م ل ا (MLÊ) kökünün geçtiği ayetler
Doldurmak, tatmin etmek, yardım etmek. Gençliğin özsuyu veya canlılığı bir kişide daha dolu bir şekilde ortaya çıktı. Tatmin etmek/doymak. Yardım etmek, desteklemek, bir şeyi yapmak için uyum sağlamak. Toplantı. En üst seviye [bir yayı mümkün olduğunca geriye çekmek gibi]. Gücünün son noktası
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (40)
Bu kök Kur'an boyunca 40 kez, 15 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
الْمَلَاُ14 kez
A'raf 7:60الْمَلَاُl-meleuileri gelenler
A'raf 7:66الْمَلَاُl-meleuileri gelen
قَالَ الْمَلَاُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ اِنَّا لَنَرٰيكَ فِي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبِينَ
ḳāle l-meleu (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi innā le nerāke fī sefāhetin ve innā le neZunnuke mine l-kāƶibīne
Kavminin ileri gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz."
A'raf 7:75الْمَلَاُl-meleuileri gelenler
قَالَ الْمَلَاُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّهِ قَالُوا اِنَّا بِمَا اُرْسِلَ بِهِ مُؤْمِنُونَ
ḳāle l-meleu (e)lleƶīne stekberū min ḳavmihi li(e)lleƶīne stuD'ǐfū li men āmene minhum e teǎ'lemūne enne SāliHen murselun min rabbihi ḳālū innā bimā ursile bihi mu'minūne
Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, "Siz, Salih'in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?" dediler. Onlar da, "Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız" dediler.
A'raf 7:88الْمَلَاُl-meleuileri gelenler
قَالَ الْمَلَاُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَنُخْرِجَنَّكَ يَاشُعَيْبُ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِهِينَ
ḳāle l-meleu (e)lleƶīne stekberū min ḳavmihi le nuḣricenneke yā şuǎybu ve(e)lleƶīne āmenū meǎke min ḳaryetinā ev le teǔdunne fī milletinā ḳāle e ve lev kunnā kārihīne
Şu'ayb'ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız." Şu'ayb, "İstemesek de mi?" dedi.
A'raf 7:90الْمَلَاُl-meleuileri gelenler
وَقَالَ الْمَلَاُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ
ve ḳāle l-meleu (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi le ini ttebeǎ'tum şuǎyben innekum iƶen le ḣāsirūne
Şu'ayb'ın kavminden inkar eden ileri gelenler dediler ki: "(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu'ayb'a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz."
A'raf 7:109الْمَلَاُl-meleuileri gelenler
A'raf 7:127الْمَلَاُl-meleuileri gelen bir topluluk
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْيِ نِسَاءَهُمْ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ
ve ḳāle l-meleu min ḳavmi fir'ǎvne e teƶeru mūsā ve ḳavmehu li yufsidū fī l-erDi ve yeƶerake ve āliheteke ḳāle se nuḳattilu ebnā'ehum ve nesteHyī nisā'ehum ve innā fevḳahum ḳāhirūne
Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Musa'yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?" Firavun, "Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?" dedi.
Hud 11:27الْمَلَاُl-meleuileri gelenleri
فَقَالَ الْمَلَاُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذِينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِبِينَ
fe ḳāle l-meleu (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi mā nerāke illā beşeran miṧlenā ve mā nerāke ttebeǎke illā (e)lleƶīne hum erāƶilunā bādiye r-ra'yi ve mā nerā lekum ǎleynā min feDlin bel neZunnukum kāƶibīne
Kavminin inkar eden ileri gelenleri, "Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz" dediler.
Yusuf 12:43الْمَلَاُl-meleuefendiler
وَقَالَ الْمَلِكُ اِنِّٓي اَرٰى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍ يَاأَيُّهَا الْمَلَاُ اَفْتُونِي فِي رُءْيَايَ اِنْ كُنْتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ
ve ḳāle l-meliku innī erā seb'ǎ beḳarātin simānin ye'kuluhunne seb'ǔn ǐcāfun ve seb'ǎ sunbulātin ḣuDrin ve uḣara yābisātin yā eyyuhā l-meleu eftūnī fī ru'yāye in kuntum li r-ru'yā teǎ'burūne
Kral, "Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın" dedi.
Mü'minun 23:33الْمَلَاُl-meleuileri gelenler
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
ve ḳāle l-meleu min ḳavmihi (e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi liḳā'i l-āḣirati ve etrafnāhum fī l-Hayāti d-dunyā mā hāƶā illā beşerun miṧlukum ye'kulu mimmā te'kulūne minhu ve yeşrabu mimmā teşrabūne
O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."
Kasas 28:20الْمَلَاَl-meleeileri gelenler
وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَدِينَةِ يَسْعٰى قَالَ يَامُوسَىٰ اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ
ve cā'e raculun min aḳSā l-medīneti yes'ǎā ḳāle yā mūsā inne l-melee ye'temirūne bike li yeḳtulūke fe ḣruc innī leke mine n-nāSiHīne
Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim" dedi.
Kasas 28:38الْمَلَاُl-meleuileri gelenler
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاأَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرِي فَاَوْقِدْ لِي يَاهَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَلْ لِي صَرْحًا لَعَلِّي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنِّي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ
ve ḳāle fir'ǎvnu yā eyyuhā l-meleu mā ǎlimtu lekum min ilāhin ğayrī fe evḳid lī yā hāmānu ǎlā T-Tīni fe c'ǎl lī SarHen leǎllī eTTaliǔ ilā ilāhi mūsā ve innī le eZunnuhu mine l-kāƶibīne
Firavun, "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa'nın ilahına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.
Saffat 37:8الْمَلَاِl-meleimelekleri
لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ
lā yessemmeǔne ilā l-melei l-eǎ'lā ve yuḳƶefūne min kulli cānibin
(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
Sad 38:6الْمَلَاُl-meleubir grup
وَانْطَلَقَ الْمَلَاُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ
ve nTaleḳa l-meleu minhum eni mşū ve Sbirū ǎlā ālihetikum inne hāƶā le şey'un yurādu
(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dini inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
وَمَلَا۬ئِهِ6 kez
A'raf 7:103وَمَلَا۬ئِهِve meleihive onun ileri gelenlerine
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَظَلَمُوا بِهَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
ṧumme beǎṧnā min beǎ'dihim mūsā bi āyātinā ilā fir'ǎvne ve meleihi fe Zelemū bihā fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne
Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkar ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.
Yunus 10:75وَمَلَا۬ئِهِve meleihive onun ileri gelenlerine
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى وَهٰرُونَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ بِاٰيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ
ṧumme beǎṧnā min beǎ'dihim mūsā ve hārūne ilā fir'ǎvne ve meleihi bi āyātinā fe stekberū ve kānū ḳavmen mucrimīne
Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Musa ve Harun'u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.
Hud 11:97وَمَلَا۬ئِهِve meleihive adamlarına
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَاتَّبَعُوا اَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ
ilā fir'ǎvne ve meleihi fe ttebeǔ emra fir'ǎvne ve mā emru fir'ǎvne bi raşīdin
(96-97) Andolsun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi.
Mü'minun 23:46وَمَلَا۬ئِهِve meleihive ileri gelen adamlarına
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ
ilā fir'ǎvne ve meleihi fe stekberū ve kānū ḳavmen ǎālīne
(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.
Kasas 28:32وَمَلَا۬ئِهِve meleihive onun adamlarına
اُسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
usluk yedeke fī ceybike teḣruc beyDā'e min ğayri sū'in ve Dmum ileyke cenāHake mine r-rahbi fe ƶānike burhānāni min rabbike ilā fir'ǎvne ve meleihi innehum kānū ḳavmen fāsiḳīne
"Elini koynuna sok. (Alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek (toparlan). İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına (göstermen için) Rabbin tarafından (sana verilen) iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler."
Zuhruf 43:46وَمَلَا۬ئِهِve meleihive ileri gelen adamlarına
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَقَالَ اِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
ve leḳad erselnā mūsā bi āyātinā ilā fir'ǎvne ve meleihi fe ḳāle innī rasūlu rabbi l-ǎālemīne
Andolsun, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, "Şüphesiz ben alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
لَاَمْلَـَٔنَّ4 kez
A'raf 7:18لَاَمْلَـَٔنَّle emleennedolduracağım
قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫مًا مَدْحُورًا لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَعِينَ
ḳāle ḣruc minhā meƶ'ūmen medHūran le men tebiǎke minhum le emleenne cehenneme minkum ecmeǐyne
Allah, dedi ki: "Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum."
Hud 11:119لَاَمْلَـَٔنَّle emleenneandolsun dolduracağım
اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ
illā men raHime rabbuke ve li ƶālike ḣaleḳahum ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme mine l-cinneti ve n-nāsi ecmeǐyne
(118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
Secde 32:13لَاَمْلَـَٔنَّle emleennemutlaka dolduracağım
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ
ve lev şi'nā le āteynā kulle nefsin hudāhā ve lākin Haḳḳa l-ḳavlu minnī le emleenne cehenneme mine l-cinneti ve n-nāsi ecmeǐyne
Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, "Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım" sözüm gerçekleşecektir.
Sad 38:85لَاَمْلَـَٔنَّle emleenneelbette dolduracağım
الْمَلَؤُا4 kez
Mü'minun 23:24الْمَلَؤُاl-meleūileri gelenler
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ
fe ḳāle l-meleū (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi mā hāƶā illā beşerun miṧlukum yurīdu en yetefeDDele ǎleykum ve lev şā'e (a)llahu le enzele melāiketen mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne
Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
Neml 27:29الْمَلَؤُاl-meleūileri gelenler
Neml 27:32الْمَلَؤُاl-meleūileri gelenler
قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَؤُا اَفْتُونِي فِي اَمْرِي مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْرًا حَتّٰى تَشْهَدُونِ
ḳālet yā eyyuhā l-meleū eftūnī fī emrī mā kuntu ḳāTiǎten emran Hattā teşhedūni
"Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem."
Neml 27:38الْمَلَؤُاl-meleūileri gelenler
فَمَالِؤُ۫نَ2 kez
Saffat 37:66فَمَالِؤُ۫نَfe māliūneve dolduracaklardır
Vakıa 56:53فَمَالِؤُ۫نَfe māliūnedolduracaklar
الْمَلَأِ1 kez
Bakara 2:246الْمَلَأِl-meleiileri gelenlerini
اَلَمْ تَرَ اِلَى الْمَلَأِ مِنْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى اِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ اَلَّا تُقَاتِلُوا قَالُوا وَمَا لَنَا اَلَّا نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
e lem tera ilā l-melei min benī isrāīle min beǎ'di mūsā iƶ ḳālū li nebiyyin lehumu b'ǎṧ lenā meliken nuḳātil fī sebīli (a)llahi ḳāle hel ǎseytum in kutibe ǎleykumu l-ḳitālu ellā tuḳātilū ḳālū ve mā lenā ellā nuḳātile fī sebīli (a)llahi ve ḳad uḣricnā min diyārinā ve ebnāinā fe lemmā kutibe ǎleyhimu l-ḳitālu tevellev illā ḳalīlen minhum ve(a)llahu ǎlīmun bi Z-Zālimīne
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O, "Ya üzerinize savaş farz kılındığı halde, savaşmayacak olursanız?" demişti. Onlar, "Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda niye savaşmayalım" diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
مِلْءُ1 kez
Al-i İmran 3:91مِلْءُmil'udolusu
اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِهِ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
inne (e)lleƶīne keferū ve mātū ve hum kuffārun fe len yuḳbele min eHadihim mil'u l-erDi ƶeheben ve levi ftedā bihi ulāike lehum ǎƶābun elīmun ve mā lehum min nāSirīne
Şüphesiz inkar edip kafir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
وَمَلَا۬ئِهِمْ1 kez
Yunus 10:83وَمَلَا۬ئِهِمْve meleihimve adamlarının
فَمَا اٰمَنَ لِمُوسٰٓى اِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلٰى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْاَرْضِ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ
fe mā āmene li mūsā illā ƶurriyyetun min ḳavmihi ǎlā ḣavfin min fir'ǎvne ve meleihim en yeftinehum ve inne fir'ǎvne le ǎālin fī l-erDi ve innehu le mine l-musrifīne
Firavun ve ileri gelenlerinin kötülük yapmaları korkusu ile kavminin küçük bir bölümünden başkası Musa'ya iman etmedi. Çünkü Firavun, o yerde zorba bir kişi idi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
وَمَلَاَهُ1 kez
Yunus 10:88وَمَلَاَهُve meleehuve adamlarına
وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ زِينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِكَ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلِيمَ
ve ḳāle mūsā rabbenā inneke āteyte fir'ǎvne ve meleehu zīneten ve emvālen fī l-Hayāti d-dunyā rabbenā li yuDillū ǎn sebīlike rabbenā Tmis ǎlā emvālihim ve şdud ǎlā ḳulūbihim fe lā yu'minū Hattā yeravu l-ǎƶābe l-elīme
Musa, şöyle dedi: "Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler."
مَلَاٌ1 kez
Hud 11:38مَلَاٌmeleunileri gelenler
وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ
ve yeSneǔ l-fulke ve kullemā merra ǎleyhi meleun min ḳavmihi seḣirū minhu ḳāle in tesḣarū minnā fe innā nesḣaru minkum ke mā tesḣarūne
(Nuh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz."
وَلَمُلِئْتَ1 kez
Kehf 18:18وَلَمُلِئْتَve le muli'teve içine dolardı
وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَصِيدِ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا
ve teHsebuhum eyḳāZen ve hum ruḳūdun ve nuḳallibuhum ƶāte l-yemīni ve ƶāte ş-şimāli ve kelbuhum bāsiTun ƶirāǎyhi bi l-veSīdi levi TTaleǎ'te ǎleyhim le velleyte minhum firāran ve le muli'te minhum ruǎ'ben
Uykuda oldukları halde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.