: فُلاَنٌ مُتَقَدِّمٌ عَلَى فُلاَنٍ : Falan kişi falan kişiden daha üstündür. Ya da, kendisi olmadan, başkasının var olmasının imkânsızlığından dolayı bu ifâde kullanılır. Örneğin, اَلْوَاحِدُ مُتَقَدِّمٌ عَلَى الْعَدَدِ (Bir, diğer sayılardan öncedir) demen gibi. Bu söz şu anlamdadır: Eğer bir’in kalkması düşünülürse, diğer sayılar da kalkar.

قِدَم : Geçmiş zamanda var olmaktır. بَقَاء : Gelecekte var olmaktır. Allah’ın niteliği ile ilgili olarak şöyle rivâyet edilmiştir: يَا قَدِيمَ اْلإِحْسَانِ : Ey ihsanı kadim/eski olan Allahım! Ne Kur’ân’da ne de sahih rivâyetlerde Allah’ın bir niteliği olarak قَدِيم kelimesi gelmiş değildir. Kelâmcılar ise bu kelimeyi kullanırlar ve Allah’ı onunla nitelendirirler.

قَدِيم kelimesi en çok zaman itibarıyla kullanılır: ... كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ : Eski bir hurma dalı gibi (36/Yâsîn 39); وَبَشِّرِ الَّذِينَ آَمَنُوا أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ : İman edenlere, Rableri katında onlar için kademi sıdık olduğunu müjdele (10/Yûnus 2); yani geçmiş bir fazilet. Bu, ism-i mastardır. قَدَّمْتُ كَذَا : Şunu takdim ettim. أَأَشْفَقْتُمْ أَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَاتٍ : Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? (58/Mücâdele 13); لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنْفُسُهُمْ : Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü, ne kötüdür (5/Mâide 80). Birinin önüne geçtiğin zaman; قَدَّمْتُ فُلاَنًا أَقْدُمُهُ dersin. يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ : Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek (11/Hûd 98); وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ : Ellerinin yapıp öne sürdüğü işlerden dolayı ölümü asla istemezler (2/Bakara 95). يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ : Ey inananlar! Allah’ın ve peygamberinin önüne geçmeyin (49/Hucurât 1). Bazılarına göre âyetin anlamı; “O’nun önüne geçmeyin” şeklindedir. Açılımı şöyledir: Ne söz söylemek ne de hüküm vermekle O’nun önüne geçmeyin. Değer verilmiş kulların -ki onlar meleklerdir- yaptıkları gibi, sadece O’nun sizin için belirlediklerini yapınız. Nitekim Yüce Allah melekler ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ : Onlar Allah’tan önce söz söylemezler (21/Enbiyâ 27). فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ : Ecelleri geldiğinde onu ne bir an erteleyebilirler ve ne de bir an öne alabilirler (7/A’râf 34); yani ne gecikmeyi ne de öne almayı isterler. وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآَثَارَهُمْ : Onların önden göndermiş olduklarını ve eserlerini yazarız (36/Yâsîn 12); yani yaptıklarını.

Bir şeyi yapmaya ihtiyaç duyulmadan, ona aniden iş ve insanlar gelip çatmadan önce birine bir şeyi emrettiğinde; قَدَّمْتُ إِلَيهِ بِكَذَا dersin. قَدَّمْتُ بِهِ : Onu yapmaya ihtiyaç duymadan önce ona bildirdim. Şu âyet de bu anlamdadır: وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُمْ بِالْوَعِيدِ : Ben, size önceden uyarı göndermiştim (50/Kâf 28).

قُدَّام (Ön) kelimesi, خَلْف (arka)’nın karşıtıdır. Tasgiri قُدَيْدِمَة şeklinde gelir. رَكِبَ فُلاَنٌ مَقَادِيمَهُ : Falan kişi yüzüstü gitti. قَادِمَةُ الرَّحْلِ : Semerin ön kaşı, قَادِمَةُ اْلأَطْبَاءِ : Memelerin ucu, قَادِمَةُ الْجَنَاحِ : Kuş kanadının ön tarafındaki yeleler, مُقَدِّمَةُ الْجَيْشِ : Öncü askerler, قَدُوم : Atılgan. Bütün bunlarda öne geçme anlamı itibara alınır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →