Sözlük

ق ر ب (GRB)

K-r-b

قُرْب ve بُعْد kelimeleri zıt anlamlıdırlar. Bu kökten şöyle denir: قَرُبْتُ مِنْهُ أَقْرُبُ، قَرَّبْتُهُ أَقْرُبُهُ قُرْبًا وَقُرْبَانًا : Ona yaklaştım, yaklaşmaktayım. Bu kelime; mekân, zaman, nispet, mevki, koruma ve güç konularında kullanılır.

Mekân ile ilgili âyetler:

وَقُلْنَا يَا آَدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ : Dedik ki: Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz (2/Bakara 35); وَلاَ تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ : Yetimin malına, rüştüne erinceye kadar en güzel şekilden başka türlü yaklaşmayın (6/En’âm 152); وَلاَ تَقْرَبُوا الزِّنَا إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلاً : Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur (17/İsrâ 32); يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا : Ey iman edenler! Müşrikler bir pisliktirler. Artık bu yıldan sonra Mescid- i Haram’a yaklaşmasınlar (9/Tevbe 28). وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ : Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay hâlinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın (2/Bakara 222). Bu son âyet erkeğin kadına özel günleri bitinceye kadar yaklaşmamasını bildiren kinâyeli bir anlatımdır. لاَ يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ : Müşrikler Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar (9/Tevbe 28); فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلاَ تَأْكُلُونَ : Onlara yaklaştırıp; yemez misiniz? dedi (51/Zâriyât 27).

Zaman ile ilgili âyetler:

اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ : İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı (21/Enbiyâ 1); فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ آَذَنْتُكُمْ عَلَى سَوَاءٍ وَإِنْ أَدْرِي أَقَرِيبٌ أَمْ بَعِيدٌ مَا تُوعَدُونَ : Eğer bu çağrına sırt çevirirlerse onlara de ki; bana gelen mesajı hepinize aynı şekilde duyurdum. Size yöneltilen tehdit yakın mıdır, yoksa uzak mıdır, onu bilemem (21/Enbiyâ 109).

Nispet ile ilgili âyetler:

وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفًا : Eğer miras bölüşümü sırasında pay sahibi olmayan akrabalar, yetimler ve yoksullar hazır bulunursa onlara da bir şeyler veriniz ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyiniz (4/Nisâ 8); وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَاْلأَقْرَبُونَ : Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır (4/Nisâ 7); وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لاَ يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى : Hiçbir günâhkâr başkasının günâhını yüklenmez. Günâh yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden bir şey taşınmaz (35/Fâtır 18); وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ إِنْ كُنْتُمْ آَمَنْتُمْ بِاللَّهِ وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ : Eğer Allah’a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah’ın, Peygamber’in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır (8/Enfâl 41); وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى : Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya iyi davranın (4/Nisâ 36); يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ : Yakınlığı olan bir yetime (90/Beled 15).

Mevki/İtibar ile ilgili âyetler:

لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ أَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلَّهِ وَلاَ الْمَلاَئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ : Ne Mesih Allah’a kul olmaktan kaçınır ve ne de (Allah’a) yakın (yüksek derece sahibi) melekler (4/Nisâ 172). Yüce Allah İsa (a.s.) ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَاْلآَخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ : O, dünyada da âhirette de saygın ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır (3/Âl-i İmrân 45); عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ : Bir kaynak ki, yakınlaştırılmış olanlar ondan içer (83/Mutaffifîn 28); فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ : Eğer ölmek üzere olan kişi (Allah’a) yakın olanlardan ise (56/Vâkıa 88); قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ : Firavun, evet, yenerseniz yakınlarımdan olacaksınız, dedi (7/A’râf 114); وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ اْلأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا : Biz ona Tur dağının sağ yanından seslendik ve onu hususi bir konuşmada bulunmak üzere kendimize yaklaştırdık (19/Meryem 52).

حَظْوَة /Mevki-itibar, قُرْبَة diye de ifâde edilmektedir: وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللَّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلاَ إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ : İnfak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve peygamberin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır (9/Tevbe 99); وَمَا أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلادُكُمْ بِالَّتِي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفَى : Ne mallarınız ve ne de evlâtlarınız size bizim katımızda yakınlık kazandırmaz (34/Sebe’ 37).

Koruma ile ilgili âyetler:

إِنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ : Şüphe yok ki, Allah’ın rahmeti, iyilik yapanlara yakındır (7/A’râf 56); وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ : Kullarım, sana Beni sorarsa; şüphesiz ki Ben, çok yakınım. Bana dua edince Ben, dua edenin duasına icabet ederim (2/Bakara 186).

Güç ile ilgili âyetler:

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ : Biz, insana şah damarından daha yakınız (50/Kâf 16); وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ : Biz ona sizden daha yakınız (56/Vâkıa 85). Burada sözü edilen yakınlık kudret/güç yetirme açısından olabilir.

قُرْبَان : Kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeydir. Örfte ise, boğazlanan kurban anlamında kullanılır olmuştur. Çoğulu قَرَابِين şeklinde gelir.

Bu bağlamda Allah buyurur ki: وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آَدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآَخَرِ : Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti (5/Mâide 27); الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلاَّ نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ : Onlar, Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız konusunda Allah bizden söz aldı, diyorlar. De ki, Benden önce, apaçık delillerle birlikte bu dediğinizi de size getiren elçiler geldi. Eğer doğru söylüyorsanız, onları niçin öldürdünüz? (3/Âl-i İmrân 183).

فَلَوْلاَ نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ قُرْبَانًا آَلِهَةً : Kendilerine Allah’ın nezdinde yakınlık sağlasınlar diye Allah’tan başka edindikleri ilâhlar, o müşrikleri kurtarsalardı ya! (46/Ahkâf 28) âyeti ise, Arapların, hizmetiyle krala yaklaşmaya çalışan kişi için söyledikleri قُرْبَانُ الْمَلِك sözleri anlamındadır. Bu kelime, hem tekil hem çoğul anlamında kullanılır. Bu âyette çoğul anlamında olduğu için hemen peşinden ( آَلِهَةً ) formu gelmiştir.

تَقَرُّب : Bir mevki edinmeyi gerektiren şeyi araştırmak ve kastetmektir. Yüce Allah’ın kula kurbu/yaklaşması ise, ona bol bağış ve ihsanda bulunması olup, mekân açısından ona yaklaşması değildir. Bundan dolayı şöyle rivâyet edilmiştir: أنَّ مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ قَالَ : إِلَهِي أَقَرِيبٌ أَنْتَ فَأُنَاجِيَكَ؟ أَمْ بَعِيدٌ فَأُنَادِيَكَ؟ فَقَالَ: لَوْ قَدَّرْتُ لَكَ الْبُعْدَ لَمَا اِنْتَهَيْتَ إِلَيْهِ، وَلَوْ قَدَّرْتُ لَكَ الْقُرْبَ لَمَا اِقْتَدَرْتَ عَلَيْهِ : Musa aleyhisselâm şöyle dedi: Ey Allahım! Sen yakında mısın ki sana münacatta bulunayım? Yoksa uzakta mısın ki sana sesleneyim? Allah dedi ki; eğer senin için uzaklığı takdir etseydim ona ulaşamazdın; eğer yakınlığı senin için takdir etseydim ona güç getiremezdin. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ : Biz, insana şah damarından daha yakınız (50/Kâf 16).

Gerçekte kulun Yüce Allah’a kurbu/yaklaşması ise, her ne kadar Yüce Allah’ın nitelendirildiği ölçüde olmasa bile, Yüce Allah’ın nitelendirilebildiği birçok niteliğe kulun sahip olmasıdır. Örneğin; hikmet, ilim, hilm, rahmet ve gına/zenginlik nitelikleri gibi. Bu da beşer gücü oranında cehâlet, serkeşlik ve kızgınlık gibi kirleri ve bedenî ihtiyaçları gidermekle olur. Bu yakınlık, bedenî değil, ruhanî bir yakınlıktır. İşte bu yakınlığa Hz. Peygamber, Yüce Allah’tan naklettiği şu hadislerle işaret etmektedir: مَنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا : Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. مَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِمِثْلِ أَدَاءِ مَا اِفْتَرَضْتُ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَيَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بَعْدَ ذَلِكَ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ ...: Kulum bana, kendisine farz kıldıklarımı yerine getirmekten daha fazla bir şeyle yaklaşmış olamaz. Bundan sonra da bana nafilelerle yaklaşır; ta ki onu sevinceye kadar ... vd.

Allah buyurur ki: وَلاَ تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ : Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar en güzel şekilden başka türlü yaklaşmayın (6/En’âm 152). Yaklaşmayın ifâdesi, yetimin malını almayı yasaklamaktan daha etkili bir anlatımdır. Çünkü ona yaklaşmanın yasaklanması, onu almanın yasaklanmasından daha fazla etkilidir. Şu âyet de bu anlamdadır: وَقُلْنَا يَا آَدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ : Dedik ki: Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz (2/Bakara 35).

وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ : Temizleninceye kadar kadınlara yaklaşmayın (2/Bakara 222). Bu âyet, erkeğin kadına özel günleri bitinceye kadar yaklaşmamasını bildiren kinâyeli bir anlatımdır. وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً Zinaya yaklaşmayın, şüphe yok o, ‘çirkin bir hayasızlık’ ve kötü bir yoldur (17/İsrâ 32).

قِرَاب kelimesi مُقَارَبَة /yaklaşık anlamındadır. Şair şöyle der:

فَإِنَّ قِرَابَ الْبَطْنِ يَكْفِيكَ مِْلأَهُ -366

366- Zira mideyi yaklaşık/hafif doldurman onu tam doldurmana yeterlidir.

قَدَحٌ قَرْبَانُ : Dolmaya yakın fincan. قِرْبَانُ الْمَرْأَةِ : Kadınla ilişkiye girmektir.

تَقْرِيبُ الْفَرَسِ : Atın koşmaya yakın bir şekilde yürümesidir.

قُرَاب kelimesi قَرِيب /yakın anlamındadır.

فَرَسٌ لاَحِقُ اْلأَقْرَابِ : Böğürleri birbirine ulaşan at demektir.

قِرَاب : ise, kılıç kını manasını taşır. Kimisine göre قِرَاب , kılıç kınının kendisi değil, onun üzerindeki cilde denir. Çoğulu قُرُب şeklinde gelir. قَرَبْتُ السَّيْفَ وَأَقْرَبْتُهُ : Kılıcı kınına koydum, denir.

رَجُلٌ قَارِبٌ : Suya yaklaşan adam. لَيْلَةُ الْقَرَبِ : Su üzerinde sabahlanan gece. أَقْرَبُوا إِبِلَهُمْ : Suyun başına erken varmak için develerini geceleyin yürüttüler.

مُقْرِب :: Sözcüğü, doğurması yaklaşan gebe anlamındadır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →