ج ر م (CRM)
C-r-m
Akıllı ve övülen kişiler için bu hemen hiç kullanılmaz; mastarı ise, جَرْم ’dir. Şair, bir ukâb/şahin betimlemesinde şöyle der:
جَرِيمَةُ نَاهِضٍ فِي رَأْسِ نِيقٍ
91- Kıpırdayan her şeyi kapan, bir dağın tepesindeki.
Burada şair, yırtıcı kuşun, kendi yavruları için avlanmasını جُرْم diye adlandırmıştır; çünkü: Kendisi, kuşları öldürmektedir; ya da kendisi, onu yavruları için büyük günâhlar işleyen bir varlık olarak düşünmektedir. Nitekim, bazıları der ki: Hiçbir yavru sahibi yoktur ki –isterse bu bir hayvan olsun- yavruları için günâh işlemesin.
إِجْرَام ’ ın bazı örnekleri. Allah buyurur ki: إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ Günâhkârlar, şüphesiz inanmış olanlara gülerlerdi (83/Mutaffifin 29); فَعَلَيَّ إِجْرَامِي Günâhı bana aittir (11/Hûd 35); كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلاً إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ Şimdi yiyiniz, azıcık safa sürünüz, sizler günâhkârlarsınız (77/Mürselât 46); إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلالٍ وَسُعُرٍ Günâhkârlar şaşkınlık ve ateş içindedirler (54/Kamer 47); إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ Günâhkârlar cehennem azbında kalıcıdırlar (43/Zuhruf 74).
جَرَم ’nin örneği. Allah buyurur ki: لاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِي أَنْ يُصِيبَكُمْ Bana karşı gelişiniz başınıza bir bela gelmesine yol açmasın (11/Hûd 89). Kelimeyi fetha/üstün ile okuyanlar, onu بَغَيْتُهُ مَالاً şeklinde düşünmüşler; zamme (ötre) ile okuyanlar ise, أَبْغَيْتُهُ مَالاً ona yardım ettim gibi değerlendirmişlerdir.
Yüce Allah’ın: وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاََّ تَعْدِلُوا Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin (5/Mâide 8); فَعَلَيَّ إِجْرَامِي Günâhı bana aittir (11/Hûd 35) sözlerine gelince, esre ile okuyan onu mastar, üstün ile okuyan ise, جَرْم ’in çoğulunu düşünmüştür. جَرْم ’den –yani: kesmekten (koparmaktan) istiâre yoluyla, جَرَمْتُ صُوفَ الشَّاةِ koyunun yününü kestim/kırptım ve تَجَرَّمَ اللَّيْلُ gece bitti/gitti deyimleri türetilmiştir.
جِرْم (Suç) aslında مَجْرُوم (Kendisine karşı suç işlenmiş kişidir). Bu, نِقْضٌ ve نِفْضٌ kelimeleri مَنْقُوض (yerle bir olmuş) ve مَنْفُوض (silkelenmiş) için kullanılması gibi bir kullanımdır. Bu, جِرْم kelimesi مَجْرُوم ‘un bedeni için isim yapılmıştır. فُلاَنٌ حَسَنُ الْجَرْمِ deyimi de, falanın rengi güzeldir manasını taşır. Bunun gerçeği ise, حَسَنُ السَّخَاءِ cömertliği iyidir deyimi gibidir.
حَسَنُ اْلجَرْمِ sözü ise, sesin güzelliğini dile getirir ama aslında جَرْم sesin yerine işaret etmektedir, sesin bizzat kendine değil; ama güzellikle tanımlanmasından maksat ses olunca, ses diye açıklanmıştır; فَلاَنٌ طَيِّبُ الْحَلَق falanın boğazı temizdir denmesi gibi; burada ise, bizzat boğaza değil, sesin güzelliğine işaret edilmek istenmiştir.
Yüce Allah’ın: لاَ جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ الْنَّارَ Hiç kuşku yok ki, yerleri cehennemdir (16/Nahl 62) sözüne gelince, deniyor ki: Buradaki لاَ (lâ) bir mahzûfa dayanmaktadır. Yüce Allah’ın: لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ Hayır, andolsun kıyamet gününe (75/Kıyamet 1) sözü gibidir. Şairin sözünde şöyle yer alır:
لاَ وَأبِيكَ ابْنَةِ اْلعَامِرِي لاَ يَدعِي اْلقَوْمَ أنِّي أفِرُّ
92- Hayır, babanın adına yemin olsun ki, ey el-Âmirî’nin kızı
[Kimse benim savaştan kaçtığımı iddia edemez].
Âyetteki جَرَمَ ’nin anlamı, kazandı veya topladı şeklindedir. أَنَّ لَهُمُ النَّارَ Şüphe yok ki, onlara cehennem vardır (16/Nahl 62) kısmı ise, mef’ûl konumundadır. Sanki şöyle denmiştir: Kendisi için ateşi kazanmıştır.
Deniyor ki: جَرَمَ ve جَرِمَ anlam olarak birdir; sadece bu tür ifâdelerde kullanılmaya tahsis edilmiştir. عَمْرٌve عُمْرٌ kelimeleri bir anlama gelse de عَمْرٌ sözcüğünün yemine tahsis edilmesi gibi. Anlamı ise, onlar için ateşin hazırlanmış olması, bir cürüm değildir; böylece, onların yaptıklarıyla onu kazandıklarına dikkat çekilmiş olmaktadır; bu da: وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا Ve kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir (45/Câsiye 15) âyetinde ifâde edilen manaya işarettir. Bu konuda birkaç görüş ileri sürülmüştür ama incelendiklerinde çoğunun kabul edilecek nitelikte olmadığı görülmektedir.
Yüce Allah’ın فَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلآخِرَةِ قُلُوبُهُم مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ Âhirete inanmayanların kalpleri inkârcıdır ve onlar kendini beğenmişlerdir (16/Nahl 22). لاَ جَرَمَ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ Hiç kuşkusuz Allah, onların gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir (16/Nahl 23); لاَ جَرَمَ أَنَّهُمْ فِي اْلآخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرونَ Hiç kuşkusuz onlar, âhirette hüsrana uğrayanlar olacaklardır (16/Nahl 109) sözleri de bu anlamdadır.