ق س م (GSM) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Bölmek, düzenlemek, ayırmak, pay etmek, dağıtmak. Qasamun - yemin. Qismatun - bölme, ayrım, bölüştürme, pay etme. Maqsumun - bölünmüş/belirgin. Muqassimun (fiil 2) - yemin eden, pay eden kişi. Qasama (fiil 3) - yemin etmek. Aqsama (fiil 4) - yemin etmek. Taqasama (fiil 6) - birbirine yemin etmek. Muqtasimun (fiil 8) - bölen kişi. Istaqsama (fiil 10) - kura çekmek. Tastaqsimu - bölüşüm ararsın.

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (33)

Bu kök Kur'an boyunca 33 kez, 19 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

اُقْسِمُ8 kez

Vakıa 56:75اُقْسِمُuḳsimuyemin ederim

فَلَا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ

fe lā uḳsimu bi mevāḳiǐ n-nucūmi

(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

Hakka 69:38اُقْسِمُuḳsimuyemin ederim

فَلَا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

fe lā uḳsimu bimā tubSirūne

(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Mearic 70:40اُقْسِمُuḳsimuyemin ederim ki

فَلَا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَ

fe lā uḳsimu bi rabbi l-meşāriḳi ve l-meğāribi innā le ḳādirūne

(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.

Kıyamet 75:1اُقْسِمُuḳsimuand içerim

لَا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ

lā uḳsimu bi yevmi l-ḳiyāmeti

Kıyamet gününe yemin ederim.

Kıyamet 75:2اُقْسِمُuḳsimuand içerim

وَلَا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ

ve lā uḳsimu bi n-nefsi l-levvāmeti

(Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).

Tekvir 81:15اُقْسِمُuḳsimuyemin ederim

فَلَا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ

fe lā uḳsimu bi l-ḣunnesi

(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,

İnşikak 84:16اُقْسِمُuḳsimuand içerim

فَلَا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِ

fe lā uḳsimu bi ş-şefeḳi

Yemin ederim şafağa,

Beled 90:1اُقْسِمُuḳsimuand içerim

لَا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِ

lā uḳsimu bi hāƶā l-beledi

(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.

وَاَقْسَمُوا4 kez

En'am 6:109وَاَقْسَمُواve eḳsemūve yemin ettiler

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ اَنَّهَٓا اِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in cā'ethum āyetun le yu'minunne bihā ḳul innemā l-āyātu ǐnde (a)llahi ve mā yuş'ǐrukum ennehā iƶā cā'et lā yu'minūne

Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?"

Nahl 16:38وَاَقْسَمُواve eḳsemūve yemin ettiler

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim lā yeb'ǎṧu (a)llahu men yemūtu belā veǎ'den ǎleyhi Haḳḳan ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

Onlar, "Allah, ölen bir kimseyi diriltmez" diye var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah'ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Nur 24:53وَاَقْسَمُواve eḳsemūve yemin ettiler

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُلْ لَا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in emertehum le yeḣrucunne ḳul lā tuḳsimū Tāǎtun meǎ'rūfetun inne (a)llahe ḣabīrun bimā teǎ'melūne

Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."

Fatır 35:42وَاَقْسَمُواve eḳsemūve yemin ettiler

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَهُمْ نَذِيرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِ فَلَمَّا جَاءَهُمْ نَذِيرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًا

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in cā'ehum neƶīrun le yekūnunne ehdā min iHdā l-umemi fe lemmā cā'ehum neƶīrun mā zādehum illā nufūran

Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.

اَقْسَمُوا2 kez

Maide 5:53اَقْسَمُواeḳsemūyemin edenler

وَيَقُولُ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذِينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِرِينَ

ve yeḳūlu (e)lleƶīne āmenū e hā'ulā'i (e)lleƶīne eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim innehum le meǎkum HabiTat eǎ'māluhum fe eSbeHū ḣāsirīne

(O zaman) iman edenler derler ki: "Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin edenler şunlar mı?" Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.

Kalem 68:17اَقْسَمُواeḳsemūonlar yemin etmişlerdi

اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

innā belevnāhum ke mā belevnā eSHābe l-cenneti iƶ eḳsemū le yeSrimunnehā muSbiHīne

Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.

فَيُقْسِمَانِ2 kez

Maide 5:106فَيُقْسِمَانِfe yuḳsimāniyemin etsinler

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِمِينَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū şehādetu beynikum iƶā HaDera eHadekumu l-mevtu Hīne l-veSiyyeti ṧnāni ƶevā ǎdlin minkum ev āḣarāni min ğayrikum in entum Derabtum fī l-erDi fe eSābetkum muSībetu l-mevti teHbisūnehumā min beǎ'di S-Salāti fe yuḳsimāni bi(a)llahi ini rtebtum lā neşterī bihi ṧemenen ve lev kāne ƶā ḳurbā ve lā nektumu şehādete (a)llahi innā iƶen le mine l-āṧimīne

Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, "Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin ederler.

Maide 5:107فَيُقْسِمَانِfe yuḳsimāniyemin ederler

فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا اِثْمًا فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُنَا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ

fe in ǔṧira ǎlā ennehumā steHaḳḳā iṧmen fe āḣarāni yeḳūmāni meḳāmehumā mine (e)lleƶīne steHaḳḳa ǎleyhimu l-evleyāni fe yuḳsimāni bi(a)llahi le şehādetunā eHaḳḳu min şehādetihimā ve mā ǎ'tedeynā innā iƶen le mine Z-Zālimīne

(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve "Allah'a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz" diye yemin ederler.

اَقْسَمْتُمْ2 kez

A'raf 7:49اَقْسَمْتُمْeḳsemtumyemin ettiğiniz

اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذِينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

e hā'ulā'i (e)lleƶīne eḳsemtum lā yenāluhumu (a)llahu bi raHmetin dḣulū l-cennete lā ḣavfun ǎleykum ve lā entum teHzenūne

"Sizin, 'Allah bunları rahmete erdirmez' diye yemin ettikleriniz şunlar mı?" (Sonra cennetliklere dönerek) "Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz" derler.

İbrahim 14:44اَقْسَمْتُمْeḳsemtumyemininizi

وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَرِيبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ اَوَلَمْ تَكُونُوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ

ve enƶiri n-nāse yevme ye'tīhimu l-ǎƶābu fe yeḳūlu (e)lleƶīne Zelemū rabbenā eḣḣirnā ilā ecelin ḳarībin nucib deǎ'veteke ve nettebiǐ r-rusule e ve lem tekūnū eḳsemtum min ḳablu mā lekum min zevālin

(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, "Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim" diyecekler. Onlara şöyle denilecek: "Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?"

قِسْمَةٌ2 kez

Necm 53:22قِسْمَةٌḳismetunbir taksimdir

تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ضِيزٰى

tilke iƶen ḳismetun Dīzā

Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.

Kamer 54:28قِسْمَةٌḳismetunpaylaştırılacağını

وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ

ve nebbi'hum enne l-māe ḳismetun beynehum kullu şirbin muHteDerun

"Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun."

الْقِسْمَةَ1 kez

Nisa 4:8الْقِسْمَةَl-ḳismete(miras) taksim(in)de

وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

ve iƶā HaDera l-ḳismete ūlū l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīnu fe rzuḳūhum minhu ve ḳūlū lehum ḳavlen meǎ'rūfen

Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin.

تَسْتَقْسِمُوا1 kez

Maide 5:3تَسْتَقْسِمُواtesteḳsimūve kısmet (şans) aramanız

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِ ذٰلِكُمْ فِسْقٌ اَلْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

Hurrimet ǎleykumu l-meytetu ve d-demu ve leHmu l-ḣinzīri ve mā uhille li ğayri (a)llahi bihi ve l-munḣaniḳatu ve l-mevḳūƶetu ve l-muteraddiyetu ve n-neTīHatu ve mā ekele s-sebuǔ illā mā ƶekkeytum ve mā ƶubiHa ǎlā n-nuSubi ve en testeḳsimū bi l-ezlāmi ƶālikum fisḳun l-yevme yeise (e)lleƶīne keferū min dīnikum fe lā teḣşevhum ve ḣşevni l-yevme ekmeltu lekum dīnekum ve etmemtu ǎleykum niǎ'metī ve raDītu lekumu l-islāme dīnen fe meni DTurra fī meḣmeSatin ğayra mutecānifin li iṧmin fe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun

Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah'a itaatten kopmak)tır. Bugün kafirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

وَقَاسَمَهُمَا1 kez

A'raf 7:21وَقَاسَمَهُمَاve ḳāsemehumāve onlara yemin etti

وَقَاسَمَهُمَا اِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ

ve ḳāsemehumā innī le kumā le mine n-nāSiHīne

"Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim" diye de onlara yemin etti.

مَقْسُومٌ1 kez

Hicr 15:44مَقْسُومٌmeḳsūmunayrılmıştır

لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ

lehā seb'ǎtu ebvābin li kulli bābin minhum cuz'un meḳsūmun

Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.

الْمُقْتَسِمِينَ1 kez

Hicr 15:90الْمُقْتَسِمِينَl-muḳtesimīnekısımlara ayıranlara

كَمَا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِينَ

ke mā enzelnā ǎlā l-muḳtesimīne

Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.

تُقْسِمُوا1 kez

Nur 24:53تُقْسِمُواtuḳsimūyemin etmeyin

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُلْ لَا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in emertehum le yeḣrucunne ḳul lā tuḳsimū Tāǎtun meǎ'rūfetun inne (a)llahe ḣabīrun bimā teǎ'melūne

Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."

تَقَاسَمُوا1 kez

Neml 27:49تَقَاسَمُواteḳāsemūand içerek

قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِهِ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

ḳālū teḳāsemū bi(a)llahi le nubeyyitennehu ve ehlehu ṧumme le neḳūlenne li veliyyihi mā şehidnā mehlike ehlihi ve innā le Sādiḳūne

Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: "Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; 'Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz', diyeceğiz."

يُقْسِمُ1 kez

Rum 30:55يُقْسِمُyuḳsimuyemin ederler

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ

ve yevme teḳūmu s-sāǎtu yuḳsimu l-mucrimūne mā lebiṧū ğayra sāǎtin ke ƶālike kānū yu'fekūne

Kıyametin kopacağı gün suçlular, (dünyada) bir andan fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar (dünyada haktan) işte böyle döndürülüyorlardı.

يَقْسِمُونَ1 kez

Zuhruf 43:32يَقْسِمُونَyeḳsimūnebölüştürüyorlar

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

e hum yeḳsimūne raHmete rabbike neHnu ḳasemnā beynehum meǐyşetehum fī l-Hayāti d-dunyā ve rafeǎ'nā beǎ'Dehum fevḳa beǎ'Din deracātin li yetteḣiƶe beǎ'Duhum beǎ'Dan suḣriyyen ve raHmetu rabbike ḣayrun mimmā yecmeǔne

Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.

قَسَمْنَا1 kez

Zuhruf 43:32قَسَمْنَاḳasemnātaksim ettik

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

e hum yeḳsimūne raHmete rabbike neHnu ḳasemnā beynehum meǐyşetehum fī l-Hayāti d-dunyā ve rafeǎ'nā beǎ'Dehum fevḳa beǎ'Din deracātin li yetteḣiƶe beǎ'Duhum beǎ'Dan suḣriyyen ve raHmetu rabbike ḣayrun mimmā yecmeǔne

Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.

فَالْمُقَسِّمَاتِ1 kez

Zariyat 51:4فَالْمُقَسِّمَاتِfe l-muḳassimātitaksim edenlere andolsun

فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًا

fe l-muḳassimāti emran

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

لَقَسَمٌ1 kez

Vakıa 56:76لَقَسَمٌle ḳasemunbir yemindir

وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

ve innehu le ḳasemun lev teǎ'lemūne ǎZīmun

(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

قَسَمٌ1 kez

Fecr 89:5قَسَمٌḳasemunbir yemin

هَلْ فِي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ

hel fī ƶālike ḳasemun li ƶī Hicrin

Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.