ق ض ب (GĐB)
K-d-b
Allah buyurur ki: فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا * وَعِنَبًا وَقَضْبًا : Orada bitirdik, taneleri * Üzümler ve yoncaları (80/Abese 27-28). Bu âyetteki قَضْبًا kelimesi رَطْبَةً /yonca anlamındadır. مَقَاضِب : Yoncanın yetiştiği toprak. قَضِيب kelimesi de tıpkı قَضْب kelimesi gibidir. Ancak قَضِيب ağacın dalları için, قَضْب ise taze yonca için kullanılır. قَضْب : Yonca ve ağaç dallarını kesmektir. وَرُوِيَ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا رَأَى فيِ ثَوْبٍ تَصْلِيبًا قَضَبَهُ : Rivâyet edilir ki Hz. Peygamber bir elbisede haç işareti gördüğünde onu keserdi.
سَيْفٌ قَاضِبٌ وَقَضِيبٌ : Keskin kılıç. Buradaki قَضِيب formu, ism-i fâil, ilkinde ise ism-i mef’ûl anlamındadır. Arapların şu sözleri de böyledir: نَاقَةٌ قَضِيبٌ : Develer arasından alınıp henüz eğitilmeyen deve. Islah edilmeyen, terbiye dilmeyen her şeye مُقْتَضَب denir. Bu anlamdan, kişi kendi içinden pekiştirmeden söylediği söze اِقْتَضَبَ حَدِيثًا : Hazırlıksız/Doğaçtan konuştu, denir.