Sözlük

ق ط ر (GŦR)

K-t-r

Sözlükte kenar, bölge, mıntıka anlamına gelen قُطْرُ kelimesinin çoğulu أَقْطَار şeklinde gelir. Bu bağlamda Allah buyurur ki: يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَاْلإِنْسِ إِِنِِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَاْلآَرْضِ : Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin (55/Rahmân 33); وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لآتَوْهَا : Eğer onların üzerlerine her tarafından girilecek olsa, sonra da fitne çıkarmaları istense derhal onu yapacaklardı (33/Ahzâb 14).

قَطَرْتُهُ fiili, onu kenarı üzerine attım, demektir. Buna bağlı olarak تَقَطَّرَ fiili ise, yan tarafı üzerine düştü anlamına gelir. Yine düşme anlamından yola çıkılarak قََطَرَ الْمَطَرُ : yağmur yağdı denmektedir. Yağmura düşen/damlayan anlamında قَطْر adı da verilmiştir. Damla gibi, düzenli biçimde art arda gelen topluluğun bu hareketini anlatmak için تَقَاطَرَ الْقَوْمُ denir, peş peşe damladılar demektir. Peş peşe sıralanan develer için de قِطَارُ اْلإِبِلِ /deve katarı ifâdesi kullanılır. Yine bu bağlamda اَلإِنْفَاضُ يُقَطِّرُ الْجَلَبَ deyimi vardır ki, yokluk, develeri pazara sürdürür demektir. Yani, bir topluluk kıtlıkla karşılaşır ve azıkları azalırsa, develeri satmak için katarlar hâlinde pazara sürerler.

قَطِرَان ise, katrandan damlayacak durumda olandır. سَرَابِيلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشَى وُجُوهَهُمُ النَّارُ : Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar (14/İbrâhîm 50). Bu âyetteki قَطِرَان kelimesi مِنْ قِطْرٍ آنٍ şeklinde de okunmuştur. Yani, sıcaklığı kıvamına gelen eritilmiş bakırdan.

آَتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا : Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim (18/Kehf 96); burada geçen قِطْرًا kelimesi eritilmiş bakırdır.

وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ : Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder ...(3/Âl-i İmrân 75); وَآَتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنْطَارًا فَلاَََ تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا Öncekine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, ondan bir şey geri almayın (4/Nisâ 20).

قَنَاطِير kelimesi ise, قَنْطَرَة ’nın çoğuludur. Malın bir ölçüsü olarak kullanılan قَنْطَرَة lafzı ise, قَنْطَرَة /köprüye benzetilerek, hayatın geçimini sağlayacak kadar olanına denir. Bu ise, kendi normal şartları içinde sınırlandırılmış değildir; aksine, duruma göre değişebilen bir şeydir. Tıpkı غِِنَى (zenginlik) sözcüğü gibi. Zira, bazı insanlar, az bir şeyle kendini zengin sayar; diğer bazıları ise, çok servet ile de kendini zengin saymaz. Onun için bunun miktarını tayin etmede farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimileri, bunun ölçüsü, kırk okkadır, derler. Hasan el-Basri; bin ikiyüz (1200) dinardır derken, kimileri ise, bir sığır postu dolusu altın demişlerdir. Daha başka görüşler de vardır. Bu tıpkı, ulemânın, zenginliğin sınırını belirlemede farklı görüşler ileri sürmeleri gibidir.

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir (3/Âl-i İmrân 14), yani: Kantar kantar toplanmış olan. Bu aynı, دَرَاهِمُ مُدَرْهَمَةٌ Bir araya toplanmış dirhemler ve دَنَانِيرُ مُدَنَّرَةٌ Bir araya toplanmış dinarlar ifâdeleri gibidir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →