Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا

Hattā iƶā beleğa meğribe ş-şemsi vecedehā teğrubu fī ǎynin Hamietin ve vecede ǐndehā ḳavmen ḳulnā yā ƶā l-ḳarneyni immā en tuǎƶƶibe ve immā en tetteḣiƶe fīhim Husnen

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1حَتّٰٓىHattānihayet
2اِذَاiƶāne zaman ki
3بَلَغَbeleğaب ل غUlaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmakulaştı
4مَغْرِبَmeğribeغ ر بGitmek/vefat etmek, ayrılmak/emekli olmak/kaldırmak/kaybolmak, uzak/mesafeli/yok/gizli/siyah olmak, geri çekilmek, batılı, yabancı/garip, aşmak, bolluk, keskinlik, (akşam günbatımı), siyah, kuzguni siyah, güneşin battığı yer, batıbattığı yere
5الشَّمْسِş-şemsiش م سGüneş ışığıyla parlak olmak, görkemli olmak, güneşli olmak. Shams - güneş.güneşin
6وَجَدَهَاvecedehāو ج دkaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmakve onu buldu
7تَغْرُبُteğrubuغ ر بGitmek/vefat etmek, ayrılmak/emekli olmak/kaldırmak/kaybolmak, uzak/mesafeli/yok/gizli/siyah olmak, geri çekilmek, batılı, yabancı/garip, aşmak, bolluk, keskinlik, (akşam günbatımı), siyah, kuzguni siyah, güneşin battığı yer, batıbatarken
8فِي
9عَيْنٍǎyninع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.bir gözede
10حَمِئَةٍHamietinح م اSiyah ve kötü kokulu çamur, kuyuyu bundan temizlemek [siyah, kötü kokulu çamur], siyah ve kötü kokulu çamurla karışmak, bulanık hale gelmek ve kokusu değişmek, birine kızmak, amca, Necd'de kumlarda veya düz ve yumuşak arazide yetişen belirli bir bitki, kem gözlü bir adam, nazar değdirmek.kara balçıklı
11وَوَجَدَve vecedeو ج دkaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmakve buldu
12عِنْدَهَاǐndehāع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.onun yanında da
13قَوْمًاḳavmenق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir kavim
14قُلْنَاḳulnāق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededik ki
15يَاذَاyā ƶāEY/HEY/AH Zu
16الْقَرْنَيْنِl-ḳarneyniق ر نBir şeyi başka bir şeyle birleştirmek, eşleştirmek. Qarnin/qarnan - nesil, yüzyıl. Qarn (ikili qarnani, dolaylı qaraini, çoğul qurun) - boynuz, trampet. Genellikle güç/kudret/şan sembolü olarak kullanılır. Qarunun (çoğul qurana) - eş, yoldaş, yakın arkadaş. Muqarranin - birbirine bağlı. Muqrinina - boyun eğdirme yeteneği olan. Muqtarinin - sıra halinde dizilmiş olanlar, eşlik edenler.Zu'l-Karneyn
17اِمَّٓاimmāya
18اَنْen
19تُعَذِّبَtuǎƶƶibeع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azâb edersin
20وَاِمَّٓاve immāveya
21اَنْen
22تَتَّخِذَtetteḣiƶeا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmekdavranırsın
23فِيهِمْfīhimkendilerine
24حُسْنًاHusnenح س نYakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya iyi davranmak, bir kişiye karşı iyilikle veya hoş bir şekilde davranmak, bir kişiye fayda veya faydalar sağlamak, bir kişiyle nazik davranmak, bir şeyi iyi bilmek, kendini güzelleştirmek/süslemek/bezemek, bir kişiyi iyi/güzel/hoş olarak görmek/saymak/değerlendirmek.güzel

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Nihâyet güneşin battığı yere gelince görmüştü ki güneş, kara bir balçığa batmada ve orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen azaplandırırsın bunları, istersen iyilik edersin onlara.

Abdulkadir Gölpınarlı

Nihâyet güneşin battığı yere gelince görmüştü ki güneş, kara bir balçığa batmada ve orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen azaplandırırsın bunları, istersen iyilik edersin onlara.

Adem Uğur

Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

Ahmed Hulusi

Ta Güneş'in battığı yere ulaştığında, onu koyu bir karanlık suda batarken buldu. . . (Bir de) o bölgede bir toplum buldu! Dedik: "Ey Zül-Karneyn! İster (onlara) azap edersin; ister haklarında bir güzellik oluşturursun. "

Ahmet Tekin

Nihayet, güneşin batar durumda olduğu, gecenin aralıksız uzun süre devam ettiği yere ulaştığı zaman, güneşi, sanki kara balçıklı bir suda batıyor buldu. O bölgede bir kavme rastladı. Biz ona: 'Ey Zülkarneyn, onları cezalandırabilirsin, onlara iyi davranma yolunu da seçebilir, Hakka, imana, şer’î hükümleri öğrenmeye davet edebilir, kolaylık yolları gösterebilirsin.' diye ilham ettik.

Ahmet Varol

Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözenin içinde batar gördü. [2] Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: 'Ey Zulkarneyn! Onlara ya azap edersin, ya da haklarında güzel davranırsın.

Ali Bulaç

Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."

Ali Fikri Yavuz

Nihayet güneşin battığı yere (okyanus kıyısına) vardığı zaman, güneşi, (sanki) siyah bir çamura batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz şöyle hitap buyurduk: “- Ey Zül’-Karneyn! Ya (iman etmiyenlere) azâb edersin veya haklarında bir güzellik muamelesi yaparsın.”

Ali Rıza Safa

Güneşin battığı yere ulaştığında, çok koyu bulanık bir suya batarken buldu. Ve orada, bir toplumla karşılaştı. Dedik ki: "Ey Zulkarneyn! İstersen onları cezalandırırsın, istersen güzel davranırsın!"

Bayraktar Bayraklı

Nihayetgüneşin battığı yere varınca,güneşi kopkoyu bir suda batıyormuş gibi gördü. Orada bir topluluğa rastladı. "Ey Zülkarneyn!Onları ister cezalandır, ister onlara karşı iyi davran!" dedik.

Bekir Sadak

Sonunda gunesin battigi yere ulasinca onu, kara balcikli bir suda batiyor gordu. Orada bir millete rastladi. «Zulkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin» dedik.

Celal Yıldırım

Sonunda Güneş'in battığı yere (iyice batı cihetine) ulaştı; onu kara balçıklı bir suya batar (görünümünde) buldu. O kesimde bir millete rastladı. Biz de ona: «Ey Zülkarneyn ! Ya azaba uğratırsın, ya da haklarında güzel muamelede bulunabilirsin, (bu hususta serbestsin)» dedik.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar (gibi) buldu. Orada bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz, “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandıracak veya haklarında iyi davranma yolunu seçeceksin” dedik.

Diyanet İşleri

Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

Diyanet İşleri (eski)

Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. 'Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin' dedik.

Diyanet Vakfi

Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: «Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Güneşin battığı yere vardığında onu, balçıklı bir kaynakta batıyor buldu. Ayrıca onun yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zulkarneyn, ya onları cezalandırırsın veya haklarında bir güzel muamelede bulunursun."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ta gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin

Erhan Aktaş

Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin." dedik.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin." dedik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! "Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin." dedik.

Fizilal-il Kuran

Sonunda güneşin battığı yere varınca güneşi, çamurlu bir su pınarında batarken buldu. Orada rastladığı bir toplum ile ilgili olarak kendisine «Ey Zülkarneyn, onlara istersen ceza ver, istersen kendilerine iyi davran» dedik.

Gültekin Onan

Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzeliği (geçerli ilke) edinirsin."

Hamdi Döndüren

Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında bir kavme rastladı. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın, ya da iyilik yolunu tutarsın!”

Hasan Basri Çantay

Nihayet güneşin batdığı yere ulaşınca onu kara bir balçıkda batar buldu. Bunun yanında da bir kavm buldu. Dedik ki: "Zülkarneyn, (onları) ya azaba uğratmanda, yahud haklarında güzellik (tarafını) tutman (da serbestsin)".

Hasib Asutay

Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında da bir topluluk buldu. Bunun üzerine dedik ki: Ey Zülkarneyn! (Onları) ya cezalandırırsın veya haklarında iyilik yolunu tutarsın.

Hayrat Neşriyat

Nihâyet güneşin battığı yere (batı cihetindeki memleketlere) varınca, onu (o güneşi) balçıklı bir suda batıyor (gibi) buldu ve yanında (kâfir) bir kavim buldu. Dedik ki: 'Ey Zülkarneyn! (Artık sana düşen) ya (onları) cezâlandırman veya haklarında bir güzellik tutmandır!'

İbni Kesir

En sonunda güneşin battığı yere vardığı zaman; onu kara bir suda batıyor buldu. Orada bir kavme rastladı. Zülkarneyn, onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin, dedik.

Mehmet Okuyan

Sonunda Güneş'in battığı yere varınca, onu kara balçık bir (su) kaynağında batar bulmuştu. Onun yanında (orada) bir toplum bulmuştu. Bunun üzerine “Ey Zülkarneyn! Onlara ya (kötü yöneterek) azap edersin ya da haklarında güzel davranma yolunu seçersin.” demiştik.

Muhammed Esed

(Batıya doğru giderek) günün birinde güneşin battığı yere vardı; (güneş) ona kopkoyu, bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada (kötülüğün her çeşidine gömülüp gitmiş) bir kavme rastladı. Ona, "Sen ey Zulkarneyn!" dedik, ("Onlara) azap da edebilirsin, yüce gönüllü de davranabilirsin!"

Mustafa İslamoğlu

Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca, orada kara balçığa (benzer) bir su gözesinde (güneşi) batar buldu; ve orada yerleşik bir topluluğa rastladı. Biz "Ey Zülkarneyn!" dedik, "(Zulmederek) azab da çektirebilirsin, onlar hakkında (adil davranarak) güzel bir yönetim de benimseyebilirsin;

Ömer Nasuhi Bilmen

Tâ ki, güneşin battığı yere vardı, onu siyah bir çamur gözesinde gurub eder (gibi) buldu ve onun yanında bir kavim de buldu. Dedik ki: «Ey Zülkarneyn! Ya muazzep kılarsın veyahut haklarında güzelce bir muamele yaparsın.»

Ömer Öngüt

Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca, onu kara balçıklı bir gözeye batar (görünümünde) buldu. Orada bir kavme rastladı. Bunun üzerine ona: “Ey Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin!” dedik.

Suat Yıldırım

Nihayet Batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz: "Zülkarneyn!" dedik, "ister onlara azab edersin, ister güzel davranırsın."

Süleyman Ateş

Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."

Süleymaniye Vakfı

Güneş'in batmış olduğu /sürekli ufkun altında olduğu bir yere ulaşınca Güneş'i, kara balçıklı bir su kaynağında batıyorken buldu. Oranın yanında bir topluluk da buldu. "Ey Zülkarneyn!" dedik, "Onlara azap edebileceğin gibi onlara karşı güzel bir davranış da gösterebilirsin."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Uzak batıya ulaşınca onu, güneşi sıcak sularda batar buldu. Orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki "Bak Zülkarneyn! Onları sıkıntıya sokabileceğin gibi iyi davranış da gösterebilirsin."

Şaban Piriş

Sonunda, güneşin battığı yere varınca, onu kara bir çamurda, bir göze de batarken buldu. Orada da bir kavim buldu. Ona dedik ki: -Ey Zülkarneyn, onları ister cezalandır; ister iyi davran.

Tefhim-ul Kuran

Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında da bir kavim gördü. Dedik ki: «Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.»

Ümit Şimşek

Nihayet batıya vardığında, güneşi balçıklı bir suda batarken gördü; orada da bir kavim buldu. 'Ey Zülkarneyn,' dedik. 'İster onları cezalandır, istersen güzellikle muamele et.'

Yaşar Nuri Öztürk

Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Nəhayət, günəşin batdığı yerə gəlib çatdıqda onu qara palçıqlı bir çeşmədə batan gördü. Zülqərneyn onun yanında bir tayfaya rast gəldi. Biz buyurduq: “Ey Zülqərneyn! Sən ya onları cəzalandırmalı, ya da onlarla yaxşı rəftar etməlisən!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Nəhayət, günəşin batdığı yerə gəlib çatdıqda onu qara palçıqlı bir çeşmədə (lehməli bir suda) batan gördü. O, çeşmənin yanında (Allahı tanımayan, kafir) bir tayfa da gördü. Biz ona belə buyurduq: ″Ya Zülqərneyn! Sən onlara (imana gəlməsələr) əzab da verə bilərsən, (haqq yola dəʼvət edib) onlarla yaxşı rəftar da edə bilərsən!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Er erreichte einen Ort im Westen und sah, wie die Sonne an einer Stelle unterging, wo es eine heiße verschlammte Quelle gab. Dort gab es ein Volk von Ungläubigen. Wir sagten: ʺO Du, der du zwei Hörner hast! Entweder du bestrafst sie wegen Unglaubens, oder du läßt unter ihnen Güte walten.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

bis, als er den Ort des Sonnenuntergangs erreichte, er fand, daß sie in einer schlammigen Quelle unterging, und er fand bei ihr ein Volk. Wir sagten: ʺO Du ʹ1Qarnain, entweder strafst du (sie), oder du behandelst sie mit Güte.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

bis er den Ort, an dem die Sonne untergeht, erreichte; er fand sie in einem Quell von schlammigem Wasser untergehen, und dort fand er ein Volk. Wir sprachen: ʺO Du- l-Qarnain, entweder strafe sie oder behandle sie mit Güte.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Als er dann (den Ort) des Sonnenuntergangs erreichte, fand er sie so, daß sie in einer schlammigen Quelle untergehe, und er fand in ihrer Nähe Leute. WIR sagten: ʺDhul-qarnain! Entweder peinigst du sie, oder du gewährst ihnen Gutes.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

He took the lead in an expedition toward he west until he reached a body of water -said to be the Atlantic Ocean, or more likely a mirky land abounding in swamps– where -he thought when viewing the horizon- the sun sets and where he found a -disorderly and unruly- people over whom We gave him authority. We left to him the manner of dealing with them. Either you punish them, We said or show them kindness;

Abdul Haleem

then, when he came to the setting of the sun, he found it [seemed to be] setting into a muddy spring. Nearby he found some people and We said, ‘Dhu ’l-Qarnayn, you may choose [which of them] to punish or show kindness to.’

Abdullah Yusuf Ali

Until, when he reached the setting of the sun, he found it set in a spring of murky water: Near it he found a People: We said: "O Zul-qarnain! (thou hast authority,) either to punish them, or to treat them with kindness."

Abul A'la Maududi

until when he reached the very limits where the sun sets, he saw it setting in dark turbid waters; and nearby he met a people. We said: "O Dhu al-Qarnayn, you have the power to punish or to treat them with kindness."

Aisha Bewley

until he reached the setting of the sun and found it setting in a muddy spring and found a people by it. We said, ‘Dhu’l-Qarnayn! You can either punish them or else you can treat them with gentleness.’

Al-Hilali & Khan

Until, when he reached the setting place of the sun, he found it setting in a spring of black muddy (or hot) water. And he found near it a people. We (Allâh) said (by inspiration): "O Dhul-Qarnain! Either you punish them, or treat them with kindness."

Ali Quli Qarai

When he reached the place where the sun sets, he found it setting in a muddy spring, and by it he found a people. We said, ‘O Dhul Qarnayn! You may either punish them, or treat them with kindness.’

Amatul Rahman Omar

So that when he reached (the land of) the setting of the sun, (the western most part of his empire,) he found it (- the sun) disappearing (as if) in a vast muddy pool of murky water (- the Black Sea), and close to it he found a certain people. We said, `Dhul-Qarnain! you may either punish (them) or treat them with kindness. (They being at your disposal.)'

Arthur John Arberry

until, when he reached the setting of the sun, he found it setting in a muddy spring, and he found nearby a people. We said, 'O Dhool Karnain, either thou shalt chastise them, or thou shalt take towards them a way of kindness.'

Bijan Moeinian

If you want, punish them (for their wrongdoings and style of life) or (forgive their past behavior and) rule them with kindness. "

E. Henry Palmer

until when he reached the setting of the sun, he found it setting in a black muddy spring, and he found thereat a people. ' We said, 'O Dhu 'l Qarnain! thou mayest either torment these people, or treat them well.'

Edip-Layth

Until he reached the setting of the sun, and he found it setting at a black water, and he found near it a people. We said, "O Two Eras, either you are to punish, or you are to do them good."

George Sale

until he came to the place where the sun setteth; and he found it to set in a spring of black mud; and he found near the same a certain people. And we said, O Dhu'lkarnein, either punish this people, or use gentleness towards them.

Hamid S. Aziz

And he followed a way,

Mahmoud Ghali

Until, when he reached the setting of the sun, (The western part of the then known world) he found it setting in a muddy spring, and he found a people at it. We said, "O Thulqarnayn, either you will torment (them) or you will take to yourself towards them a fair (way)."

Marmaduke Pickthall

Till, when he reached the setting-place of the sun, he found it setting in a muddy spring, and found a people thereabout. We said: O Dhu'l-Qarneyn! Either punish or show them kindness.

Mohamed Ahmed - Samira

Till he reached the point of the setting sun, and saw it set behind a muddy lake, and near it found a people. We said: "O Dhu'l-Qarnain, you may either punish them or treat them with kindness."

Muhammad Asad

[And he marched westwards] till, when he came to the setting of the sun, it appeared to him that it was setting in a dark, turbid sea; and nearby he found a people [given to every kind of wrongdoing]. We said: "O thou Two-Horned One! Thou mayest either cause [them] to suffer or treat them with kindness!"

Mustafa Khattab

until he reached the setting ˹point˺ of the sun, which appeared to him to be setting in a spring of murky water, where he found some people. We said, "O Ⱬul-Qarnain! Either punish them or treat them kindly."

Progressive Muslims

Until he reached the setting of the sun, and he found it setting at a boiling lake, and he found near it a people. We said: "O Two Eras, either you are to punish, or you are to do them good."

Sahih International

Until, when he reached the setting of the sun, he found it [as if] setting in a spring of dark mud, and he found near it a people. Allah said, "O Dhul-Qarnayn, either you punish [them] or else adopt among them [a way of] goodness."

Sam Gerrans

When he had reached the setting of the sun, and found it setting in a murky spring, and found a people nearby, We said: “O Dhūl-Qarnayn: thou shalt either punish, or take concerning them good.”

Shabbir Ahmed

(Conquering land to the West toward Lydia, he reached as far as the Black Sea. ) The sun was setting and it appeared to him as if it was setting in the dark waters. (The local nation, given to wrongdoing, fought against him and lost). We said, "O Zul-Qarnain! Either punish or be kind to them."

Syed Vickar Ahamed

Until, when he reached the setting place of the sun, he found it set in a pool of murky water: And near it he found a people: We said: "O Zul-Qarnain! You either punish them or treat them with kindness. "

Taqi Usmani

until when he reached the point of sunset, he found it setting into a miry spring, and found a people near it. We said, "O Dhul-Qarnain, either punish them or adopt good behavior with them."

The Monotheist Group

Until he reached the setting of the sun; he found it setting at a hot spring, and he found a people near it. We said: "O Two Horned One, either you shall punish, or you shall do them good."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et quand il eut atteint le Couchant, il trouva que le soleil se couchait dans une source boueuse, et, auprès dʹelle il trouva une peuplade (impie). Nous dîmes: ʺO Dûl-Qarnayn! ou tu les châties, ou tu uses de bienveillance à leur égardʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Heta gihişt wî cihê ku (li gorî dîtina çavan) roj lê diçû ava. Dît ku va ye ew di kaniyeke herîreşik de diçe ava û li wê derê qewmek dît. Me jê re got: Ey Zulqerneyn! An tê ezab bidî wan an jî der barê wan de tê ya spehî (esas) bigirî (wan gazî îmanê bikî).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

totdat hij, toen hij de plaats van de zonsondergang bereikte, vond dat zij onderging in een bron van modder en daarbij trof hij mensen aan. Wij zeiden: ʺJij met de twee horens, of jij bestraft, of jij behandelt hen goed.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Tot hij aan de plaats kwam waar de zon onderging, en hij zag dat die in eene bron van zwart slijk onderging; en hij vond zeker volk in hare nabijheid. En wij zeiden: O Dhoeʹlkarnein! straf dit volk, of behandel het edelmoedig.

Hollandaca — Siregar

Totdat, toen hij de plaats van de zonsondergag bereikte, hij haar onder vond gaan in een modderige bron, en hij trof daarbij een volk aan. Wij zeiden: ʺO Dzôelqarain: ôf jij geeft hun een bestraffing, ôf jij behandelt hen met goedheid.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

А когда он дошел до заката солнца, то увидел [ему представилось], что оно (как-будто) закатывается в (горячий) грязевой источник, и нашел он [Зу-ль-Карнайн] около него [у того источника] людей. Мы сказали: «О Зу-ль-Карнайн, либо ты накажешь [перебьешь] (их), (если они не уверуют), либо ты устроишь для них милость [призовешь к Вере и научишь их истинному пути]».

Rusça — Osmanov

[Он шел] и прибыл, наконец, к [месту, где] закат солнца, и обнаружил, что оно заходит в мутный и горячий источник. Около него он нашел [неверных] людей. Мы сказали: ʺО Зу-л-карнайн! Либо ты их подвергнешь наказанию, либо окажешь милостьʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(och gick mot väster) till dess han kom till den plats där solen går ned, och den gick ned - så föreföll det honom - i ett hav av gyttja. Och där fann han ett (oupplyst och ogudaktigt) folk. Vi sade: ʺDu Tvåhornade! Antingen går du hårt fram (mot dem) eller också behandlar du dem med mildhet!ʺ