ش ع ر (ŞAR) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

bilmek/algılamak/anlamak, tanıtmak, duyularla algılamak, şuurunda olmak, şiir, edebi söz

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (40)

Bu kök Kur'an boyunca 40 kez, 12 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

يَشْعُرُونَ21 kez

Bakara 2:9يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında

يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

yuḣādiǔne (a)llahe ve(e)lleƶīne āmenū ve mā yeḣdeǔne illā enfusehum ve mā yeş'ǔrūne

Bunlar Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.

Bakara 2:12يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneanlayanlardan

اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

elā innehum humu l-mufsidūne ve lākin lā yeş'ǔrūne

İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.

Al-i İmran 3:69يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında değiller

وَدَّتْ طَائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

veddet Tāifetun min ehli l-kitābi lev yuDillūnekum ve mā yuDillūne illā enfusehum ve mā yeş'ǔrūne

Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar.

En'am 6:26يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında

وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

ve hum yenhevne ǎnhu ve yenevne ǎnhu ve in yuhlikūne illā enfusehum ve mā yeş'ǔrūne

Onlar başkalarını ondan (Kur'an'dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helak ediyorlar.

En'am 6:123يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneama farkında değillerdir

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

ve ke ƶālike ceǎlnā fī kulli ḳaryetin ekābira mucrimīhā li yemkurū fīhā ve mā yemkurūne illā bi enfusihim ve mā yeş'ǔrūne

İşte böyle, her memlekette günahkarları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekarlık etsinler. Halbuki onlar hilekarlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.

A'raf 7:95يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında

ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتّٰى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ اٰبَٓاءَنَا الضَّرَّاءُ وَالسَّرَّاءُ فَاَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

ṧumme beddelnā mekāne s-seyyieti l-Hasenete Hattā ǎfev ve ḳālū ḳad messe ābā'enā D-Derrā'u ve s-serrā'u fe eḣaƶnāhum beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne

Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

Yusuf 12:15يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında

فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

fe lemmā ƶehebū bihi ve ecmeǔ en yec'ǎlūhu fī ğayābeti l-cubbi ve evHaynā ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hāƶā ve hum lā yeş'ǔrūne

Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, "Andolsun, (senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin" diye vahyettik.

Yusuf 12:107يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında değillerken

اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

e fe eminū en te'tiyehum ğāşiyetun min ǎƶābi (a)llahi ev te'tiyehumu s-sāǎtu beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne

Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?

Nahl 16:21يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnebilmezler

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

emvātun ğayru eHyā'in ve mā yeş'ǔrūne eyyāne yub'ǎṧūne

Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.

Nahl 16:26يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneummadıkları

قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

ḳad mekera (e)lleƶīne min ḳablihim fe etā (a)llahu bunyānehum mine l-ḳavāǐdi fe ḣarra ǎleyhimu s-seḳfu min fevḳihim ve etāhumu l-ǎƶābu min Hayṧu lā yeş'ǔrūne

Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah'ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.

Nahl 16:45يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneummadıkları

اَفَاَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

e fe emine (e)lleƶīne mekerū s-seyyiāti en yeḣsife (a)llahu bihimu l-erDe ev ye'tiyehumu l-ǎƶābu min Hayṧu lā yeş'ǔrūne

Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?

Mü'minun 23:56يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneonlar farkında

نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ

nusāriǔ lehum fī l-ḣayrāti bel lā yeş'ǔrūne

(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!

Şuara 26:202يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında olmazlar

فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

fe ye'tiyehum beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Neml 27:18يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında olmayarak

حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَاأَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Hattā iƶā etev ǎlā vādi n-nemli ḳālet nemletun yā eyyuhā n-nemlu dḣulū mesākinekum lā yeHTimennekum suleymānu ve cunūduhu ve hum lā yeş'ǔrūne

Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.

Neml 27:50يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında değillerdi

وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

ve mekerū mekran ve mekernā mekran ve hum lā yeş'ǔrūne

Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.

Neml 27:65يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnebilmezler

قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

ḳul lā yeǎ'lemu men fī s-semāvāti ve l-erDi l-ğaybe illā (a)llahu ve mā yeş'ǔrūne eyyāne yub'ǎṧūne

De ki: "Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler."

Kasas 28:9يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneanlamıyorlardı

وَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ لِي وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

ve ḳāleti mraetu fir'ǎvne ḳurratu ǎynin lī ve le ke lā teḳtulūhu ǎsā en yenfeǎnā ev netteḣiƶehu veleden ve hum lā yeş'ǔrūne

Firavun'un karısı şöyle dedi: "Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz." Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.

Kasas 28:11يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkına varmadan

وَقَالَتْ لِاُخْتِهِ قُصِّيهِ فَبَصُرَتْ بِهِ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

ve ḳālet li uḣtihi ḳuSSīhi fe beSurat bihi ǎn cunubin ve hum lā yeş'ǔrūne

Annesi, Musa'nın kız kardeşine, "Onu takip et" dedi. O da Musa'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.

Ankebut 29:53يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında değillerken

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَاءَهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

ve yesteǎ'cilūneke bi l-ǎƶābi ve levlā ecelun musemmen le cā'ehumu l-ǎƶābu ve le ye'tiyennehum beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne

Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir.

Zümer 39:25يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnehiç farkına varmadıkları

كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim fe etāhumu l-ǎƶābu min Hayṧu lā yeş'ǔrūne

Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi.

Zuhruf 43:66يَشْعُرُونَyeş'ǔrūnefarkında değillerken

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

hel yenZurūne illā s-sāǎte en te'tiyehum beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne

Onlar (bu tavırlarıyla) ancak, kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini beklemektedirler, halbuki bunun farkında değillerdir.

تَشْعُرُونَ4 kez

Bakara 2:154تَشْعُرُونَteş'ǔrūnesiz farkında

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَٓاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ

ve lā teḳūlū li men yuḳtelu fī sebīli (a)llahi emvātun bel eHyā'un ve lākin lā teş'ǔrūne

Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.

Şuara 26:113تَشْعُرُونَteş'ǔrūnedüşünürseniz

اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ

in Hisābuhum illā ǎlā rabbī lev teş'ǔrūne

"Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!"

Zümer 39:55تَشْعُرُونَteş'ǔrūnefarkına varmadan

وَاتَّبِعُوا اَحْسَنَ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

ve ttebiǔ eHsene mā unzile ileykum min rabbikum min ḳabli en ye'tiyekumu l-ǎƶābu beğteten ve entum lā teş'ǔrūne

(55-56) Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, "Allah'ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay halime! Gerçekten ben alay edenlerden idim" demesin.

Hucurat 49:2تَشْعُرُونَteş'ǔrūnefarkında olmazsınız

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā terfeǔ eSvātekum fevḳa Savti n-nebiyyi ve lā techerū lehu bi l-ḳavli ke cehri beǎ'Dikum li beǎ'Din en teHbeTa eǎ'mālukum ve entum lā teş'ǔrūne

Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.

شَعَائِرِ4 kez

Bakara 2:158شَعَائِرِşeǎāirinişanları

اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ

inne S-Safā ve l-mervete min şeǎāiri (a)llahi fe men Hacce l-beyte evi ǎ'temera fe lā cunāHa ǎleyhi en yeTTavvefe bihimā ve men teTavveǎ ḣayran fe inne (a)llahe şākirun ǎlīmun

Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kabe'yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.

Maide 5:2شَعَائِرَşeǎāiraişaretlerine

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا آٰمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tuHillū şeǎāira (a)llahi ve lā ş-şehra l-Harāme ve lā l-hedye ve lā l-ḳalāide ve lā āmmīne l-beyte l-Harāme yebteğūne feDlen min rabbihim ve riDvānen ve iƶā Haleltum fe STādū ve lā yecrimennekum şenānu ḳavmin en Saddūkum ǎni l-mescidi l-Harāmi en teǎ'tedū ve teǎāvenū ǎlā l-birri ve t-teḳvā ve lā teǎāvenū ǎlā l-iṧmi ve l-ǔdvāni ve tteḳū (a)llahe inne (a)llahe şedīdu l-ǐḳābi

Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Ka'be'ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.

Hac 22:32شَعَائِرَşeǎāiranişanlarına

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

ƶālike ve men yuǎZZim şeǎāira (a)llahi fe innehā min teḳvā l-ḳulūbi

Bu böyle. Her kim de Allah'ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah'a karşı gelmekten sakınmasından)dır.

Hac 22:36شَعَائِرِşeǎāirişiarı-

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

ve l-budne ceǎlnāhā lekum min şeǎāiri (a)llahi lekum fīhā ḣayrun fe ƶkurū isme (a)llahi ǎleyhā Savāffe fe iƶā vecebet cunūbuhā fe kulū minhā ve eT'ǐmū l-ḳāniǎ ve l-muǎ'terra ke ƶālike seḣḣarnāhā lekum leǎllekum teşkurūne

Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.

شَاعِرٌ3 kez

Enbiya 21:5شَاعِرٌşāǐrunşa'irdir

بَلْ قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ

bel ḳālū eDğāṧu eHlāmin beli fterāhu bel huve şāǐrun fe l ye'tinā bi āyetin ke mā ursile l-evvelūne

Onlar, "Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.

Tur 52:30شَاعِرٌşāǐrunbir şa'irdir

اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ

em yeḳūlūne şāǐrun neterabbeSu bihi raybe l-menūni

Yoksa onlar, "O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz" mu diyorlar?

Hakka 69:41شَاعِرٍşāǐrinbir şa'irin

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ

ve mā huve bi ḳavli şāǐrin ḳalīlen mā tu'minūne

O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

الْمَشْعَرِ1 kez

Bakara 2:198الْمَشْعَرِl-meş'ǎriMeş'ar-i

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّٓالِّينَ

leyse ǎleykum cunāHun en tebteğū feDlen min rabbikum fe iƶā efeDtum min ǎrafātin fe ƶkurū (a)llahe ǐnde l-meş'ǎri l-Harāmi ve ƶkurūhu ke mā hedākum ve in kuntum min ḳablihi le mine D-Dāllīne

(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife'ye) akın ettiğinizde, Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.

يُشْعِرُكُمْ1 kez

En'am 6:109يُشْعِرُكُمْyuş'ǐrukumşuurunda

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ اَنَّهَٓا اِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in cā'ethum āyetun le yu'minunne bihā ḳul innemā l-āyātu ǐnde (a)llahi ve mā yuş'ǐrukum ennehā iƶā cā'et lā yu'minūne

Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?"

وَاَشْعَارِهَٓا1 kez

Nahl 16:80وَاَشْعَارِهَٓاve eş'ǎārihāve kıllarından

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثًا وَمَتَاعًا اِلٰى حِينٍ

ve(a)llahu ceǎle lekum min buyūtikum sekenen ve ceǎle lekum min culūdi l-en'ǎāmi buyūten testeḣiffūnehā yevme Zeǎ'nikum ve yevme iḳāmetikum ve min eSvāfihā ve evbārihā ve eş'ǎārihā eṧāṧen ve metāǎn ilā Hīnin

Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.

يُشْعِرَنَّ1 kez

Kehf 18:19يُشْعِرَنَّyuş'ǐrannesezdirmesin

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءَلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِهِٓ اِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا

ve ke ƶālike beǎṧnāhum li yetesā'elū beynehum ḳāle ḳāilun minhum kem lebiṧtum ḳālū lebiṧnā yevmen ev beǎ'De yevmin ḳālū rabbukum eǎ'lemu bimā lebiṧtum fe b'ǎṧū eHadekum bi veriḳikum hāƶihi ilā l-medīneti fe l yenZur eyyuhā ezkā Taǎāmen fe l ye'tikum bi rizḳin minhu ve l yeteleTTaf ve lā yuş'ǐranne bikum eHaden

Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin."

وَالشُّعَرَاءُ1 kez

Şuara 26:224وَالشُّعَرَاءُve ş-şuǎrā'uve şairler

وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَ

ve ş-şuǎrā'u yettebiǔhumu l-ğāvūne

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.

الشِّعْرَ1 kez

Yasin 36:69الشِّعْرَş-şiǎ'raşiir

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُبِينٌ

ve mā ǎllemnāhu ş-şiǎ'ra ve mā yenbeğī lehu in huve illā ƶikrun ve ḳur'ānun mubīnun

Biz, o Peygamber'e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.

لِشَاعِرٍ1 kez

Saffat 37:36لِشَاعِرٍli şāǐrinbir şair için

وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ

ve yeḳūlūne e innā le tārikū ālihetinā li şāǐrin mecnūnin

"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

الشِّعْرٰى1 kez

Necm 53:49الشِّعْرٰىş-şiǎ'rāŞi'ra'nın

وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰى

ve ennehu huve rabbu ş-şiǎ'rā

Şüphesiz O, Şi'ra'nın Rabbidir.