ص و ب (ṦWB) kökünün geçtiği ayetler
dökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun - felaket.
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (77)
Bu kök Kur'an boyunca 77 kez, 40 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
مُصِيبَةٌ10 kez
Bakara 2:156مُصِيبَةٌmuSībetunbir bela
Al-i İmran 3:165مُصِيبَةٌmuSībetunbir bela
اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
e ve lemmā eSābetkum muSībetun ḳad eSabtum miṧleyhā ḳultum ennā hāƶā ḳul huve min ǐndi enfusikum inne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
Nisa 4:62مُصِيبَةٌmuSībetunbir felaket
فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا
fe keyfe iƶā eSābethum muSībetun bimā ḳaddemet eydīhim ṧumme cā'ūke yeHlifūne bi(a)llahi in eradnā illā iHsānen ve tevfīḳan
Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da "Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik" diye Allah'a yemin ederek sana geldikleri zaman halleri nasıl olur?
Nisa 4:72مُصِيبَةٌmuSībetunbir felaket
وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَهِيدًا
ve inne minkum le men le yubeTTienne fe in eSābetkum muSībetun ḳāle ḳad en'ǎme (a)llahu ǎleyye iƶ lem ekun meǎhum şehīden
Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki, (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, "Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım" der.
Maide 5:106مُصِيبَةُmuSībetumusibeti
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِمِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū şehādetu beynikum iƶā HaDera eHadekumu l-mevtu Hīne l-veSiyyeti ṧnāni ƶevā ǎdlin minkum ev āḣarāni min ğayrikum in entum Derabtum fī l-erDi fe eSābetkum muSībetu l-mevti teHbisūnehumā min beǎ'di S-Salāti fe yuḳsimāni bi(a)llahi ini rtebtum lā neşterī bihi ṧemenen ve lev kāne ƶā ḳurbā ve lā nektumu şehādete (a)llahi innā iƶen le mine l-āṧimīne
Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, "Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin ederler.
Tevbe 9:50مُصِيبَةٌmuSībetunbir kötülük
اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
in tuSibke Hasenetun tesu'hum ve in tuSibke muSībetun yeḳūlū ḳad eḣaƶnā emranā min ḳablu ve yetevellev ve hum feriHūne
Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musibet gelirse, "Biz tedbirimizi önceden almıştık" derler ve sevinerek dönüp giderler.
Kasas 28:47مُصِيبَةٌmuSībetunbir felaket
وَلَوْلَا اَنْ تُصِيبَهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
ve levlā en tuSībehum muSībetun bimā ḳaddemet eydīhim fe yeḳūlū rabbenā levlā erselte ileynā rasūlen fe nettebiǎ āyātike ve nekūne mine l-mu'minīne
Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, "Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.
Şura 42:30مُصِيبَةٍmuSībetinmusibet
Hadid 57:22مُصِيبَةٍmuSībetinmusibet
مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرٌ
mā eSābe min muSībetin fī l-erDi ve lā fī enfusikum illā fī kitābin min ḳabli en nebraehā inne ƶālike ǎlā (a)llahi yesīrun
Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
Teğabun 64:11مُصِيبَةٍmuSībetinmusibet
مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
mā eSābe min muSībetin illā bi iƶni (a)llahi ve men yu'min bi(a)llahi yehdi ḳalbehu ve(a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmun
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
اَصَابَهُمْ5 kez
Al-i İmran 3:146اَصَابَهُمْeSābehumbaşlarında gelen
وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا اَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ
ve keeyyin min nebiyyin ḳātele meǎhu ribbiyyūne keṧīrun fe mā vehenū li mā eSābehum fī sebīli (a)llahi ve mā Deǔfū ve mā stekānū ve(a)llahu yuHibbu S-Sābirīne
Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
Al-i İmran 3:172اَصَابَهُمُeSābehumuisabet etti
اَلَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلّٰهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا اَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ اَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا اَجْرٌ عَظِيمٌ
(e)lleƶīne stecābū li (a)llahi ve r-rasūli min beǎ'di mā eSābehumu l-ḳarHu li(e)lleƶīne eHsenū minhum ve tteḳav ecrun ǎZīmun
Onlar yaralandıktan sonra Allah'ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükafat vardır.
Hud 11:81اَصَابَهُمْeSābehumonların başına gelen
قَالُوا يَالُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَ اِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا اَصَابَهُمْ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ
ḳālū yā lūTu innā rusulu rabbike len yeSilū ileyke fe esri bi ehlike bi ḳiT'ǐn mine l-leyli ve lā yeltefit minkum eHadun illā mraeteke innehu muSībuhā mā eSābehum inne mev'ǐdehumu S-SubHu e leyse S-SubHu bi ḳarībin
Konukları şöyle dedi: "Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!"
Hac 22:35اَصَابَهُمْeSābehumisabet ettirlen-
اَلَّذِينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلٰى مَا اَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلٰوةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
(e)lleƶīne iƶā ƶukira (a)llahu vecilet ḳulūbuhum ve S-Sābirīne ǎlā mā eSābehum ve l-muḳīmī S-Salāti ve mimmā razeḳnāhum yunfiḳūne
Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
Şura 42:39اَصَابَهُمُeSābehumuuğradıkları
وَالَّذِينَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ
ve(e)lleƶīne iƶā eSābehumu l-beğyu hum yenteSirūne
(36-39) (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şura (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.
تُصِبْهُمْ5 kez
Nisa 4:78تُصِبْهُمْtuSibhumonlara erişirse
اَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فِي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِهِ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِهِ مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ فَمَالِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا
eynemā tekūnū yudrikkumu l-mevtu ve lev kuntum fī burūcin muşeyyedetin ve in tuSibhum Hasenetun yeḳūlū hāƶihi min ǐndi (a)llahi ve in tuSibhum seyyietun yeḳūlū hāƶihi min ǐndike ḳul kullun min ǐndi (a)llahi fe mā li hā'ulā'i l-ḳavmi lā yekādūne yefḳahūne Hadīṧen
Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, "Bu, Allah'tandır" derler. Onlara bir kötülük gelirse, "Bu, senin yüzündendir" derler. (Ey Muhammed!) De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
Nisa 4:78تُصِبْهُمْtuSibhumonlara erişirse
اَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فِي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِهِ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِهِ مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ فَمَالِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا
eynemā tekūnū yudrikkumu l-mevtu ve lev kuntum fī burūcin muşeyyedetin ve in tuSibhum Hasenetun yeḳūlū hāƶihi min ǐndi (a)llahi ve in tuSibhum seyyietun yeḳūlū hāƶihi min ǐndike ḳul kullun min ǐndi (a)llahi fe mā li hā'ulā'i l-ḳavmi lā yekādūne yefḳahūne Hadīṧen
Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, "Bu, Allah'tandır" derler. Onlara bir kötülük gelirse, "Bu, senin yüzündendir" derler. (Ey Muhammed!) De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
A'raf 7:131تُصِبْهُمْtuSibhumkendilerine ulaşırsa
فَاِذَا جَاءَتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُوا لَنَا هٰذِهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا بِمُوسٰى وَمَنْ مَعَهُ اَلَٓا اِنَّمَا طَائِرُهُمْ عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
fe iƶā cā'ethumu l-Hasenetu ḳālū lenā hāƶihi ve in tuSibhum seyyietun yeTTayyerū bi mūsā ve men meǎhu elā innemā Tāiruhum ǐnde (a)llahi ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne
Fakat onlara iyilik geldiği zaman, "Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)" derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Musa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.
Rum 30:36تُصِبْهُمْtuSibhumonlara erişirse
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
ve iƶā eƶeḳnā n-nāse raHmeten feriHū bihā ve in tuSibhum seyyietun bimā ḳaddemet eydīhim iƶā hum yeḳneTūne
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
Şura 42:48تُصِبْهُمْtuSibhumbaşlarına gelirse
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ
fe in eǎ'raDū fe mā erselnāke ǎleyhim HafīZen in ǎleyke illā l-belāğu ve innā iƶā eƶeḳnā l-insāne minnā raHmeten feriHa bihā ve in tuSibhum seyyietun bimā ḳaddemet eydīhim fe inne l-insāne kefūrun
Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.
اَصَابَ5 kez
Hud 11:89اَصَابَeSābebaşlarına gelen
ويَاقَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِي اَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعِيدٍ
ve yā ḳavmi lā yecrimennekum şiḳāḳī en yuSībekum miṧlu mā eSābe ḳavme nūHin ev ḳavme hūdin ev ḳavme SāliHin ve mā ḳavmu lūTin minkum bi beǐydin
"Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hud kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lut kavmi sizden uzak değildir."
Rum 30:48اَصَابَeSābeuğratınca
اَللّٰهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَاءِ كَيْفَ يَشَاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ فَاِذَٓا اَصَابَ بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
(a)llahu elleƶī yursilu r-riyāHa fe tuṧīru seHāben fe yebsuTuhu fī s-semāi keyfe yeşā'u ve yec'ǎluhu kisefen fe terā l-vedḳa yeḣrucu min ḣilālihi fe iƶā eSābe bihi men yeşā'u min ǐbādihi iƶā hum yestebşirūne
Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
Sad 38:36اَصَابَeSābeistediği
Hadid 57:22اَصَابَeSābeisabet eden
مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرٌ
mā eSābe min muSībetin fī l-erDi ve lā fī enfusikum illā fī kitābin min ḳabli en nebraehā inne ƶālike ǎlā (a)llahi yesīrun
Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
Teğabun 64:11اَصَابَeSābeisabet etmez
مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
mā eSābe min muSībetin illā bi iƶni (a)llahi ve men yu'min bi(a)llahi yehdi ḳalbehu ve(a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmun
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
اَصَابَكُمْ4 kez
Al-i İmran 3:153اَصَابَكُمْeSābekumbaşınıza gelen
اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا اَصَابَكُمْ وَاللّٰهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
iƶ tuS'ǐdūne ve lā telvūne ǎlā eHadin ve r-rasūlu yed'ǔkum fī uḣrākum fe eṧābekum ğammen bi ğammin li keylā teHzenū ǎlā mā fetekum ve lā mā eSābekum ve(a)llahu ḣabīrun bimā teǎ'melūne
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Al-i İmran 3:166اَصَابَكُمْeSābekumsizin başınıza gelen
وَمَا اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِنِينَ
ve mā eSābekum yevme lteḳā l-cem'ǎāni fe bi iƶni (a)llahi ve li yeǎ'leme l-mu'minīne
(166-167) İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah'ın izniyledir. Bu da mü'minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin" denildi de onlar, "Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
Nisa 4:73اَصَابَكُمْeSābekumsize erişirse
وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَالَيْتَنِي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا
ve le in eSābekum feDlun mine (a)llahi le yeḳūlenne ke en lem tekun beynekum ve beynehu meveddetun yā leytenī kuntu meǎhum fe efūze fevzen ǎZīmen
Eğer Allah'tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım."
Şura 42:30اَصَابَكُمْeSābekumbaşınıza gelen
اَصَابَكَ3 kez
Nisa 4:79اَصَابَكَeSābekesana gelen
مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا
mā eSābeke min Hasenetin fe mine (a)llahi ve mā eSābeke min seyyietin fe min nefsike ve erselnāke li n-nāsi rasūlen ve kefā bi(a)llahi şehīden
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Nisa 4:79اَصَابَكَeSābekesana gelen
مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا
mā eSābeke min Hasenetin fe mine (a)llahi ve mā eSābeke min seyyietin fe min nefsike ve erselnāke li n-nāsi rasūlen ve kefā bi(a)llahi şehīden
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Lokman 31:17اَصَابَكَeSābekegeldiyse
يَابُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَا اَصَابَكَ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ
yā buneyye eḳimi S-Salāte ve 'mur bi l-meǎ'rūfi ve nhe ǎni l-munkeri ve Sbir ǎlā mā eSābeke inne ƶālike min ǎzmi l-umūri
"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir."
يُصِيبَهُمْ3 kez
Maide 5:49يُصِيبَهُمْyuSībehumonları felakete uğratmak
وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُرِيدُ اللّٰهُ اَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
ve eni Hkum beynehum bimā enzele (a)llahu ve lā tettebiǎ' ehvā'ehum ve Hƶerhum en yeftinūke ǎn beǎ'Di mā enzele (a)llahu ileyke fe in tevellev fe ǎ'lem ennemā yurīdu (a)llahu en yuSībehum bi beǎ'Di ƶunūbihim ve inne keṧīran mine n-nāsi le fāsiḳūne
Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
Tevbe 9:120يُصِيبُهُمْyuSībuhumonların çekmeleri
مَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلَا يَطَؤُ۫نَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
mā kāne li ehli l-medīneti ve men Havlehum mine l-eǎ'rābi en yeteḣallefū ǎn rasūli (a)llahi ve lā yerğabū bi enfusihim ǎn nefsihi ƶālike bi ennehum lā yuSībuhum Zemeun ve lā neSabun ve lā meḣmeSatun fī sebīli (a)llahi ve lā yeTaūne mevTien yeğīZu l-kuffāra ve lā yenālūne min ǎduvvin neylen illā kutibe lehum bihi ǎmelun SāliHun inne (a)llahe lā yuDīǔ ecra l-muHsinīne
Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere, Allah'ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.
Nur 24:63يُصِيبَهُمْyuSībehumonlara çarpmasından
لَا تَجْعَلُوا دُعَاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِهِٓ اَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
lā tec'ǎlū duǎā'e r-rasūli beynekum ke duǎā'i beǎ'Dikum beǎ'Dan ḳad yeǎ'lemu (a)llahu (e)lleƶīne yetesellelūne minkum livāƶen fe l yeHƶeri (e)lleƶīne yuḣālifūne ǎn emrihi en tuSībehum fitnetun ev yuSībehum ǎƶābun elīmun
(Ey inananlar!) Peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
تُصِيبُهُمْ3 kez
Ra'd 13:31تُصِيبُهُمْtuSībuhumisabet etmesi
وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰى بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَمِيعًا اَفَلَمْ يَا۬يْـَٔسِ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعًا وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَرِيبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
ve lev enne ḳur'ānen suyyirat bihi l-cibālu ev ḳuTTiǎt bihi l-erDu ev kullime bihi l-mevtā bel li (a)llahi l-emru cemīǎn e fe lem yeyesi (e)lleƶīne āmenū en lev yeşā'u (a)llahu le hedā n-nāse cemīǎn ve lā yezālu (e)lleƶīne keferū tuSībuhum bimā Saneǔ ḳāriǎtun ev teHullu ḳarīben min dārihim Hattā ye'tiye veǎ'du (a)llahi inne (a)llahe lā yuḣlifu l-mīǎāde
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur'an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah'ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, inkar edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
Nur 24:63تُصِيبَهُمْtuSībehumkendilerine uğramasından
لَا تَجْعَلُوا دُعَاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِهِٓ اَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
lā tec'ǎlū duǎā'e r-rasūli beynekum ke duǎā'i beǎ'Dikum beǎ'Dan ḳad yeǎ'lemu (a)llahu (e)lleƶīne yetesellelūne minkum livāƶen fe l yeHƶeri (e)lleƶīne yuḣālifūne ǎn emrihi en tuSībehum fitnetun ev yuSībehum ǎƶābun elīmun
(Ey inananlar!) Peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
Kasas 28:47تُصِيبَهُمْtuSībehumbaşlarına geldiği zaman
وَلَوْلَا اَنْ تُصِيبَهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
ve levlā en tuSībehum muSībetun bimā ḳaddemet eydīhim fe yeḳūlū rabbenā levlā erselte ileynā rasūlen fe nettebiǎ āyātike ve nekūne mine l-mu'minīne
Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, "Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.
اَصَابَتْهُمْ2 kez
Bakara 2:156اَصَابَتْهُمْeSābethumonlara eriştiği
Nisa 4:62اَصَابَتْهُمْeSābethumbaşlarına gelince
فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا
fe keyfe iƶā eSābethum muSībetun bimā ḳaddemet eydīhim ṧumme cā'ūke yeHlifūne bi(a)llahi in eradnā illā iHsānen ve tevfīḳan
Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da "Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik" diye Allah'a yemin ederek sana geldikleri zaman halleri nasıl olur?
اَصَابَتْكُمْ2 kez
Al-i İmran 3:165اَصَابَتْكُمْeSābetkumsize geldiği
اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
e ve lemmā eSābetkum muSībetun ḳad eSabtum miṧleyhā ḳultum ennā hāƶā ḳul huve min ǐndi enfusikum inne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
Nisa 4:72اَصَابَتْكُمْeSābetkumsize erişirse
وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَهِيدًا
ve inne minkum le men le yubeTTienne fe in eSābetkum muSībetun ḳāle ḳad en'ǎme (a)llahu ǎleyye iƶ lem ekun meǎhum şehīden
Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki, (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, "Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım" der.
سَيُصِيبُ2 kez
En'am 6:124سَيُصِيبُse yuSībuerişecektir
وَاِذَا جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتّٰى نُؤْتٰى مِثْلَ مَا اُو۫تِيَ رُسُلُ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
ve iƶā cā'ethum āyetun ḳālū len nu'mine Hattā nu'tā miṧle mā ūtiye rusulu (a)llahi (a)llahu eǎ'lemu Hayṧu yec'ǎlu risāletehu se yuSību (e)lleƶīne ecramū Sağārun ǐnde (a)llahi ve ǎƶābun şedīdun bimā kānū yemkurūne
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız" derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekarlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.
Tevbe 9:90سَيُصِيبُse yuSībuerişecektir
وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
ve cā'e l-muǎƶƶirūne mine l-eǎ'rābi li yu'ƶene lehum ve ḳaǎde (e)lleƶīne keƶebū (a)llahe ve rasūlehu se yuSību (e)lleƶīne keferū minhum ǎƶābun elīmun
Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kafir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.
تُصِبْكَ2 kez
Tevbe 9:50تُصِبْكَtuSibkesana ulaşsa
اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
in tuSibke Hasenetun tesu'hum ve in tuSibke muSībetun yeḳūlū ḳad eḣaƶnā emranā min ḳablu ve yetevellev ve hum feriHūne
Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musibet gelirse, "Biz tedbirimizi önceden almıştık" derler ve sevinerek dönüp giderler.
Tevbe 9:50تُصِبْكَtuSibkesana ulaşsa
اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
in tuSibke Hasenetun tesu'hum ve in tuSibke muSībetun yeḳūlū ḳad eḣaƶnā emranā min ḳablu ve yetevellev ve hum feriHūne
Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musibet gelirse, "Biz tedbirimizi önceden almıştık" derler ve sevinerek dönüp giderler.
يُصِيبَكُمُ2 kez
Tevbe 9:52يُصِيبَكُمُyuSībekumuulaştırmasını
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُصِيبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِهِ اَوْ بِاَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ
ḳul hel terabbeSūne binā illā iHdā l-Husneyeyni ve neHnu neterabbeSu bikum en yuSībekumu (a)llahu bi ǎƶābin min ǐndihi ev bi eydīnā fe terabbeSū innā meǎkum muterabbiSūne
De ki: "Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah'ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."
Hud 11:89يُصِيبَكُمْyuSībekumisabet edenin
ويَاقَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِي اَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعِيدٍ
ve yā ḳavmi lā yecrimennekum şiḳāḳī en yuSībekum miṧlu mā eSābe ḳavme nūHin ev ḳavme hūdin ev ḳavme SāliHin ve mā ḳavmu lūTin minkum bi beǐydin
"Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hud kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lut kavmi sizden uzak değildir."
فَيُصِيبُ2 kez
Ra'd 13:13فَيُصِيبُfe yuSībuçarpar
وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَنْ يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ
ve yusebbiHu r-raǎ'du bi Hamdihi ve l-melāiketu min ḣīfetihi ve yursilu S-Savāǐḳa fe yuSību bihā men yeşā'u ve hum yucādilūne fī (a)llahi ve huve şedīdu l-miHāli
Gök gürlemesi O'na hamd ederek tespih eder. Melekler de O'nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Halbuki O, azabı çok şiddetli olandır.
Nur 24:43فَيُصِيبُfe yuSībuvurur
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ جِبَالٍ فِيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَاءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِ
e lem tera enne (a)llahe yuzcī seHāben ṧumme yu'ellifu beynehu ṧumme yec'ǎluhu rukāmen fe terā l-vedḳa yeḣrucu min ḣilālihi ve yunezzilu mine s-semāi min cibālin fīhā min beradin fe yuSību bihi men yeşā'u ve yeSrifuhu ǎn men yeşā'u yekādu senā berḳihi yeƶhebu bi l-ebSāri
Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.
فَاَصَابَهُمْ2 kez
Nahl 16:34فَاَصَابَهُمْfe eSābehumnihayet onlara ulaştı
Zümer 39:51فَاَصَابَهُمْfe eSābehumsonra başlarına geldi
فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَالَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ سَيُصِيبُهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ
fe eSābehum seyyiātu mā kesebū ve(e)lleƶīne Zelemū min hā'ulā'i se yuSībuhum seyyiātu mā kesebū ve mā hum bi muǎ'cizīne
Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
كَصَيِّبٍ1 kez
Bakara 2:19كَصَيِّبٍke Sayyibinboşanan yağmur gibi
اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فِي اٰذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللّٰهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ
ev ke Sayyibin mine s-semāi fīhi Zulumātun ve raǎ'dun ve berḳun yec'ǎlūne eSābiǎhum fī āƶānihim mine S-Savāǐḳi Haƶera l-mevti ve(a)llahu muHīTun bi l-kāfirīne
Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak halinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kafirleri çepeçevre kuşatmıştır.
فَاَصَابَهُ1 kez
Bakara 2:264فَاَصَابَهُfe eSābehuona isabet etttiğinde
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذِي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tubTilū Sadeḳātikum bi l-menni ve l-'eƶā ke elleƶī yunfiḳu mālehu riā'e n-nāsi ve lā yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri fe meṧeluhu ke meṧeli Safvānin ǎleyhi turābun fe eSābehu vābilun fe terakehu Salden lā yeḳdirūne ǎlā şey'in mimmā kesebū ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-kāfirīne
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmez.
اَصَابَهَا1 kez
Bakara 2:265اَصَابَهَاeSābehādeğince
وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
ve meṧelu (e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehumu btiğā'e merDāti (a)llahi ve teṧbīten min enfusihim ke meṧeli cennetin bi rabvetin eSābehā vābilun fe ātet ukulehā Diǎ'feyni fe in lem yuSibhā vābilun fe Tallun ve(a)llahu bimā teǎ'melūne beSīrun
Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
يُصِبْهَا1 kez
Bakara 2:265يُصِبْهَاyuSibhādeğmese bile
وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
ve meṧelu (e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehumu btiğā'e merDāti (a)llahi ve teṧbīten min enfusihim ke meṧeli cennetin bi rabvetin eSābehā vābilun fe ātet ukulehā Diǎ'feyni fe in lem yuSibhā vābilun fe Tallun ve(a)llahu bimā teǎ'melūne beSīrun
Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
وَاَصَابَهُ1 kez
Bakara 2:266وَاَصَابَهُve eSābehuve kendisine geldiğinde
اَيَوَدُّ اَحَدُكُمْ اَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَاَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَاَصَابَهَٓا اِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
e yeveddu eHadukum en tekūne lehu cennetun min neḣīlin ve eǎ'nābin tecrī min teHtihā l-enhāru lehu fīhā min kulli ṧ-ṧemerāti ve eSābehu l-kiberu ve le hu ƶurriyyetun Duǎfā'u fe eSābehā iǎ'Sārun fīhi nārun fe Hteraḳat ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum tetefekkerūne
Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor.
فَاَصَابَهَٓا1 kez
Bakara 2:266فَاَصَابَهَٓاfe eSābehāisabet etsin
اَيَوَدُّ اَحَدُكُمْ اَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَاَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَاَصَابَهَٓا اِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
e yeveddu eHadukum en tekūne lehu cennetun min neḣīlin ve eǎ'nābin tecrī min teHtihā l-enhāru lehu fīhā min kulli ṧ-ṧemerāti ve eSābehu l-kiberu ve le hu ƶurriyyetun Duǎfā'u fe eSābehā iǎ'Sārun fīhi nārun fe Hteraḳat ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum tetefekkerūne
Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor.
اَصَابَتْ1 kez
Al-i İmran 3:117اَصَابَتْeSābetvurup
مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هٰذِهِ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ اَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَاَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
meṧelu mā yunfiḳūne fī hāƶihi l-Hayāti d-dunyā ke meṧeli rīHin fīhā Sirrun eSābet Harṧe ḳavmin Zelemū enfusehum fe ehlekethu ve mā Zelemehumu (a)llahu ve lākin enfusehum yeZlimūne
Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
تُصِبْكُمْ1 kez
Al-i İmran 3:120تُصِبْكُمْtuSibkumsize dokunsa
اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا اِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
in temseskum Hasenetun tesu'hum ve in tuSibkum seyyietun yefraHū bihā ve in teSbirū ve tetteḳū lā yeDurrukum keyduhum şey'en inne (a)llahe bimā yeǎ'melūne muHīTun
Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.
اَصَبْتُمْ1 kez
Al-i İmran 3:165اَصَبْتُمْeSabtumonların başlarına getirdiğiniz halde
اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
e ve lemmā eSābetkum muSībetun ḳad eSabtum miṧleyhā ḳultum ennā hāƶā ḳul huve min ǐndi enfusikum inne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
تُصِيبَنَا1 kez
Maide 5:52تُصِيبَنَاtuSībenābize gelmesinden
فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَا اَسَرُّوا فِي اَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ
fe terā (e)lleƶīne fī ḳulūbihim meraDun yusāriǔne fīhim yeḳūlūne neḣşā en tuSībenā dāiratun fe ǎsā (a)llahu en ye'tiye bi l-fetHi ev emrin min ǐndihi fe yuSbiHū ǎlā mā eserrū fī enfusihim nādimīne
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, "Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.
فَاَصَابَتْكُمْ1 kez
Maide 5:106فَاَصَابَتْكُمْfe eSābetkumve başınıza gelmişse
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِمِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū şehādetu beynikum iƶā HaDera eHadekumu l-mevtu Hīne l-veSiyyeti ṧnāni ƶevā ǎdlin minkum ev āḣarāni min ğayrikum in entum Derabtum fī l-erDi fe eSābetkum muSībetu l-mevti teHbisūnehumā min beǎ'di S-Salāti fe yuḳsimāni bi(a)llahi ini rtebtum lā neşterī bihi ṧemenen ve lev kāne ƶā ḳurbā ve lā nektumu şehādete (a)llahi innā iƶen le mine l-āṧimīne
Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, "Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin ederler.
اَصَبْنَاهُمْ1 kez
A'raf 7:100اَصَبْنَاهُمْeSabnāhumkendilerini de cezalandırırız
اَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ اَهْلِهَٓا اَنْ لَوْ نَشَاءُ اَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
e ve lem yehdi li(e)lleƶīne yeriṧūne l-erDe min beǎ'di ehlihā en lev neşā'u eSabnāhum bi ƶunūbihim ve neTbeǔ ǎlā ḳulūbihim fe hum lā yesmeǔne
Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.
اُصِيبُ1 kez
A'raf 7:156اُصِيبُuSībuuğratırım
وَاكْتُبْ لَنَا فِي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَا اِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي اُصِيبُ بِهِ مَنْ اَشَٓاءُ وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذِينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
ve ktub lenā fī hāƶihi d-dunyā Haseneten ve fī l-āḣirati innā hudnā ileyke ḳāle ǎƶābī uSību bihi men eşā'u ve raHmetī vesiǎt kulle şey'in fe se ektubuhā li(e)lleƶīne yetteḳūne ve yu'tūne z-zekāte ve(e)lleƶīne hum bi āyātinā yu'minūne
"Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik." Allah, şöyle dedi: "Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım."
تُصِيبَنَّ1 kez
Enfal 8:25تُصِيبَنَّtuSībenneerişmekle kalmaz
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ve tteḳū fitneten lā tuSībenne (e)lleƶīne Zelemū minkum ḣāSSaten ve ǎ'lemū enne (a)llahe şedīdu l-ǐḳābi
Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.
يُصِيبَنَا1 kez
Tevbe 9:51يُصِيبَنَاyuSībenāulaşmaz
قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
ḳul len yuSībenā illā mā ketebe (a)llahu lenā huve mevlānā ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mu'minūne
De ki: "Bizim başımıza ancak, Allah'ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü'minler, yalnız Allah'a güvensinler."
يُصِيبُ1 kez
Yunus 10:107يُصِيبُyuSībuverir
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ اِلَّا هُوَ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَادَّ لِفَضْلِهِ يُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
ve in yemseske (a)llahu bi Durrin fe lā kāşife lehu illā huve ve in yuridke bi ḣayrin fe lā rādde li feDlihi yuSību bihi men yeşā'u min ǐbādihi ve huve l-ğafūru r-raHīmu
Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O'ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
مُصِيبُهَا1 kez
Hud 11:81مُصِيبُهَاmuSībuhāonun başına gelecektir
قَالُوا يَالُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَ اِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا اَصَابَهُمْ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ
ḳālū yā lūTu innā rusulu rabbike len yeSilū ileyke fe esri bi ehlike bi ḳiT'ǐn mine l-leyli ve lā yeltefit minkum eHadun illā mraeteke innehu muSībuhā mā eSābehum inne mev'ǐdehumu S-SubHu e leyse S-SubHu bi ḳarībin
Konukları şöyle dedi: "Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!"
نُصِيبُ1 kez
Yusuf 12:56نُصِيبُnuSībubiz ulaştırırız
وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَاءُ وَلَا نُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
ve ke ƶālike mekkennā lī yūsufe fī l-erDi yetebevveu minhā Hayṧu yeşā'u nuSību bi raHmetinā men neşā'u ve lā nuDīǔ ecra l-muHsinīne
Böylece Yusuf'a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz.
اَصَابَهُ1 kez
Hac 22:11اَصَابَهُeSābehukendisine gelirse
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَاَنَّ بِهِ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
ve mine n-nāsi men yeǎ'budu (a)llahe ǎlā Harfin fe in eSābehu ḣayrun Tmeenne bihi ve in eSābethu fitnetun nḳalebe ǎlā vechihi ḣasira d-dunyā ve l-āḣirate ƶālike huve l-ḣusrānu l-mubīnu
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
اَصَابَتْهُ1 kez
Hac 22:11اَصَابَتْهُeSābethubaşına gelirse
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَاَنَّ بِهِ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
ve mine n-nāsi men yeǎ'budu (a)llahe ǎlā Harfin fe in eSābehu ḣayrun Tmeenne bihi ve in eSābethu fitnetun nḳalebe ǎlā vechihi ḣasira d-dunyā ve l-āḣirate ƶālike huve l-ḣusrānu l-mubīnu
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
سَيُصِيبُهُمْ1 kez
Zümer 39:51سَيُصِيبُهُمْse yuSībuhumerişecektir
فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَالَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ سَيُصِيبُهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ
fe eSābehum seyyiātu mā kesebū ve(e)lleƶīne Zelemū min hā'ulā'i se yuSībuhum seyyiātu mā kesebū ve mā hum bi muǎ'cizīne
Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
يُصِبْكُمْ1 kez
Mü'min 40:28يُصِبْكُمْyuSibkumbaşınıza gelir
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ اِيمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذِي يَعِدُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ
ve ḳāle raculun mu'minun min āli fir'ǎvne yektumu īmānehu e teḳtulūne raculen en yeḳūle rabbiye (a)llahu ve ḳad cā'ekum bi l-beyyināti min rabbikum ve in yeku kāƶiben fe ǎleyhi keƶibuhu ve in yeku Sādiḳan yuSibkum beǎ'Du elleƶī yeǐdukum inne (a)llahe lā yehdī men huve musrifun keƶƶābun
Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü'min bir adam şöyle dedi: "Rabbim Allah'tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez."
فَتُصِيبَكُمْ1 kez
Fetih 48:25فَتُصِيبَكُمْfe tuSībekumisabet edecek (olmasaydı)
هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفًا اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُصِيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ فِي رَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا
humu (e)lleƶīne keferū ve Saddūkum ǎni l-mescidi l-Harāmi ve l-hedye meǎ'kūfen en yebluğa meHillehu ve levlā ricālun mu'minūne ve nisā'un mu'minātun lem teǎ'lemūhum en teTaūhum fe tuSībekum minhum meǎrratun bi ğayri ǐlmin li yudḣile (a)llahu fī raHmetihi men yeşā'u lev tezeyyelū le ǎƶƶebnā (e)lleƶīne keferū minhum ǎƶāben elīmen
Onlar, inkar edenler ve sizi Mescid-i Haram'ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah, Mekke'ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkar edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.
تُصِيبُوا1 kez
Hucurat 49:6تُصِيبُواtuSībūyoksa kötülük edersiniz
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū in cā'ekum fāsiḳun bi nebein fe tebeyyenū en tuSībū ḳavmen bi cehāletin fe tuSbiHū ǎlā mā feǎltum nādimīne
Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.
صَوَابًا1 kez
Nebe 78:38صَوَابًاSavābendoğruyu
يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
yevme yeḳūmu r-rūHu ve l-melāiketu Saffen lā yetekellemūne illā men eƶine lehu r-raHmānu ve ḳāle Savāben
(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.