Kıyametin kopacağı gün suçlular, (dünyada) bir andan fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar (dünyada haktan) işte böyle döndürülüyorlardı.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ

ve yevme teḳūmu s-sāǎtu yuḳsimu l-mucrimūne mā lebiṧū ğayra sāǎtin ke ƶālike kānū yu'fekūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَيَوْمَve yevmeي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecive gün
2تَقُومُteḳūmuق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbaşladığı
3السَّاعَةُs-sāǎtuس و عKötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmaksa'at
4يُقْسِمُyuḳsimuق س مBölmek, düzenlemek, ayırmak, pay etmek, dağıtmak. Qasamun - yemin. Qismatun - bölme, ayrım, bölüştürme, pay etme. Maqsumun - bölünmüş/belirgin. Muqassimun (fiil 2) - yemin eden, pay eden kişi. Qasama (fiil 3) - yemin etmek. Aqsama (fiil 4) - yemin etmek. Taqasama (fiil 6) - birbirine yemin etmek. Muqtasimun (fiil 8) - bölen kişi. Istaqsama (fiil 10) - kura çekmek. Tastaqsimu - bölüşüm ararsın.yemin ederler
5الْمُجْرِمُونَl-mucrimūneج ر مBir şeyi kesmek veya koparmak, bir şey kazanmak/elde etmek/edinmek, birini suç işlemeye yönlendirmek veya teşvik etmek, bir suç/günah/kabahat/hata işlemek, itaatsizlik yapmak, açık/net olmak, bir şeyi tamamlamak, bir şeyi bitirmek veya sonlandırmak [tamamlandığında].suçlular
6مَا
7لَبِثُواlebiṧūل ب ثGeciktirmek, oyalanmak, geçici olarak kalmak/konaklamak, duraklamak/beklemek/ummak/durmak/kalmak, sabırlı olmak.kalmadıklarına
8غَيْرَğayraغ ي رgetirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek; dışında (münhasıran), hariç, olmadan; yalan; [a manãs] başkasının sözde hakkı olan şeye katılımından hoşlanmama; küçümseme şüphesinden kaçınmak için kutsal veya dokunulmaz olana özen gösterme; Müslüman bir hükümette özgür gayrimüslim tebaanın tanınma simgesi; devesinin eşyalarını üzerinden çıkarıp onu rahatlatmak ve kolaylaştırmak isteyen kişi. mughiraat - akıncılar.-ten başka
9سَاعَةٍsāǎtinس و عKötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmakbir sa'at-
10كَذٰلِكَke ƶālikeişte
11كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinonlar
12يُؤْفَكُونَyu'fekūneا ف كDurumunu/tavrını değiştirmek, geri çevirmek/döndürmek, fikir/yargı değiştirmek/saptırmak, aldatmak, yalan/yanlış söylemek, devirmek, baştan çıkarmak.(böyle) çevriliyorlardı

Tüm mealler

Meal seçin (63 / 63 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve kıyâmetin koptuğu gün suçlular, ancak bir an yatıp eğlendiklerine and içerler; işte böyle asılsız şeylere kapılıyordu onlar.

Ahmed Hulusi

O saatin (ölüm) geldiği süreçte suçlular, (beden yaşamında) bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. . . Böylece çevriliyorlardı. (Rabbin indinde bir gün beden yaşamına göre bin yıldır; bağlantısı. )

Ali Bulaç

Kıyamet saatinin kopacağı gün, suçlu günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.

Ali Rıza Safa

Ve evrenlerin sonu gelip çattığı gün, suçlular, bir saatten çok kalmadıklarına yemin edeceklerdir. İşte böyle çevriliyorlar.

Bayraktar Bayraklı

Kıyamet koptuğu gün, suçlular dünyada ancak pek kısa kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar dünyada haktan böyle döndürülüyorlardı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Günaha saplanmış olanlar kıyamet koptuğu gün (dünyada) sadece çok kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar haktan (oradayken de) böyle saptırılıyorlardı.

Diyanet İşleri

Kıyametin kopacağı gün suçlular, (dünyada) bir andan fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar (dünyada haktan) işte böyle döndürülüyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Vaktin gelip kıyametin koptuğu gün suçlular, (dünyada) bir saatten fazla durmadıklarına yemin ederler. Önce de böyle (haktan) çevriliyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki saat gelir Kıyamet kopar, mücrimler, bir saatten fazla durmadıklarına yemin ederler evvel de böyle çeviriliyorlardı

Erhan Aktaş

Kıyamet'in koptuğu gün, mücrimler dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle döndürülüyorlardı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kıyametin koptuğu gün, mücrimler dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle döndürülüyorlardı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Kıyametin koptuğu gün, suçlular dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle döndürülüyorlardı.

Gültekin Onan

Kıyamet saatinin kopacağı gün, suçlu günahkarlar tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.

Hamdi Döndüren

Kıyamet koptuğu gün, suçlular dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına dair yemin ederler. İşte onlar, dünyada da böyle aldanıyorlardı!

Hasan Basri Çantay

Kıyametin kopacağı gün günahkarlar bir saatden başka kalmadıklarına yemin eder (ler). İşte onlar (dünyada da haktan) böyle döndürülüyorlar (yalan söylüyorlar) dı.

Hasib Asutay

Kıyamet koptuğu gün, suçlular (dünyada) kısa bir zamandan fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar (Haktan) böyle çevriliyorlardı.

İbni Kesir

Kıyametin kopacağı gün; suçlular bir saatten başka kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar, böylece aldatılıp döndürülürler.

Mehmet Okuyan

O (Son) Saat gerçekleştiği gün, suçlular (dünyada) ancak kısa bir süre kaldıklarına dair yemin edeceklerdir. İşte onlar (dünyada da gerçeklerden) böyle döndürülüyorlardı.

Muhammed Esed

(Size ölümü veren ve zamanı geldiğinde yeniden diriltecek olan O'dur!) Ve Son Saat gelip çattığında, günaha saplanmış olanlar, (yeryüzünde) bir saatten fazla kalmadıklarına yemin edeceklerdir, onlar kendilerini böylece (hayat boyu) kandırırlar!

Mustafa İslamoğlu

Ve Son Saat gelip çattığı gün suça batmış olanlar, dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin edecekler; böylece kendilerine (dahi) yalan söylemiş olacaklar.

Süleyman Ateş

(Duruşma) Sa'at(i) başladığı gün, suçlular, (dünyada veya Berzahta) bir sa'atten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle çevriliyorlardı.

Süleymaniye Vakfı

Kıyamet /mezardan kalkış saati geldiği gün suçlular, "(dünyada) sadece kısa bir süre kaldık" diye yemin ederler. Onlar (daha önce de) bu şekilde yalana sürüklenirlerdi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Kıyamet saati geldiği gün suçlular, dünyada bir saatten fazla kalmadık diye yemin ederler. Onlar (dünyada da) bu şekilde yalana sürüklenirlerdi.

Şaban Piriş

Kıyamet saatinin geldiği gün, suçlular, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte böyle yalan söylerlerdi.

Yaşar Nuri Öztürk

Saat gelip kıyamet koptuğu gün, günahkarlar dünyada bir saatten başka kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle çevriliyorlardı.

Azerice (1)

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Qiyamət qopacağı gün (saat) günahkarlar (qəbirlərində və dünyada) bir saatdan artıq qalmadıqlarına and içərlər. Onlar (axirətdə belə yalan danışdıqları kimi, dünyada da batilə uyub haqdan) belə döndərilirdilər (yoldan çıxardılırdılar).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wenn die Stunde der Auferstehung kommt, werden die Frevler schwören, daß sie im Diesseits nur eine Stunde verweilt hätten. So haben sie sich täuschen lassen!

Almanca — Der Edle Quran

Und am Tag, da sich die Stunde erhebt, schwören die Übeltäter, sie hätten nicht länger als eine Stunde verweilt. So pflegten sie sich (von der Wahrheit) abwendig machen zu lassen.

Almanca — M. A. Rassoul

Und an dem Tage, wo die Stunde herankommt, werden die Schuldigen schwören, daß sie nicht länger als eine Stunde (auf Erden) weilten - so sehr sind sie an (Selbsttäuschung gewöhnt.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und an dem Tag, wenn die Stunde sich ereignet, schwören die schwer Verfehlenden, sie blieben nicht länger als eine Stunde. Solcherart wurden sie belogen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And the Day when the Final Hour has come to pass, the wicked steeped in crime shall swear they only reposed for an hour. And just as they shall make the wrong estimate of time, similarly they will have done in life, they wrongly estimate the truth and they favour declination from religion.

Abdul Haleem

On the Day the Hour comes, the guilty will swear they lingered no more than an hour- they have always been deluded-

Abdullah Yusuf Ali

On the Day that the Hour (of Reckoning) will be established, the transgressors will swear that they tarried not but an hour: thus were they used to being deluded!

Abul A'la Maududi

On that Day when the Hour will come to pass the wicked shall swear that they had stayed (in the world) no more than an hour. Thus they used to be deceived in the life of the world.

Aisha Bewley

On the Day the Last Hour arrives, the evildoers will swear they have not even tarried for an hour. That is the extent to which they are deceived.

Al-Hilali & Khan

And on the Day that the Hour will be established, the Mujrimûn (criminals, disbelievers, polytheists, sinners) will swear that they stayed not but an hour - thus were they ever deluded [away from the truth (i.e. they used to tell lies and take false oaths, and turn away from the truth) in this life of the world)]

Ali Quli Qarai

And on the day when the Hour sets in the guilty will swear that they had remained only for an hour. That is how they were used to lying [in the world].

Amatul Rahman Omar

And on the day when the Hour shall arrive (and the Resurrection takes place) the guilty will swear that they stayed (in the world) for not more than a very brief period. Just as they had been turned away (from the right way so they will be turned away from Allâh's protection on that day).

Arthur John Arberry

Upon the day when the Hour is come, the sinners shall swear they have not tarried above an hour; so they were perverted.

Bijan Moeinian

When man is resurrected, the wrongdoers swear that their whole life was not more than an hour long! For the same token, they were wrong in other perceptions of theirs [about other matters that they used to deny as they did not have any understanding of what the truth is all about. ]

E. Henry Palmer

And on the day when the Hour shall rise, the sinners shall swear that they have not tarried save an hour; thus were they wont to lie!

Edip-Layth

The day the moment is established, the criminals will swear that they have remained only for a moment! Thus they were deluded.

George Sale

On the day whereon the last hour shall come, the wicked will swear that they have not tarried above an hour: In like manner did they utter lies in their life-time.

Hamid S. Aziz

Allah is He Who created you from a state of weakness then He gave strength after weakness, then ordained weakness and grey hair after strength. He creates what He will, and He is the Knower, the Mighty.

Mahmoud Ghali

And on the Day when the Hour comes upright, the criminals will swear (that) in no way did they linger except (Literally: other than) for an hour; thus they were diverged (from truth) into falsehood.

Marmaduke Pickthall

And on the day when the Hour riseth the guilty will vow that they did tarry but an hour - thus were they ever deceived.

Mohamed Ahmed - Samira

The day Resurrection is set the sinners will swear: "We did not tarry more than an hour (and cannot be guilty). " That is how they have always been deceived.

Muhammad Asad

[He it is who will cause you to die, and in time will resurrect you. ] And when the Last Hour dawns, those who had been lost in sin will swear that they had not tarried [on earth] longer than an hour: thus were they wont to delude themselves [all their lives]!

Mustafa Khattab

And on the Day the Hour will arrive, the wicked will swear that they did not stay ˹in this world˺ more than an hour. In this way they were always deluded ˹in the world˺.

Progressive Muslims

And the Day the Hour is established, the criminals will swear that they have remained only for an hour! Thus they were deluded.

Sahih International

And the Day the Hour appears the criminals will swear they had remained but an hour. Thus they were deluded.

Sam Gerrans

And the day the Hour strikes, the lawbreakers will swear that they had tarried but an hour; thus were they deluded.

Shabbir Ahmed

(Since your life is short, your time is precious. ) On the Day when the Hour rises, the guilty will swear that they lived in this world no more than an hour, (and that they didn't have time to reform). In fact they were wandering aimlessly through life.

Syed Vickar Ahamed

And on the Day that the Hour (of Judgment) will be (finally) set, those who exceeded the limits will swear that they idled away no longer an hour like this they were used to being fooled!

Taqi Usmani

And on the Day when the Hour (Qiyāmah : the Day of Judgement) will take place, the sinners will swear that they did not remain (in the graves) more than one hour. In the similar way they used to be contrary (to truth in their worldly life).

The Monotheist Group

And the Day the Hour is established, the criminals will swear that they have remained only for an hour! Thus they were deluded.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et le jour où lʹHeure arrivera, les criminels jureront quʹils nʹont demeuré quʹune heure. Cʹest ainsi quʹils ont été détournés (de la vérité);

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En op de dag dat het uur aanbreekt zullen de boosdoeners zweren dat het niet langer dan een uur geduurd heeft. Zo afgeleid waren zij.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Op den dag waarop het laatste uur zal komen, zullen de zondaren willen zweren. Dat zij niet langer dan een uur zijn gebleven. Op dezelfde wijze spraken zij gedurende hunnen leeftijd leugens uit.

Hollandaca — Siregar

En op de Dag waarop het Uur valt, zweren de misdadigers dat zij niet langer dan een uur (in hun graven verbleven). Zo zijn zij bedrogen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

В тот день, когда наступит Час [День Суда] (и Аллах воскресит Свои творения), станут клясться бунтари [многобожники], что они (в земной жизни) не пробыли и часу [по сравнению с Вечной жизнью, их земная жизнь покажется лишь часом]. Таким же образом [как они лгут в своей клятве] они были отвращены (от Истины) (в земной жизни)!

Rusça — Osmanov

В тот день, когда грянет [Судный] час, грешники станут клясться, что они не пробыл и [в могилах] и часу. Как же они заблуждаются!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

När den Yttersta stunden är inne, skall de obotfärdiga förnekarna gå ed på att deras (liv på jorden) inte varade mer än en timme; på detta sätt lät de sig alltid vilseledas.