← Sureler

Mushaf — 226. Sayfa

‹
/ 604
›
11. Hud Suresi

(Nuh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz."

وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ

ve yeSneǔ l-fulke ve kullemā merra ǎleyhi meleun min ḳavmihi seḣirū minhu ḳāle in tesḣarū minnā fe innā nesḣaru minkum ke mā tesḣarūne

Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız.

فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ

fe sevfe teǎ'lemūne men ye'tīhi ǎƶābun yuḣzīhi ve yeHillu ǎleyhi ǎƶābun muḳīmun

Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nuh'a dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki ailen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.

حَتّٰٓى اِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَ وَمَا اٰمَنَ مَعَهُ اِلَّا قَلِيلٌ

Hattā iƶā cā'e emrunā ve fāra t-tennūru ḳulnā Hmil fīhā min kullin zevceyni ṧneyni ve ehleke illā men sebeḳa ǎleyhi l-ḳavlu ve men āmene ve mā āmene meǎhu illā ḳalīlun

(Nuh), "Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." dedi.

وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭيهَا وَمُرْسٰيهَا اِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ

ve ḳāle rkebū fīhā b(i)smi (a)llahi mecrāhā ve mursāhā inne rabbī le ğafūrun raHīmun

Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, "Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkarcılarla birlikte olma" diye seslendi.

وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِي مَعْزِلٍ يَابُنَيَّ ارْكَبْ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرِينَ

ve hiye tecrī bihim fī mevcin ke l-cibāli ve nādā nūHun bnehu ve kāne fī meǎ'zilin yā buneyye rkeb meǎnā ve lā tekun meǎ l-kāfirīne

O, "Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi. Nuh, "Bugün Allah'ın rahmet ettikleri hariç, O'nun azabından korunacak hiç kimse yoktur" dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.

قَالَ سَاٰوِٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاءِ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ

ḳāle s(e) āvī ilā cebelin yeǎ'Simunī mine l-māi ḳāle lā ǎāSime l-yevme min emri (a)llahi illā men raHime ve Hāle beynehumā l-mevcu fe kāne mine l-muğraḳīne

"Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu" denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cudi'ye oturdu ve "Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" denildi.

وَقِيلَ يَاأَرْضُ ابْلَعِي مَاءَكِ ويَاسَمَاءُ اَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

ve ḳīle yā erDu bleǐy māeki ve yā semāu eḳliǐy ve ğīDe l-māu ve ḳuDiye l-emru ve stevet ǎlā l-cūdiyyi ve ḳīle buǎ'den li l-ḳavmi Z-Zālimīne

Nuh, Rabbine seslenip şöyle dedi: "Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin va'din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin."

وَنَادٰى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْنِي مِنْ اَهْلِي وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ

ve nādā nūHun rabbehu fe ḳāle rabbi inne bnī min ehlī ve inne veǎ'deke l-Haḳḳu ve ente eHkemu l-Hākimīne