ق ل م (GLM)
K-l-m
وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلاَمَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ (Yoksa) Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak? diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin (44/Âl-İ İmrân 44), bu âyette geçen أَقْلاَمَهُمْ kalemlerini kelimesi, bardaklarını demektir.
الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ O Rab ki kalemle yazmayı öğretti (96/Alak 4) âyetinde vurgulanan ise, insana birçok açıdan fayda veren yazma nimetine dikkat çekmektir. Bu konudaki şu rivâyet ise, ilâhî bir manaya işaret etmektedir ama onu incelemenin yeri burası değildir: أَنَّهُ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ كَانَ يَأْخُذُ اْلوَحْيَ عَنْ جِبْرِيلَ وَجِبْرِيلُ عَنْ مِيكَائِيلَ وَمِيكَائِيلُ عَنْ إِسْرَافِيلَ وَإِسْرَافِيلُ عَنِ اللَّوْحِ الْمَحْفُوظِ وَاللَّّوْحُ عَنِ اْلقَلَمِ Hz. Peygamber (sas) Vahyi, Cibril, Cibril de Mikâ il’den, Mikâil de İsrâfil’den, İsrâfil de Levh-i Mahfuz’dan, Levh da Kalem’den alırdı.
إِقْلِيم ise, yedi iklimden her birinin adıdır. Bu da, coğrafyacılara göre, dünyanın yedi bölüme ayrılması ve her birine iklim denmesinden doğan bir tanımlamadır.