ق ر ر (GRR)
K-r-r
وَلاَ قَرَارَ عَلَى زَأْرٍ مِنَ اْلأَسَدِ -365
365- Aslanın kükremesine karşı direnme olmaz.
Yani güvenlik ve kararlılık olmaz.
يَوْمُ اْلقَرِّ : Kurban bayramından sonraki güne denir. Çünkü insanlar o günde Mina’da durmaktadırlar. اِسْتَقَرَّ فُلاَنٌ : Falan kişi yerleşmeye çalıştı. Bazen اِسْتَقَرَّ kelimesi قَرَّ /ikâmet etti/durdu anlamında da kullanılır; tıpkı اِسْتَجَابَ kelimesinin أَجَابَ (cevap verdi) anlamında kullanıldığı gibi. Yüce Allah cennet ile ilgili olarak; أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا : O gün cennetlikler en iyi yerlerde oturacaklar, en güzel şekilde dinleneceklerdir (25/Furkân 24); cehennem ile ilgili olarak da; إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا : Orası ne kötü bir yerleşme ve ikâmet yeridir! (25/Furkân 66) diye buyurur.
فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ (6 /En’âm 98) âyeti şu şekillerde yorumlanmıştır:
İbn Mes’ud: Yeryüzü barınma, mezarlar geçiş yerinizdir. İbn Abbâs: Yeryüzü barınma, babalarınızın belkemikleri geçiş yerlerinizdir. Hasan: Âhiret barınma, dünya geçiş yerinizdir. Sözün özü; insanın geçiş yaptığı hiçbir hâl/yer tam bir barınak değildir.
إِقْرَار : Bir şeyi ispat etmektir. Allah buyurur ki: وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى : Dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde durdururuz (22/Hac 5).
İkrar; ya dille, ya kalple ya da her ikisi ile olur. Allah’ın birliğini ve onun yerine geçen bir şeyi ikrar etmek, kalp ile de olmadıkça sadece dil ile ikrar yeterli değildir. İkrar’ın zıddı inkâr’dır. جُحُود kavramı is, kalple değil sadece dille inkâr edilen şey için kullanılır. Bu konu daha önce geçti.
ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ : Kendi tanıklığınızla bunu kabul etmiştiniz (2/Bakara 84); ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُوا أَقْرَرْنَا : Sonra yanınızdaki kitabı onaylayan bir peygamber gelince ona kesinlikle inanacak, kendisini destekleyeceksiniz’ diye söz aldı; ‘Bu direktifimi kabul ettiniz, omuzlarınıza yüklediğim bu görevi üstlendiniz mi?’ dedi. ‘Kabul ettik’ dediler (3/Âl-i İmrân 81).
Denilir ki; قَرَّتْ لَيْلَتُنَا تَقِرُّ : Gecemiz soğuk oldu, olmaktadır. يَوْمٌ قَرٌّ : Soğuk bir gün. لَيْلَةٌ قِرَّةٌ : Soğuk bir gece. قُرَّ فُلاَنٌ فَهُوَ مَقْرُورٌ : Falan kişiye soğuk isabet etti, üşüdü. حِرَّةٌ تَحْتَ قِرَّةٍ : Soğukluğun altında bir sıcaklık. قَرَرْتُ الْقِدْرَ أَقُرُّهَا : Tencereye soğuk su boşalttım. Boşaltılan bu suya قَرَارَة ve قَرِرَة denir.
اِقْتَرَّ فُلاَنٌ اِقْتِرَارًا : Falan kişi serinlendi, sözü tıpkı تَبَرَّدَ sözü gibidir. قَرَّتْ عَيْنُهُ تَقَرُّ : Gözü sevindi: كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا : Gözü sevinsin/aydın olsun (20/Tâhâ 40). Kendisiyle sevinilene, قُرَّةُ عَيْنٍ denir: قُرَّةُ عَيْنٍ لِي وَلَكَ : Benim için de, senin için de bir göz aydınlığı/mutluluk kaynağı (28/Kasas 9); وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا : Onlar; Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla, bizi muttakilere önder yap, derler (25/Furkân 74).
Bazılarına göre قُرَّة kelimesi, soğukluk anlamındaki قُرّ kökünden gelmektedir. Buna göre, قَرَّتْ عَيْنُهُ sözünün anlamı; gözü serinleşti ve sağlığına kavuştu, şeklinde olur. Bazıları ise şöyle der: Mutluluktan akan yaş soğuk; üzüntüden akan yaş ise sıcak olduğu için böyle denilmiştir. Bundan dolayı beddua edilen kişiye şöyle denir: أَسْخَنَ اللهُ عَيْنَهُ : Allah onun gözünü sıcak etsin/gözünden sıcak yaş akıtsın/onu mutsuz kılsın! Kimisine göre ise bu kelime قَرَار kökünden gelir. Buna göre cümlenin anlamı şöyle olur: Allah, ona, kendisiyle gözlerini alıkoyacağı bir şey versin ki, böylece başkasına tamah etmesin/göz dikmesin.
أَقَرَّ بِالْحَقِّ : Gerçeği itiraf etti ve kendi aleyhine onu ispat etti. تَقَرَّرَ اْلأَمْرُ عَلَى كَذَا : İş şunun üzerine gerçekleşti. قَارُورَة /Cam kap, bilinmektedir. Çoğulu قَوَارِير şeklinde gelir: قَوَارِيرَ مِنْ فِضَّةٍ : Gümüşten billur kaplar (76/İnsan 16); صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَارِيرَ : Camdan yapılmış, şeffaf bir zemindir (27/Neml 44). Âyette geçen قَوَارِير kelimesi, زُجَاج /cam anlamındadır.