ق ر ن (GRN) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Bir şeyi başka bir şeyle birleştirmek, eşleştirmek. Qarnin/qarnan - nesil, yüzyıl. Qarn (ikili qarnani, dolaylı qaraini, çoğul qurun) - boynuz, trampet. Genellikle güç/kudret/şan sembolü olarak kullanılır. Qarunun (çoğul qurana) - eş, yoldaş, yakın arkadaş. Muqarranin - birbirine bağlı. Muqrinina - boyun eğdirme yeteneği olan. Muqtarinin - sıra halinde dizilmiş olanlar, eşlik edenler.

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (36)

Bu kök Kur'an boyunca 36 kez, 13 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

الْقُرُونَ10 kez

Yunus 10:13الْقُرُونَl-ḳurūnenice nesilleri

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ

ve leḳad ehleknā l-ḳurūne min ḳablikum lemmā Zelemū ve cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti ve mā kānū li yu'minū ke ƶālike neczī l-ḳavme l-mucrimīne

Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helak ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.

Hud 11:116الْقُرُونِl-ḳurūninesiller-

فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَلِيلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا اُتْرِفُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ

fe levlā kāne mine l-ḳurūni min ḳablikum ūlū beḳiyyetin yenhevne ǎni l-fesādi fī l-erDi illā ḳalīlen mimmen enceynā minhum ve ttebeǎ (e)lleƶīne Zelemū mā utrifū fīhi ve kānū mucrimīne

Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkar kimseler oldular.

İsra 17:17الْقُرُونِl-ḳurūnikuşakları

وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍ وَكَفٰى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا

ve kem ehleknā mine l-ḳurūni min beǎ'di nūHin ve kefā bi rabbike bi ƶunūbi ǐbādihi ḣabīran beSīran

Nuh'tan sonra da nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter.

Ta-Ha 20:51الْقُرُونِl-ḳurūninesillerin

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى

ḳāle fe mā bālu l-ḳurūni l-ūlā

Firavun, "Ya geçmiş nesillerin hali ne olacak?" dedi.

Ta-Ha 20:128الْقُرُونِl-ḳurūninesiller-

اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى

e fe lem yehdi lehum kem ehleknā ḳablehum mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin li ūlī n-nuhā

Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.

Kasas 28:43الْقُرُونَl-ḳurūnenesilleri

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

ve leḳad āteynā mūsā l-kitābe min beǎ'di mā ehleknā l-ḳurūne l-ūlā beSāira li n-nāsi ve huden ve raHmeten leǎllehum yeteƶekkerūne

Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

Kasas 28:78الْقُرُونِl-ḳurūnikuşaklar

قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدِي اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهِ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

ḳāle innemā ūtītuhu ǎlā ǐlmin ǐndī e ve lem yeǎ'lem enne (a)llahe ḳad ehleke min ḳablihi mine l-ḳurūni men huve eşeddu minhu ḳuvveten ve ekṧeru cem'ǎn ve lā yuselu ǎn ƶunūbihimu l-mucrimūne

Karun, "Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir" dedi. O, Allah'ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).

Secde 32:26الْقُرُونِl-ḳurūnikuşakları

اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ اَفَلَا يَسْمَعُونَ

e ve lem yehdi lehum kem ehleknā min ḳablihim mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin e fe lā yesmeǔne

Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hala duymayacaklar mı?

Yasin 36:31الْقُرُونِl-ḳurūninesiller-

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

e lem yerav kem ehleknā ḳablehum mine l-ḳurūni ennehum ileyhim lā yerciǔne

Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

Ahkaf 46:17الْقُرُونُl-ḳurūnunice nesiller

وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَا اَتَعِدَانِنِٓي اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلِي وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْۗ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

ve elleƶī ḳāle li vālideyhi uffin le kumā e teǐdāninī en uḣrace ve ḳad ḣaleti l-ḳurūnu min ḳablī ve humā yesteğīṧāni (a)llahe veyleke āmin inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe yeḳūlu mā hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

Anne ve babasına, "Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, onlar Allah'a sığınarak, "Yazıklar olsun sana! İman et, Allah'ın va'di gerçektir" diyorlar, o da, "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyordu.

قَرْنٍ5 kez

En'am 6:6قَرْنٍḳarninnesiller-

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرِينَ

e lem yerav kem ehleknā min ḳablihim min ḳarnin mekkennāhum fī l-erDi mā lem numekkin lekum ve erselnā s-semāe ǎleyhim midrāran ve ceǎlnā l-enhāra tecrī min teHtihim fe ehleknāhum bi ƶunūbihim ve enşe'nā min beǎ'dihim ḳarnen āḣarīne

Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.

Meryem 19:74قَرْنٍḳarninnesiller

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا

ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hum eHsenu eṧāṧen ve ri'yen

Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helak ettik.

Meryem 19:98قَرْنٍḳarninnesillerden

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا

ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hel tuHissu minhum min eHadin ev tesmeǔ lehum rikzen

Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?

Sad 38:3قَرْنٍḳarninnesiller-

كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ

kem ehleknā min ḳablihim min ḳarnin fe nādev ve lāte Hīne menāSin

Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.

Kaf 50:36قَرْنٍḳarninkuşaklar-

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِ هَلْ مِنْ مَحِيصٍ

ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hum eşeddu minhum beTşen fe neḳḳabū fī l-bilādi hel min meHīSin

Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?

مُقَرَّنِينَ4 kez

İbrahim 14:49مُقَرَّنِينَmuḳarranīnebirbirine yaklaştırılmış

وَتَرَى الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ مُقَرَّنِينَ فِي الْاَصْفَادِ

ve terā l-mucrimīne yevmeiƶin muḳarranīne fī l-eSfādi

O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.

Furkan 25:13مُقَرَّنِينَmuḳarranīnebağlı olarak

وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا

ve iƶā ulḳū minhā mekānen Deyyiḳan muḳarranīne deǎv hunālike ṧubūran

Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler

Sad 38:38مُقَرَّنِينَmuḳarranīnebirbirine bağlanmış

وَاٰخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي الْاَصْفَادِ

ve āḣarīne muḳarranīne fī l-eSfādi

(37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

Zuhruf 43:13مُقْرِنِينَmuḳrinīne(hizmetimize) yanaştıracak

لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ

li testevū ǎlā Zuhūrihi ṧumme teƶkurū niǎ'mete rabbikum iƶā steveytum ǎleyhi ve teḳūlū subHāne elleƶī seḣḣara lenā hāƶā ve mā kunnā lehu muḳrinīne

(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

الْقَرْنَيْنِ3 kez

Kehf 18:83الْقَرْنَيْنِl-ḳarneyniZu'l-Karneyn'den

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًا

ve yeselūneke ǎn ƶī l-ḳarneyni ḳul se etlū ǎleykum minhu ƶikran

(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

Kehf 18:86الْقَرْنَيْنِl-ḳarneyniZu'l-Karneyn

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا

Hattā iƶā beleğa meğribe ş-şemsi vecedehā teğrubu fī ǎynin Hamietin ve vecede ǐndehā ḳavmen ḳulnā yā ƶā l-ḳarneyni immā en tuǎƶƶibe ve immā en tetteḣiƶe fīhim Husnen

Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

Kehf 18:94الْقَرْنَيْنِl-ḳarneyniZu'l-Karneyn

قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

ḳālū yā ƶā l-ḳarneyni inne ye'cūce ve me'cūce mufsidūne fī l-erDi fe hel nec'ǎlu leke ḣarcen ǎlā en tec'ǎle beynenā ve beynehum sedden

Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"

قَرِينًا2 kez

Nisa 4:38قَرِينًاḳarīnenarkadaşı

وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا

ve(e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehum riā'e n-nāsi ve lā yu'minūne bi(a)llahi ve lā bi l-yevmi l-āḣiri ve men yekuni ş-şeyTānu lehu ḳarīnen fe sā'e ḳarīnen

Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.

Nisa 4:38قَرِينًاḳarīnenbir arkadaş(ı var)dır

وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا

ve(e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehum riā'e n-nāsi ve lā yu'minūne bi(a)llahi ve lā bi l-yevmi l-āḣiri ve men yekuni ş-şeyTānu lehu ḳarīnen fe sā'e ḳarīnen

Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.

قَرْنًا2 kez

En'am 6:6قَرْنًاḳarnenbir nesil

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرِينَ

e lem yerav kem ehleknā min ḳablihim min ḳarnin mekkennāhum fī l-erDi mā lem numekkin lekum ve erselnā s-semāe ǎleyhim midrāran ve ceǎlnā l-enhāra tecrī min teHtihim fe ehleknāhum bi ƶunūbihim ve enşe'nā min beǎ'dihim ḳarnen āḣarīne

Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.

Mü'minun 23:31قَرْنًاḳarnenbir nesil

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرِينَ

ṧumme enşe'nā min beǎ'dihim ḳarnen āḣarīne

Sonra onların (Nuh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.

قُرُونًا2 kez

Mü'minun 23:42قُرُونًاḳurūnennesiller

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَرِينَ

ṧumme enşe'nā min beǎ'dihim ḳurūnen āḣarīne

Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.

Kasas 28:45قُرُونًاḳurūnenbirçok nesiller

وَلٰكِنَّٓا اَنْشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا فِي اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا وَلٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ

ve lākinnā enşe'nā ḳurūnen fe teTāvele ǎleyhimu l-ǔmuru ve mā kunte ṧāviyen fī ehli medyene tetlū ǎleyhim āyātinā ve lākinnā kunnā mursilīne

Fakat biz (Musa'dan sonra) birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. Sen Medyen halkı arasında yaşıyor değildin, ayetlerimizi onlardan okuyup öğreniyor da değildin. Fakat biz (bu haberi) göndereniz.

قَرِينٌ2 kez

Saffat 37:51قَرِينٌḳarīnunbir arkadaşım

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ اِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

ḳāle ḳāilun minhum innī kāne lī ḳarīnun

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

Zuhruf 43:36قَرِينٌḳarīnunarkadaşı olur

وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ

ve men yeǎ'şu ǎn ƶikri r-raHmāni nuḳayyiD lehu şeyTānen fe huve lehu ḳarīnun

Kim, Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.

قَرِينُهُ2 kez

Kaf 50:23قَرِينُهُḳarīnuhuonun arkadaşı

وَقَالَ قَرِينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ

ve ḳāle ḳarīnuhu hāƶā mā ledeyye ǎtīdun

Beraberindeki (melek) şöyle der: "İşte bu yanımdaki hazır."

Kaf 50:27قَرِينُهُḳarīnuhuonun arkadaşı

قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ

ḳāle ḳarīnuhu rabbenā mā eTğaytuhu ve lākin kāne fī Delālin beǐydin

Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi."

وَقُرُونًا1 kez

Furkan 25:38وَقُرُونًاve ḳurūnenve nesilleri

وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثِيرًا

ve ǎāden ve ṧemūde ve eSHābe r-rassi ve ḳurūnen beyne ƶālike keṧīran

Ad ve Semud kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helak ettik.

قُرَنَاءَ1 kez

Fussilet 41:25قُرَنَاءَḳuranā'ebirtakım arkadaşlar

وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ

ve ḳayyeDnā lehum ḳuranā'e fe zeyyenū lehum mā beyne eydīhim ve mā ḣalfehum ve Haḳḳa ǎleyhimu l-ḳavlu fī umemin ḳad ḣalet min ḳablihim mine l-cinni ve l-insi innehum kānū ḣāsirīne

Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.

الْقَرِينُ1 kez

Zuhruf 43:38الْقَرِينُl-ḳarīnuarkadaş(mışsın)

حَتّٰٓى اِذَا جَاءَنَا قَالَ يَالَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ

Hattā iƶā cā'enā ḳāle yā leyte beynī ve beyneke buǎ'de l-meşriḳayni fe bi'se l-ḳarīnu

Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!" der.

مُقْتَرِنِينَ1 kez

Zuhruf 43:53مُقْتَرِنِينَmuḳterinīneyakın

فَلَوْلَا اُلْقِيَ عَلَيْهِ اَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ اَوْ جَاءَ مَعَهُ الْمَلٰٓئِكَةُ مُقْتَرِنِينَ

fe levlā ulḳiye ǎleyhi esviratun min ƶehebin ev cā'e meǎhu l-melāiketu muḳterinīne

"(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?"