ش ع ل (ŞAL)
Ş-a-l
شَعْل : Ateşin alevlenmesidir. شُعْلَةٌ مِنَ النَّارِ /Ateş alevi; قَدْ أَشْعَلْتُهَا /Ateşi alevlendirdim, denir. Ebû Zeyd, شَعَلْتُهَا formunu da uygun görmüştür. شَعِيلَة : Yanan fitildir.
Kimisi onun, alevlenen beyazlık olduğunu söyler. وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا : Baş, ihtiyarlık aleviyle tutuştu (19/Meryem 4) âyetinde, saçın ağarması, renk açısından; اِشْتَعَلَ فُلاَنٌ غَضَبًا /Falan kişi öfke aleviyle tutuştu sözündeki öfke de hareket açısından aleve benzetilmiştir. أَشْعَلْتُ الْخَيْلَ فِي الْغاَرَةِ /Saldırıda atı alevlendirdim sözü de bu anlamdan gelmektedir; tıpkı أَوْقَدْتُهَا, هَيَّجْتُهَا, أَضْرَمْتُهَا gibi.