Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.

فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّهِ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

fe radednāhu ilā ummihi key teḳarra ǎynuhā ve lā teHzene ve li teǎ'leme enne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَرَدَدْنَاهُfe radednāhuر د دGeri göndermek, geri döndürmek, reddetmek, kabul etmemek, geri püskürtmek, geri dönmek, eski haline getirmek, geri vermek, başvurmak, tekrar vermek, tekrar almak, tekrarlamak, geri gitmek, orijinal durumuna dönmek, karşılık vermek, cevaplamak. Maraddun - dönülen yer. Mardud - eski haline getirilmiş, önlenmiş. İrtadda (8. fiil) - geri dönmek, tekrar dönmek, iade edilmek. Taradda (5. fiil) - tedirgin olmak, ileri geri hareket etmek.böylece onu geri verdik
2اِلٰٓىilā
3اُمِّهِummihiا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]annesine
4كَيْkeyiçin
5تَقَرَّteḳarraق ر رSerin olmak veya serinlemek, sessiz kalmak, sebatlı olmak, sağlam olmak, ferahlamak, istikrarlı olmak, sağlam olmak, almak tatmin etmek, doğrulamak, kabul etmek, yerleşmek, sürmek. Karar - istikrar, sabit veya güvenli bir yer, emanet yeri, ilerideki yer. Kurratun - serinlik, keyif. Akarra (fiil 4) - onaylamak, dinlendirmek veya kalmaya sebep olmak. İstakarra (fiil 10) - sağlam kalmak. Müstakırrun - sağlam şekilde sabit kalan veya onaylanan, gizlenen, kalıcı olan, kesinlikle gerçekleşen, varlığında/hedefinde/amacında yerleşik olan. Müstakar - sağlam şekilde sabit/yerleşik, geçici ikamet, mesken. Kurratun - serinlik, ferahlık, neşe ve rahatlık kaynağı. Kawarir (karuratun'un çoğulu) - bardaklar, kristaller.aydın olması
6عَيْنُهَاǎynuhāع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.gözü
7وَلَاve lāve
8تَحْزَنَteHzeneح ز نÜzülmek, yas tutmak/ağlamak/inlemek, kederli/üzgün/mutsuz olmak, bir kişinin üzülmesine veya mutsuz ya da kederli olmasına neden olmak, engebeli veya sert olmak [bir yer veya zemin için], ayrıca (bir hayvan için) yürüyüşünün düzensiz olması veya binilmesi kolay olmaması, ince ve yakınmalı bir sesle okumak veya ezberden söylemek, insanlara karşı kabalık kullanmak, acı/keder/üzüntü ifade etmek.üzülmesin (diye)
9وَلِتَعْلَمَve li teǎ'lemeع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnameve bilmesi için
10اَنَّenneşüphesiz ki
11وَعْدَveǎ'deو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)va'di
12اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
13حَقٌّHaḳḳunح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhaktır
14وَلٰكِنَّve lākinneve fakat
15اَكْثَرَهُمْekṧerahumك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.çokları
16لَا
17يَعْلَمُونَyeǎ'lemūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilmezler

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken, gözü aydın olsun, ışıklansın ve mahzûn olmasın ve Allah'ın vaadettiği şeyin, şüphesiz gerçek olduğunu bilsin diye tekrar anasına verdik onu, fakat insanların çoğu bilmez.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken, gözü aydın olsun, ışıklansın ve mahzûn olmasın ve Allahʼın vaadettiği şeyin, şüphesiz gerçek olduğunu bilsin diye tekrar anasına verdik onu, fakat insanların çoğu bilmez.

Adem Uğur

Böylelikle biz onu, anasına, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vâdinin gerçek olduğunu bilsin diye geriverdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.

Ahmed Hulusi

Nihayet Onu anasına geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, mahzun olmasın ve bilsin ki, Allah'ın vaadi Hak'tır. . . Fakat onların çoğu bilmezler.

Ahmet Tekin

Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, mutlu olsun, hüzünlenmesin, Allah’ın va’dinin doğru, gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri verdik. Fakat yine de onların pek çoğu bunu bilmezler.

Ahmet Varol

Böylece onu, gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri çevirdik. Ancak onların çoğu bilmezler.

Ali Bulaç

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.

Ali Fikri Yavuz

İşte böylece onu annesine geri verdik ki, gözü aydın olsun, kederlenmesin ve Allah’ın vaadinin şüphe götürmez hak olduğunu bilsin. Fakat (Mısır halkının) çoğu bunu bilmezler.

Ali Rıza Safa

Onu, annesine geri verdik. Gözü aydın olsun ve üzülmesin; Allah'ın verdiği sözün kesinlikle gerçek olduğunu da bilsin diye. Fakat onların çoğu bilmez.

Bayraktar Bayraklı

Böylece biz onu, anasına "Gözü aydın olsun, gam çekmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin" diye, geri verdik. Fakat onların çoğu bilmezler.

Bekir Sadak

Boylece onu, annesinin gozu aydin olsun, uzulmesin, Allah'in verdigi sozun gercek oldugunu bilsin diye, ona geri cevirdik. Fakat cogu bilmezler. *

Celal Yıldırım

Böylece onu, tekrar anasına döndürdük ki gözü aydınlık olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin. Ne var ki onların çoğu bunu (bu gerçeği ve taşıdığı hikmeti) bilmezler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Böylelikle biz annesinin gönlü rahatlasın, gam çekmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye onu annesine geri verdik; fakat oradakilerin çoğu bunu bilmiyorlardı.

Diyanet İşleri

Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.

Diyanet İşleri (eski)

Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.

Diyanet Vakfi

Böylelikle biz onu, anasına, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vâdinin gerçek olduğunu bilsin diye geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Böylece Biz, Musa'yı annesine geri verdik ki, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin kesinlikle gerçek olduğunu bilsin diye; fakat çokları bilmezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu suretle onu anasına iade eyledik ki gözü aydın olsun da huzünlenmesin ve bilsin ki Allahın va'di muhakkak haktır ve lakin çokları bilmezler

Erhan Aktaş

Derken gözü aydın olsun, üzülmesin diye onu annesine kavuşturduk. Ve Allah'ın sözünün gerçek olduğunu fakat onların çoğunun bunu anlamadığını bilsin.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Derken gözü aydın olsun, üzülmesin diye onu annesine kavuşturduk. Ve Allah'ın sözünün gerçek olduğunu fakat onların çoğunun bunu anlamadığını bilsin.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Derken onu; gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın sözünün gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri verdik. Ne var ki onların çoğu bunu bilmezler.

Fizilal-il Kuran

Böylece biz onu annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çoğu bunu bilmez.

Gültekin Onan

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Tanrı'nın vaadinin hak olduğunu bilmesi için onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.

Hamdi Döndüren

Böylece biz onu, gözü aydın olsun, tasalanmasın ve Allah’ın sözünün gerçek olduğunu bilsin diye, annesine kavuşturduk. Fakat yine de onların çoğu (bunu) bilmezler.

Hasan Basri Çantay

İşte (böylece) onu anasına iaade etdik. Taki gözü aydın olsun, tasalanmasın, Allahın va'dinin şübhesiz bir hak olduğunu bilsin. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

Hasib Asutay

Böylece biz onu annesine geri verdik (6) ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın ve Allah'ın va'dinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler. (6. Musa böylece memeden kesilinceye kadar annesinin yanında kaldı, daha sonra Firavun'a teslim edildi.)

Hayrat Neşriyat

Böylece onu annesine geri verdik ki, gözü aydın olsun, üzülmesin ve şübhesiz, Allah’ın va'dinin gerçek olduğunu bilsin! Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

İbni Kesir

Böylece onun gözü aydın olsun, tasalanmasın ve Allah'ın vaadinin mutlak gerçek olduğunu bilsin diye, annesine geri verdik. Ama onların çoğu bilmezler.

Mehmet Okuyan

Böylelikle gözü aydın olsun, (daha fazla) üzülmesin ve insanların çoğu bilmeseler bile Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye biz onu (Musa'yı) annesine geri vermiştik.

Muhammed Esed

İşte böylece, o'nu annesine kavuşturduk ki gözü gönlü aydınlansın, artık üzülmesin ve onların çoğu bunu bilmeseler bile o, Allah'ın verdiği sözün mutlaka gerçekleşeceğini bilsin!

Mustafa İslamoğlu

Ve sonunda onu annesine döndürdük kü, gözü aydın olsun ve üzülmesin diye... Dahası insanların çoğu bunu bilmese de, kendisi Allah'ın vaadinin kesin bir gerçek olduğunu bilsin diye...

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık O'nu validesine döndürdük ki, gözü aydın olsun ve mahzun olmasın ve bilmiş olsun ki, Allah'ın vaadi şüphe yok ki haktır, velâkin onların çoğu bilmezler.

Ömer Öngüt

Böylece biz onu annesine geri verdik ki, gözü aydın olsun da üzülmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çoğu bunu bilmezler.

Suat Yıldırım

Böylece onu annesine kavuşturduk ki gözü aydın olsun, tasalanmasın ve Allah’ın vâdinin gerçek olduğunu, fakat insanların çoğunun bunu anlamadıklarını öğrensin.

Süleyman Ateş

Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları bilmezler.

Süleymaniye Vakfı

Böylece onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun ve üzülmesin. Bir de bilsin ki Allah'ın vaadi yerine gelir. Ancak çoğu kimse bunu bilmez.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Böylece onu anasına geri getirdik ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin . Bir de bilsin ki Allah'ın verdiği söz yerine getirilir. Ancak onların çoğu bunu bilmezler.

Şaban Piriş

Böylece onu; gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri verdik. Fakat, onların çoğu bilmezler.

Tefhim-ul Kuran

Böylelikle, gözünün aydın olması, hüzne kapılmaması ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.

Ümit Şimşek

Onu annesine böylece kavuşturduk-tâ ki annesinin gözü aydın olsun, tasalanmasın ve bilsin ki Allah'ın vaadi haktır; lâkin insanların çoğu bunu bilmez.

Yaşar Nuri Öztürk

Nihayet Musa'yı öz anasına geri çevirdik ki, o ananın gözü aydın olsun, kederlenmesin ve Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilsin. Fakat çokları bunu bilmezler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Beləliklə, Biz onu öz anasına qaytardıq ki, gözü aydın olsun, kədərlənməsin və Allahın vədinin haqq olduğunu bilsin. Lakin onların çoxu bunu bilmir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Beləliklə, gözü aydın olsun, (oğlunun ayrılığına) kədərlənməsin və Allahın vəʼdinin haqq olduğunu bilsin deyə, (Musanı) anasına qaytardıq. Lakin onların (insanların, yaxud Firʼon əhlinin) əksəriyyəti (Allahın vəʼdinin doğru olduğunu) bilməz!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

So führten Wir ihn zu seiner Mutter zurück, damit sie sich freue und sich nicht gräme und wisse, daß Gottes Verheißung wahr ist, auch wenn die meisten Menschen es nicht wissen.

Almanca — Der Edle Quran

So brachten Wir ihn zu seiner Mutter zurück, damit sie frohen Mutes und nicht mehr traurig sei und damit sie wissen sollte, daß Allahs Versprechen wahr ist. Aber die meisten von ihnen wissen nicht.

Almanca — M. A. Rassoul

Dann gaben Wir ihn seiner Mutter zurück, damit ihr Auge mit Freude erfüllt würde und damit sie sich nicht grämte und damit sie wüßte, daß Allahs Verheißung wahr sei. Jedoch die meisten von ihnen wissen es nicht.

Almanca — Muhammad Zaidan

So brachten WIR ihn zu seiner Mutter zurück, damit sie sich erfreut und nicht traurig wird und damit sie zweifelsohne weiß, daß ALLAHs Versprechen wahr ist. Doch die meisten von ihnen wissen es nicht.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And there, did We restore him to his mother so that she would be delighted and her eyes speak content and she would take off the robe of grief and realize that the promise of Allah is an absolute certainty even though most people are indeed ignorant of this very fact.

Abdul Haleem

We restored him to his mother in this way, so that she might be comforted, not grieve, and know that God’s promise is true, though most of them do not know.

Abdullah Yusuf Ali

Thus did We restore him to his mother, that her eye might be comforted, that she might not grieve, and that she might know that the promise of Allah is true: but most of them do not understand.

Abul A'la Maududi

Thus did We restore Moses to his mother that her eyes might be comforted and she might not grieve, and realise that the promise of Allah was true. But most people are unaware of this.

Aisha Bewley

That is how We returned him to his mother so that she might delight her eyes and feel no grief and so that she would know that Allah’s promise is true. But most of them do not know this.

Al-Hilali & Khan

So did We restore him to his mother, that her eye might be comforted, and that she might not grieve, and that she might know that the Promise of Allâh is true. But most of them know not.

Ali Quli Qarai

Thus We restored him to his mother so that she might be comforted and not grieve, and that she might know that Allah’s promise is true, but most of them do not know.

Amatul Rahman Omar

This was how We restored him to his mother so that she might be consoled (to see her child) and should no longer grieve and that she might know that the promise of Allâh was true; (a fact which) most of these (disbelievers of the Holy Prophet) do not know.

Arthur John Arberry

So We returned him to his mother, that she might be comforted and not sorrow, and that she might know that the promise of God is true; but most of them do not know.

Bijan Moeinian

Thus I returned Moses back to his mother [with the economic and prestigious backing of the Pharaoh] to calm her down, remove her worries and prove to her that: "God never reneges His Promise" but most people are not aware of this fact.

E. Henry Palmer

So we restored him to his mother that her eye might be cheered, and that she might not grieve, and that she might know that the promise of God is true, though most of them know not.

Edip-Layth

Thus, We returned him to his mother, so that she may be pleased and not be saddened, and to let her know that God's promise is the truth. However, most of them do not know.

George Sale

And, at their desire, she brought his mother to them. So We restored him to his mother, that her mind might be set at ease, and that she might not be afflicted; and that she might know that the promise of God was true: But the greater part of mankind know not the truth.

Hamid S. Aziz

And We made unlawful (or unacceptable) for him the wet-nurses. And she (his sister) said, "Shall I guide you to the people of a house who will bring him up for you, and who will be sincere and devoted?"

Mahmoud Ghali

So We turned him back to his mother so that she might comfort her eye and not grieve, and that she might know that the promise of Allah is true; but most of them do not know.

Marmaduke Pickthall

So We restored him to his mother that she might be comforted and not grieve, and that she might know that the promise of Allah is true. But most of them know not.

Mohamed Ahmed - Samira

Thus We restored him to his mother that she may be tranquil and not grieve, and know that the promise of God is true, though most men do not know.

Muhammad Asad

And thus We restored him to his mother, so that her eye might he gladdened, and that she might grieve no longer, and that she might know that God’s promise always comes true - even though most of them know it not!

Mustafa Khattab

This is how We returned him to his mother so that her heart would be put at ease, and not grieve, and that she would know that Allah’s promise is ˹always˺ true. But most people do not know.

Progressive Muslims

Thus, We returned him to his mother, so that she may be pleased and not be saddened, and to let her know that God's promise is the truth. However, most of them do not know.

Sahih International

So We restored him to his mother that she might be content and not grieve and that she would know that the promise of Allah is true. But most of the people do not know.

Sam Gerrans

So We restored him to his mother, that her eye be comforted and she grieve not, and that she might know that the promise of God is true; but most of them know not.

Shabbir Ahmed

And thus We restored him to his mother so that her eye might be gladdened and that she might grieve no longer, and that she might know that Allah's Promise always comes true. But most of them know not.

Syed Vickar Ahamed

Like this We brought him back to his mother, so that her eye might be comforted, and that she might not feel sad, and that she might know that the Promise of Allah is True: But most of them do not understand.

Taqi Usmani

Thus We brought him back to his mother, so that her eye might have comfort and she might not grieve, and so that she might know that Allah’s promise is true, but most of them do not know.

The Monotheist Group

Thus, We returned him to his mother, so that she may be pleased and not be saddened, and to let her know that the promise of God is the truth. However, most of them do not know.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ainsi Nous le rendîmes à sa mère, afin que son œil se réjouisse, quʹelle ne sʹaffligeât pas et quʹelle sût que la promesse dʹAllah est vraie. Mais la plupart dʹentre eux ne savent pas.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Vêca me ew li dayîka wî vegerand da ku çavê wê pê ronî bibe, xemgîn nebe û bizanibe ku peymana Xwedê (dayî) heq û rast e. Lê belê pirên mirovan (vê) nizanin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zo brachten Wij hem naar zijn moeder terug opdat zij vreugde aan hem zou beleven en niet bedroefd zou zijn en opdat zij zou weten dat de toezegging van God waar is; maar de meesten van hen weten het niet.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zoo gaven wij hem aan zijne moeder terug, opdat zij zich weder zou troosten en opdat zij niet bedroefd zou worden, en opdat zij weten zou, dat de belofte van God waar was; maar het grootste deel der menschen kent de waarheid niet.

Hollandaca — Siregar

Toen deden Wij hem tot zijn moeder terugkeren, opdat haar oog verkoeld werd en zij niet bedroefd was, en opdat zij wist dat de belofte van Allah waar is. Maar de meesten van hen weten niet.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И вернули Мы его [Мусу] к его матери, чтобы глаз ее утешился [чтобы она была спокойной] и чтобы она не печалилась (расставанию с ним) и знала, что обещание [[Аллах Всевышний обещал ей, что вернет ее сына.]] Аллаха – истина, но однако большинство их [многобожников] не знает (этого)!

Rusça — Osmanov

И Мы вернули младенца к матери, чтобы утешились ее глаза, чтобы она не горевала и знала, что обещание Аллаха непреложно. Но ведь большая часть их (т. е. неверных) не ведает [об этом].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Så gav Vi honom tillbaka till hans moder, så att hennes ögon fick glädjas och hon kunde glömma sin sorg och för att hon skulle veta att Guds löfte är sanning - (vilket) de flesta inte vet.