ح ز ن (ḪZN) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Üzülmek, yas tutmak/ağlamak/inlemek, kederli/üzgün/mutsuz olmak, bir kişinin üzülmesine veya mutsuz ya da kederli olmasına neden olmak, engebeli veya sert olmak [bir yer veya zemin için], ayrıca (bir hayvan için) yürüyüşünün düzensiz olması veya binilmesi kolay olmaması, ince ve yakınmalı bir sesle okumak veya ezberden söylemek, insanlara karşı kabalık kullanmak, acı/keder/üzüntü ifade etmek.

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (42)

Bu kök Kur'an boyunca 42 kez, 15 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

يَحْزَنُونَ13 kez

Bakara 2:38يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülenlerden

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

ḳulnā hbiTū minhā cemīǎn fe immā ye'tiyennekum minnī huden fe men tebiǎ hudāye fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

"İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.

Bakara 2:62يَحْزَنُونَyeHzenūnehüzün

اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـِٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

inne (e)lleƶīne āmenū ve(e)lleƶīne hādū ve n-neSārā ve S-Sābiīne men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve ǎmile SāliHen fe lehum ecruhum ǐnde rabbihim ve lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir).

Bakara 2:112يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülmek

بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

belā men esleme vechehu li (a)llahi ve huve muHsinun fe lehu ecruhu ǐnde rabbihi ve lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

Bakara 2:262يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülmeyeceklerdir

اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا اَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا اَذًى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

(e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehum fī sebīli (a)llahi ṧumme lā yutbiǔne mā enfeḳū mennen ve lā eƶen lehum ecruhum ǐnde rabbihim ve lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab'leri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.

Bakara 2:274يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülmeyeceklerdir

اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

(e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehum bi l-leyli ve n-nehāri sirran ve ǎlāniyeten fe lehum ecruhum ǐnde rabbihim ve lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

Bakara 2:277يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülmeyeceklerdir

اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

inne (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ve eḳāmū S-Salāte ve ātevu z-zekāte lehum ecruhum ǐnde rabbihim ve lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.

Al-i İmran 3:170يَحْزَنُونَyeHzenūneüzüntüye uğramayacaklarına

فَرِحِينَ بِمَا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

feriHīne bimā ātāhumu (a)llahu min feDlihi ve yestebşirūne bi(e)lleƶīne lem yelHaḳū bihim min ḣalfihim ellā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

(169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.

Maide 5:69يَحْزَنُونَyeHzenūneüzüntü

اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِؤُ۫نَ وَالنَّصَارٰى مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

inne (e)lleƶīne āmenū ve(e)lleƶīne hādū ve S-Sābiūne ve n-neSārā men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve ǎmile SāliHen fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir.)

En'am 6:48يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülecek de

وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ اِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ فَمَنْ اٰمَنَ وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

ve mā nursilu l-murselīne illā mubeşşirīne ve munƶirīne fe men āmene ve eSleHa fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

A'raf 7:35يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülmeyeceklerdir

يَابَنِي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِي فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

yā benī ādeme immā ye'tiyennekum rusulun minkum yeḳuSSūne ǎleykum āyātī fe meni tteḳā ve eSleHa fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Ey Ademoğulları! İçinizden size benim ayetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah'a karşı gelmekten sakınır ve halini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.

Yunus 10:62يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülmeyeceklerdir

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

elā inne evliyā'e (a)llahi lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.

Zümer 39:61يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülmezler

وَيُنَجِّي اللّٰهُ الَّذِينَ اتَّقَوْا بِمَفَازَتِهِمْ لَا يَمَسُّهُمُ السُّوءُ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

ve yuneccī (a)llahu (e)lleƶīne tteḳav bi mefāzetihim lā yemessuhumu s-sū'u ve lā hum yeHzenūne

Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.

Ahkaf 46:13يَحْزَنُونَyeHzenūneüzülecek

اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

inne (e)lleƶīne ḳālū rabbunā (a)llahu ṧumme steḳāmū fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

"Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.

تَحْزَنْ7 kez

Tevbe 9:40تَحْزَنْteHzenüzülme

اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلٰى وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّٰهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

illā tenSurūhu fe ḳad neSarahu (a)llahu iƶ eḣracehu (e)lleƶīne keferū ṧāniye ṧneyni iƶ humā fī l-ğāri iƶ yeḳūlu li SāHibihi lā teHzen inne (a)llahe meǎnā fe enzele (a)llahu sekīnetehu ǎleyhi ve eyyedehu bi cunūdin lem teravhā ve ceǎle kelimete (e)lleƶīne keferū s-suflā ve kelimetu (a)llahi hiye l-ǔlyā ve(a)llahu ǎzīzun Hakīmun

Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke'den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, "Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber" diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Hicr 15:88تَحْزَنْteHzenüzülme

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِهِ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ

lā temuddenne ǎyneyke ilā mā metteǎ'nā bihi ezvācen minhum ve lā teHzen ǎleyhim ve ḣfiD cenāHake li l-mu'minīne

Kafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü'minlere (şefkat) kanadını indir.

Nahl 16:127تَحْزَنْteHzenüzülme

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ

ve Sbir ve mā Sabruke illā bi(a)llahi ve lā teHzen ǎleyhim ve lā teku fī Deyḳin mimmā yemkurūne

Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.

Ta-Ha 20:40تَحْزَنَteHzeneüzülmesin

اِذْ تَمْشِي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَامُوسَىٰ

iƶ temşī uḣtuke fe teḳūlu hel edullukum ǎlā men yekfuluhu fe raceǎ'nāke ilā ummike key teḳarra ǎynuhā ve lā teHzene ve ḳatelte nefsen fe necceynāke mine l-ğammi ve fetennāke futūnen fe lebiṧte sinīne fī ehli medyene ṧumme ci'te ǎlā ḳaderin yā mūsā

"Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve "size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?" diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen'e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tur'a) geldin ey Musa!"

Neml 27:70تَحْزَنْteHzenüzülme

وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُنْ فِي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ

ve lā teHzen ǎleyhim ve lā tekun fī Deyḳin mimmā yemkurūne

Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.

Kasas 28:13تَحْزَنَteHzeneüzülmesin (diye)

فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّهِ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

fe radednāhu ilā ummihi key teḳarra ǎynuhā ve lā teHzene ve li teǎ'leme enne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne

Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.

Ankebut 29:33تَحْزَنْteHzenüzülme

وَلَمَّا اَنْ جَاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ

ve lemmā en cā'et rusulunā lūTen sī'e bihim ve Dāḳa bihim ƶer'ǎn ve ḳālū lā teḣaf ve lā teHzen innā muneccūke ve ehleke illā mraeteke kānet mine l-ğābirīne

Elçilerimiz Lut'a geldiklerinde, Lut, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, "Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helak edilenlerden olacaktır."

يَحْزُنْكَ5 kez

Al-i İmran 3:176يَحْزُنْكَyeHzunkeseni üzmesin

وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔا يُرِيدُ اللّٰهُ اَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْاٰخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

ve lā yeHzunke (e)lleƶīne yusāriǔne fī l-kufri innehum len yeDurrū (a)llahe şey'en yurīdu (a)llahu ellā yec'ǎle lehum HaZZen fī l-āḣirati ve lehum ǎƶābun ǎZīmun

Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır.

Maide 5:41يَحْزُنْكَyeHzunkeseni üzmesin

يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫تِيتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

yā eyyuhā r-rasūlu lā yeHzunke (e)lleƶīne yusāriǔne fī l-kufri mine (e)lleƶīne ḳālū āmennā bi efvāhihim ve lem tu'min ḳulūbuhum ve mine (e)lleƶīne hādū semmāǔne li l-keƶibi semmāǔne li ḳavmin āḣarīne lem ye'tūke yuHarrifūne l-kelime min beǎ'di mevāDiǐhi yeḳūlūne in ūtītum hāƶā fe ḣuƶūhu ve in lem tu'tevhu fe Hƶerū ve men yuridi (a)llahu fitnetehu fe len temlike lehu mine (a)llahi şey'en ulāike (e)lleƶīne lem yuridi (a)llahu en yuTahhira ḳulūbehum lehum fī d-dunyā ḣizyun ve lehum fī l-āḣirati ǎƶābun ǎZīmun

Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları halde, ağızlarıyla "İnandık" diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının." Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.

Yunus 10:65يَحْزُنْكَyeHzunkeseni üzmesin

وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve lā yeHzunke ḳavluhum inne l-ǐzzete li (a)llahi cemīǎn huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Onların (inkarcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün güç Allah'ındır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Lokman 31:23يَحْزُنْكَyeHzunkeseni üzmesin

وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

ve men kefera fe lā yeHzunke kufruhu ileynā merciǔhum fe nunebbiuhum bimā ǎmilū inne (a)llahe ǎlīmun bi ƶāti S-Sudūri

Kim inkar ederse, onun inkarı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah, göğüslerin içindekini (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

Yasin 36:76يَحْزُنْكَyeHzunkeseni üzmesin

فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

fe lā yeHzunke ḳavluhum innā neǎ'lemu mā yusirrūne ve mā yuǎ'linūne

(Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

تَحْزَنُوا3 kez

Al-i İmran 3:139تَحْزَنُواteHzenūüzülmeyin

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

ve lā tehinū ve lā teHzenū ve entumu l-eǎ'levne in kuntum mu'minīne

Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.

Al-i İmran 3:153تَحْزَنُواteHzenūüzülmeyesiniz

اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا اَصَابَكُمْ وَاللّٰهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

iƶ tuS'ǐdūne ve lā telvūne ǎlā eHadin ve r-rasūlu yed'ǔkum fī uḣrākum fe eṧābekum ğammen bi ğammin li keylā teHzenū ǎlā mā fetekum ve lā mā eSābekum ve(a)llahu ḣabīrun bimā teǎ'melūne

Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Fussilet 41:30تَحْزَنُواteHzenūüzülmeyin

اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

inne (e)lleƶīne ḳālū rabbunā (a)llahu ṧumme steḳāmū tetenezzelu ǎleyhimu l-melāiketu ellā teḣāfū ve lā teHzenū ve ebşirū bi l-cenneti lletī kuntum tūǎdūne

Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va'dedilmekte olan cennetle sevinin!"

تَحْزَنُونَ2 kez

A'raf 7:49تَحْزَنُونَteHzenūneüzülecek de

اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذِينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

e hā'ulā'i (e)lleƶīne eḳsemtum lā yenāluhumu (a)llahu bi raHmetin dḣulū l-cennete lā ḣavfun ǎleykum ve lā entum teHzenūne

"Sizin, 'Allah bunları rahmete erdirmez' diye yemin ettikleriniz şunlar mı?" (Sonra cennetliklere dönerek) "Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz" derler.

Zuhruf 43:68تَحْزَنُونَteHzenūneüzülmeyeceksiniz

يَاعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

yā ǐbādi lā ḣavfun ǎleykumu l-yevme ve lā entum teHzenūne

(68-69) (Allah, şöyle der:) "Ey ayetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de."

الْحُزْنِ2 kez

Yusuf 12:84الْحُزْنِl-Huznikeder-

وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَاأَسَفَىٰ عَلٰى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ

ve tevellā ǎnhum ve ḳāle yā esefā ǎlā yūsufe ve byeDDet ǎynāhu mine l-Huzni fe huve keZīmun

Onlardan yüz çevirdi ve, "Vah! Yusuf'a vah!" dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. O artık acısını içinde saklıyordu.

Fatır 35:34الْحَزَنَl-Hazenetasayı

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ

ve ḳālū l-Hamdu li (a)llahi elleƶī eƶhebe ǎnnā l-Hazene inne rabbenā le ğafūrun şekūrun

Şöyle derler: "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."

تَحْزَنِي2 kez

Meryem 19:24تَحْزَنِيteHzenīüzülme

فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَا اَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا

fe nādāhā min teHtihā ellā teHzenī ḳad ceǎle rabbuki teHteki seriyyen

Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı."

Kasas 28:7تَحْزَنِيteHzenīüzülme

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِعِيهِ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي اِنَّا رَادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ

ve evHaynā ilā ummi mūsā en erDiǐyhi fe iƶā ḣifti ǎleyhi fe elḳīhi fī l-yemmi ve lā teḣāfī ve lā teHzenī innā rāddūhu ileyki ve cāǐlūhu mine l-murselīne

Musa'nın annesine, "Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye ilham ettik.

لَيَحْزُنُكَ1 kez

En'am 6:33لَيَحْزُنُكَle yeHzunukeseni üzüyor

قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلٰكِنَّ الظَّالِمِينَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ

ḳad neǎ'lemu innehu le yeHzunuke elleƶī yeḳūlūne fe innehum lā yukeƶƶibūneke ve lākinne Z-Zālimīne bi āyāti (a)llahi yecHadūne

Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah'ın ayetlerini inadına inkar ediyorlar.

حَزَنًا1 kez

Tevbe 9:92حَزَنًاHazenenüzüntüden

وَلَا عَلَى الَّذِينَ اِذَا مَا اَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَا اَجِدُ مَا اَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوْا وَاَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا اَلَّا يَجِدُوا مَا يُنْفِقُونَ

ve lā ǎlā (e)lleƶīne iƶā mā etevke li teHmilehum ḳulte lā ecidu mā eHmilukum ǎleyhi tevellev ve eǎ'yunuhum tefīDu mine d-dem'ǐ Hazenen ellā yecidū mā yunfiḳūne

Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin, "Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum" dediğin; bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur.

لَيَحْزُنُنِي1 kez

Yusuf 12:13لَيَحْزُنُنِيle yeHzununībeni üzer

قَالَ اِنِّي لَيَحْزُنُنِي اَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ

ḳāle innī le yeHzununī en teƶhebū bihi ve eḣāfu en ye'kulehu ƶ-ƶi'bu ve entum ǎnhu ğāfilūne

Babaları, "Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum."

وَحُزْنِي1 kez

Yusuf 12:86وَحُزْنِيve Huznīve tasamı

قَالَ اِنَّمَٓا اَشْكُوا بَثِّي وَحُزْنِي اِلَى اللّٰهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

ḳāle innemā eşkū beṧṧī ve Huznī ilā (a)llahi ve eǎ'lemu mine (a)llahi mā lā teǎ'lemūne

Yakub, "Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim" dedi.

يَحْزُنُهُمُ1 kez

Enbiya 21:103يَحْزُنُهُمُyeHzunuhumuonları tasalandırmaz

لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

lā yeHzunuhumu l-fezeǔ l-ekberu ve teteleḳḳāhumu l-melāiketu hāƶā yevmukumu elleƶī kuntum tūǎdūne

En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, "İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür" diyerek karşılarlar.

وَحَزَنًا1 kez

Kasas 28:8وَحَزَنًاve Hazenenve başlarına derd

فَالْتَقَطَهُ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـِٔينَ

fe lteḳaTahu ālu fir'ǎvne li yekūne lehum ǎduvven ve Hazenen inne fir'ǎvne ve hāmāne ve cunūdehumā kānū ḣāTiīne

Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Haman ve onların askerleri hata yapıyorlardı.

يَحْزَنَّ1 kez

Ahzab 33:51يَحْزَنَّyeHzennetasalanmamalarına

تُرْجِي مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ وَتُـْٔوِٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَاءُ وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَا اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَلِيمًا

turcī men teşā'u minhunne ve tu'vī ileyke men teşā'u ve meni bteğayte mimmen ǎzelte fe lā cunāHa ǎleyke ƶālike ednā en teḳarra eǎ'yunuhunne ve lā yeHzenne ve yerDeyne bimā āteytehunne kulluhunne ve(a)llahu yeǎ'lemu mā fī ḳulūbikum ve kāne (a)llahu ǎlīmen Halīmen

Ey Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

لِيَحْزُنَ1 kez

Mücadele 58:10لِيَحْزُنَli yeHzuneüzülsünler diye

اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيْـًٔا اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

innemā n-necvā mine ş-şeyTāni li yeHzune (e)lleƶīne āmenū ve leyse bi Dārrihim şey'en illā bi iƶni (a)llahi ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mu'minūne

O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için ancak şeytandan kaynaklanmaktadır. Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça, mü'minlere hiçbir zarar verebilecek değildir. Öyle ise mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler.