Böylece Yusuf'a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz.

وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَاءُ وَلَا نُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ

ve ke ƶālike mekkennā lī yūsufe fī l-erDi yetebevveu minhā Hayṧu yeşā'u nuSību bi raHmetinā men neşā'u ve lā nuDīǔ ecra l-muHsinīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَكَذٰلِكَve ke ƶālikeböylece
2مَكَّنَّاmekkennāم ك نBirine yer vermek, bir konuta yerleştirmek veya kurmak, birinin bir şeyi yapmasını sağlamak veya yetkilendirmekbiz iktidar verdik
3لِيُوسُفَlī yūsufeليوسفYusuf'a
4فِي
5الْاَرْضِl-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeo ülke'de
6يَتَبَوَّاُyetebevveuب و اGeri döndü, geri geldi/gitti, üzerine aldı/taşıdı, yüklendi/yük altına girdi, bunun ikamet yeri oldu, sorumlu/hesap verebilir/mesul oldu, eşit/benzer, denk/eş, dinlendi/kaldı, onu bir konuta yerleştirdi, mubawwa: bir konut, kalacak yer, yerleşim yeri, tabawwa: bir yeri konut edinmek veya yapmak.konaklardı
7مِنْهَاminhāorada
8حَيْثُHayṧuح ي ثHer yerde, neredeyerde
9يَشَاءُyeşā'uش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişdilediği
10نُصِيبُnuSībuص و بdökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun - felaket.biz ulaştırırız
11بِرَحْمَتِنَاbi raHmetināر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.rahmetimizi
12مَنْmenkimseye
13نَشَاءُneşā'uش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişdilediğimiz
14وَلَاve lā
15نُضِيعُnuDīǔض ي عYok oldu, hiçe gitti, geçti gitti, kayboldu, yalnız kaldı, ihmal edildi, düşüncesiz davrandı, mahvoldu, israf edildi.zayi etmeyiz
16اَجْرَecraا ج رödül/tazminat/karşılık, hizmet için ücret/ödeme/maaş, karecrini
17الْمُحْسِنِينَl-muHsinīneح س نYakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya iyi davranmak, bir kişiye karşı iyilikle veya hoş bir şekilde davranmak, bir kişiye fayda veya faydalar sağlamak, bir kişiyle nazik davranmak, bir şeyi iyi bilmek, kendini güzelleştirmek/süslemek/bezemek, bir kişiyi iyi/güzel/hoş olarak görmek/saymak/değerlendirmek.güzel davrananların

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

İşte Yûsuf'a Mısır'da böylece bir mevki verdik, nereyi isterse orada, dilediği gibi konaklardı. Rahmetimizi, kime dilersek ona nasîb ederiz ve iyilikte bulunanların ecrini zâyi etmeyiz.

Abdulkadir Gölpınarlı

İşte Yûsufʼa Mısırʼda böylece bir mevki verdik, nereyi isterse orada, dilediği gibi konaklardı. Rahmetimizi, kime dilersek ona nasîb ederiz ve iyilikte bulunanların ecrini zâyi etmeyiz.

Adem Uğur

Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.

Ahmed Hulusi

İşte böylece o ülkede (Mısır'da) Yusuf'u yerleştirdik. . . Orada dilediği yerde dolaşır, konaklardı. . . Rahmetimizi dilediğimizde açığa çıkartırız. . . İhsan edicilerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız.

Ahmet Tekin

Böylece Yûsuf’a, Allah’ın sünneti, düzeninin yasaları ve iradesinin tecellisi içinde dilediği yerde ikamet etmek, dilediği gibi hareket etmek üzere, ülke içinde yetki, güç, itibar ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi, sünnetimize, düzenimizin yasalarına uygun olarak, irademizin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere nasip ederiz. İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan önderlerin, idarecilerin ve mü’minlerin mükâfatını zâyi etmeyiz.

Ahmet Varol

İşte böylece Yusuf'a o yerde güç ve imkân verdik. Orada istediği yerde konaklıyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize ulaştırırız ve iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmeyiz.

Ali Bulaç

İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.

Ali Fikri Yavuz

İşte, Yûsuf’u zindandan kurtardığımız gibi, kendisine Mısır memleketinde de kudret ve şeref verdik. Orada istediği yerde makam sahibi oluyordu. Biz, rahmetimizi dilediğimiz kimseye ulaştırırız ve iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.

Ali Rıza Safa

Ve işte böylece, o topraklarda Yusuf'a yetki verdik; dilediği gibi orada yerleşti. Rahmetimizi, dilediğimize veririz. Çünkü iyi davrananları ödülsüz bırakmayız.

Bayraktar Bayraklı

Böylece Yusuf'a, orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız. Güzel davrananların ödülünü zayi etmeyiz.

Bekir Sadak

Yusuf'u boylece o memlekete yerlestirdik; istedigi yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tipki bu misalde oldugu gibi istedigimize veririz; iyi davrananlarin ecrini zayi etmeyiz.

Celal Yıldırım

İşte böylece biz Yûsuf'u (Mısır) ülkesine yerleştirip, onu şerefli, itibarlı kıldık; (o kadar ki) orada dilediği yerde oturabiliyordu. (Böylece) rahmetimizi dilediğimiz kimselere nasîb ederiz ve iyilerin mükâfatını zayi' etmeyiz.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Böylece Yûsuf’a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz

Diyanet İşleri

Böylece Yusuf'a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz.

Diyanet İşleri (eski)

Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz.

Diyanet Vakfi

Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve işte böylece Yusuf'u o ülkede yerleştirdik; neresinde isterse makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve işte bu suretle Yusüfü o arzda temkin ettik, neresinde isterse makam tutuyordu, biz rahmetimizi dilediğimize nasıb ederiz, ve muhsinlerin ecrini zayi' etmeyiz

Erhan Aktaş

Ve böylece Yusuf'u yetki sahibi yaptık, istediği yerde mekan tutma imkanı verdik. Rahmetimizi istediğimize veririz. İyilik edenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve böylece Yusuf'u yetki sahibi yaptık, istediği yerde mekan tutma imkanı verdik. Rahmetimizi istediğimize veririz. İyilik edenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve böylece Yusuf'u yetki sahibi yaptık, istediği yerde mekan tutma imkanı verdik. Rahmetimizi istediğimize veririz. İyilik edenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız.

Fizilal-il Kuran

Böylece Yusuf'un o ülkedeki konumunu sağlamlaştırdık, artık o ülkenin dilediği yerinde oturabilirdi. Biz rahmetimizi dilediğimiz kimselere sunarız ve iyi davranışlıları ödülsüz bırakmayız.

Gültekin Onan

İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.

Hamdi Döndüren

Böylece Yusuf’u (Mısır) ülkesinde yetki sahibi kıldık; öyle ki o, dilediği yerde kalabiliyordu. Biz dilediğimize rahmetimizi ulaştırırız. İşi iş yapanların mükâfatını da zayi etmeyiz.

Hasan Basri Çantay

İşte o yerde Yuusufa kudret (ve şeref) verdik. O, o yerden neresini dilerse orada konaklardı. Biz rahmetimizi kime dilersek ona nasıyb ederiz, iyi hareket edenlerin mükafatını zaayi etmeyiz.

Hasib Asutay

Böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde imkân verdik. (22) Biz, rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi etmeyiz. (22. Kral bütün Mısır yönetimini Hz. Yusuf a verdi.)

Hayrat Neşriyat

İşte böylece Yûsuf’a o yerde (Mısır’da) imkân (ve kudret) verdik. Oradan dilediği yerde oturuyordu. Rahmetimizi dilediğimiz kimseye nasîb ederiz ve iyilik edenlerin mükâfâtını zâyi' etmeyiz.

İbni Kesir

İşte böylece Yusuf'u yeryüzünde yerleştirdik. Nereyi isterse orada konaklardı. Rahmetimizi, istediğimize veririz. Ve ihsan edenlerin ecrini zayi etmeyiz.

Mehmet Okuyan

Böylece Yusuf’a dilediği gibi hareket etmek üzere o yerde (Mısır’da) yetki vermiştik. Dilediğimiz (layık olan) kimseye rahmetimizi (işte böyle) ulaştırırız ve güzel davrananların ödülünü boşa çıkarmayız.

Muhammed Esed

İşte böyle emin bir yer sağladık Yusuf'a (o) ülkede; öyle ki, dilediği yerde konaklayabilir/dilediği şeyi yapabilirdi. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz, ama iyilik yapanların hak ettiği karşılığı vermekten de geri durmayız.

Mustafa İslamoğlu

İşte bu şekilde Biz, Yusuf'a ülkede sağlam bir iktidar zemini hazırladık (ki), o orada istediği yapıyı inşa edebilsin. Biz rahmetimizi istediğimize bahşederiz; fakat iyilik yapanların (bu dünyadaki) karşılığına da zayi etmeyiz.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve öylece Yusuf için o yerde bir mevki, bir selahiyet verdik. Oradan dilediği yerde ikâmet eder idi. Biz dilediğimize rahmetimizi nâsib ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfaatını zâyi etmeyiz.

Ömer Öngüt

Böylece biz Yusuf'u o memlekette yerleştirip kendisine mevki verdik. Orada istediği yerde konaklayabilirdi. (Dilediğini yapar, dilediği gibi hareket ederdi). Biz rahmetimizi kime dilersek ona isabet ettiririz ve biz güzel davrananların mükâfatını zâyi etmeyiz.

Suat Yıldırım

Böylece Biz Yusuf’a Mısır’da iktidar verdik. Dilediği yerde konaklayabilir, orayı dilediği şekilde yönetirdi. Biz lütfumuzu dilediğimiz kimselere eriştirir ve güzel hareket edenlerin ücretlerini asla zayi etmeyiz.

Süleyman Ateş

Böylece biz Yusuf'a o ülke'de iktidar verdik. Orada dilediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz.

Süleymaniye Vakfı

Böylece ona, o topraklarda iyi bir makam verdik. İstediği her yerde, yetkisini kullanabiliyordu. Biz ikramımızı, gerek gördüğümüz kişiye yaparız. Güzel davrananların ödülünü zayi etmeyiz.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Böylece ona, o ülkede iyi bir makam verdik. Orada beğendiği yere yerleşirdi. Biz ikramımızı, tercih ettiğimiz kişiye yaparız. Güzel davrananların ödülünü eksiltmeyiz.

Şaban Piriş

Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik;istediği yerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz.; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz.

Tefhim-ul Kuran

İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkân verdik. Öyleki, onda (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.

Ümit Şimşek

Böylece Yusuf'u o ülkede yerleştirdik. Öyle ki, dilediği yerde kalıyor, dilediği gibi yönetiyordu. Biz dilediğimizi rahmetimizden böyle nasiplendirir ve iyilik yapanların ödülünü de asla zayi etmeyiz.

Yaşar Nuri Öztürk

İşte böylece biz Yusuf'a yeryüzünde imkan ve mevki verdik. Ülkede, istediği yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız; güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Beləliklə, Yusufa yer üzündə hökmranlıq verdik. O, istədiyi yerdə qala bilərdi. Biz istədiyimizə mərhəmətimizi nəsib edirik və yaxşı iş görənlərin mükafatını əsirgəmirik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Beləliklə, Yusifi o yerdə (Misir torpağında) mövqe (ixtiyar) sahibi etdik. O, (Misirdə) istədiyini edirdi (istədiyi yerdə mənzil sala bilirdi). Biz istədiyimizə mərhəmətimizi nəsib edər, yaxşı işlər görənlərin mükafatını zay etmərik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

So haben Wir Joseph Macht im Lande verliehen, und er konnte wohnen wo immer er wollte. Wir gewähren Unsere Gnade, wem Wir wollen und enthalten denen, die Gutes tun, ihren Lohn nicht vor.

Almanca — Der Edle Quran

So verliehen Wir Yusuf eine feste Stellung im Land, so daß er sich darin aufhalten konnte, wo immer er wollte. Wir treffen mit Unserer Barmherzigkeit, wen Wir wollen, und Wir lassen den Lohn der Gutes Tuenden nicht verlorengehen.

Almanca — M. A. Rassoul

Und so verliehen Wir Yusuf Macht im Lande; er weilte darin, wo immer es ihm gefiel. Wir gewähren Unsere Gnade, wem Wir wollen, und Wir lassen den Lohn der Rechtschaffenen nicht verlorengehen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und solcherart festigten WIR (die Stellung von) Yusuf im Lande, dort hält er sich auf, wo er will. WIR lassen Unsere Gnade zuteil werden, wem WIR wollen. Und WIR lassen die Belohnung der Muhsin nicht verloren gehen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Thus did We firmly establish Yusuf in the land where he could extend his power and jurisdiction wherever he willed. We bestow our mercy on whom We will and never do We annul, withhold or withdraw the fruit people are entitled to reap from deeds of wisdom and piety.

Abdul Haleem

In this way We settled Joseph in that land to live wherever he wished: We grant Our mercy to whoever We will and do not fail to reward those who do good.

Abdullah Yusuf Ali

Thus did We give established power to Joseph in the land, to take possession therein as, when, or where he pleased. We bestow of our Mercy on whom We please, and We suffer not, to be lost, the reward of those who do good.

Abul A'la Maududi

Thus did We establish Joseph in the land so that he could settle wherever he pleased. We bestow favour, out of Our Mercy, on whomsoever We please, and We do not cause the reward of those who do good to go to waste.

Aisha Bewley

And thus We established Yusuf in the land so he could live in any place he pleased. We grant Our grace to anyone We will and We do not allow to go to waste the wage of any people who do good.

Al-Hilali & Khan

Thus did We give full authority to Yûsuf (Joseph) in the land, to take possession therein, when or where he likes. We bestow of Our Mercy on whom We will, and We make not to be lost the reward of Al-Muhsinûn (the good doers - See V.2:112).

Ali Quli Qarai

That is how We established Joseph in the land that he may settle in it wherever he wished. We confer Our mercy on whomever We wish, and We do not waste the reward of the virtuous.

Amatul Rahman Omar

That is how We granted Joseph high power in the country. He wielded authority therein wherever he chose. We bestow Our mercy on whomsoever We will and We suffer not the reward of the doers of excellent deeds to be lost.

Arthur John Arberry

So We established Joseph in the land, to make his dwelling there wherever he would. We visit with Our mercy whomsoever We will, and We leave not to waste the wage of the good-doers.

Bijan Moeinian

Thus I established Joseph on earth, ruling as he wished. I shower whomever I decide with my blessing and I never let go waste the reward of those who are righteous.

E. Henry Palmer

Thus did we establish Joseph in the land that he might settle in what part thereof he pleased - we overtake with our mercy whom we will, nor do we waste the hire of those who do good;

Edip-Layth

Thus, We gave Joseph authority in the land, to travel in it as he pleases. We bestow Our mercy upon whom We please, and We do not waste the reward of the good doers.

George Sale

Thus did We establish Joseph in the land, that he might provide himself a dwelling therein, where he pleased. We bestow our mercy on whom We please, and We suffer not the reward of the righteous to perish:

Hamid S. Aziz

He said, "Place me over the store-house of the land; verily, I will be an expert custodian. (one who is skilled and knows what is required.)"

Mahmoud Ghali

And thus We established Yûsuf in the land to take his location (there) where he decides. We (make) Our mercy alight on whomever We decide, and We do not waste the reward of the fair-doers

Marmaduke Pickthall

Thus gave We power to Joseph in the land. He was the owner of it where he pleased. We reach with Our mercy whom We will. We lose not the reward of the good.

Mohamed Ahmed - Samira

Thus We gave Joseph authority in the land so that he lived wherever he liked. We bestow Our favours on whomsoever We please, and do not allow the reward of those who are good to go waste.

Muhammad Asad

And thus We established Joseph securely in the land [of Egypt]: he had full mastery over it, [doing] whatever he willed. [Thus do] We cause Our grace to alight upon whomever We will; and We do not fail to requite the doers of good.

Mustafa Khattab

This is how We established Joseph in the land to settle wherever he pleased. We shower Our mercy on whoever We will, and We never discount the reward of the good-doers.

Progressive Muslims

And it was such that We gave Joseph authority in the land, to travel in it as he pleases. We bestow Our mercy upon whom We please, and We do not waste the reward of the good doers.

Sahih International

And thus We established Joseph in the land to settle therein wherever he willed. We touch with Our mercy whom We will, and We do not allow to be lost the reward of those who do good.

Sam Gerrans

And thus We established Joseph in the land, to settle therein wheresoever he willed. We visit with Our mercy whom We will, and We cause not to be lost the reward of the doers of good.

Shabbir Ahmed

Thus, We gave established power to Joseph in the land (of Egypt). He had full mastery over it, ruling as he saw fit. We bestow Our Grace according to Our Laws, and never waste the reward of the doers of good.

Syed Vickar Ahamed

This way We gave full authority to Yusuf (Joseph) in the land, to take possession in there as, when, or where he wanted. We give from Our Mercy to whom We please, and We make not the reward of those who do good to be lost.

Taqi Usmani

And thus We gave Yūsuf power in the land. He could settle in it wherever he wished. We extend Our mercy to whomsoever We will, and We do not let the reward of the righteous people to go to waste.

The Monotheist Group

Andit was such that We gave Joseph authority in the land, to travel in it as he pleases. We bestow Our mercy upon whom We please, and We do not waste the reward of the good doers.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ainsi avons-nous affermi (lʹautorité de) Joseph dans ce territoire et il sʹy installait là où il le voulait. Nous touchons de Notre miséricorde qui Nous voulons et ne faisons pas perdre aux hommes de bien le mérite (de leurs œuvres).

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Bi vî awayî me, Yûsuf li axa Misrê, li cihê ku wî xwest bi cih kir, em kê bivên rehma xwe digihîninê û em qet jî perûya qencîkarên rast û durist winda nakin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zo gaven Wij Joesoef een machtige positie in het land om zich erin te vestigen waar hij wilde. Wij treffen met Onze barmhartigheid wie Wij willen. Wij laten het loon van hen die goed doen niet verloren gaan.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zoo plaatsten wij Jozef in het land, opdat hij zich daarin eene woning zou kiezen, waar het hem mocht behagen. Wij schenken onze genade aan wien het ons behaagt, en wij laten de belooning niet verloren gaan van hen die goed handelen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(Правитель назначил Йусуфа министром.) И таким образом Мы утвердили Йусуфа на земле, чтобы он поселился там, где пожелает. Мы одариваем Своей милостью, кого пожелаем, и не губим награды добро­деющих.

Rusça — Osmanov

Так Мы даровали Йусуфу могущество в земле [египетской], дабы он поселился там, где ему заблагорассудится. Мы воздаем [по заслугам] и помним о наградах для тех, кто вершит добрые деяния.