م د د (MD̃D̃) kökünün geçtiği ayetler
çekmek, germek, uzatmak, uzun tutmak, ertelemek, yardım etmek, ilerletmek, artırmak, mürekkep doldurmak, gübrelemek
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (32)
Bu kök Kur'an boyunca 32 kez, 26 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
مَدَّ2 kez
Ra'd 13:3مَدَّmeddeuzattı
وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَارًا وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
ve huve elleƶī medde l-erDe ve ceǎle fīhā ravāsiye ve enhāran ve min kulli ṧ-ṧemerāti ceǎle fīhā zevceyni ṧneyni yuğşī l-leyle n-nehāra inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yetefekkerūne
O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.
Furkan 25:45مَدَّmeddeuzattı
اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا
e lem tera ilā rabbike keyfe medde Z-Zille ve lev şā'e le ceǎlehu sākinen ṧumme ceǎlnā ş-şemse ǎleyhi delīlen
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.
مَدَدْنَاهَا2 kez
Hicr 15:19مَدَدْنَاهَاmedednāhāyaydık
Kaf 50:7مَدَدْنَاهَاmedednāhāyaydık onu
تَمُدَّنَّ2 kez
Hicr 15:88تَمُدَّنَّtemuddennedikme
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِهِ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
lā temuddenne ǎyneyke ilā mā metteǎ'nā bihi ezvācen minhum ve lā teHzen ǎleyhim ve ḣfiD cenāHake li l-mu'minīne
Kafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü'minlere (şefkat) kanadını indir.
Ta-Ha 20:131تَمُدَّنَّtemuddennedikme
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِهِ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى
ve lā temuddenne ǎyneyke ilā mā metteǎ'nā bihi ezvācen minhum zehrate l-Hayāti d-dunyā li neftinehum fīhi ve rizḳu rabbike ḣayrun ve ebḳā
Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
فَلْيَمْدُدْ2 kez
Meryem 19:75فَلْيَمْدُدْfe l yemdud(zamanı) uzatır
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّا حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا
ḳul men kāne fī D-Delāleti fe l yemdud lehu r-raHmānu medden Hattā iƶā raev mā yūǎdūne immā l-ǎƶābe ve immā s-sāǎte fe se yeǎ'lemūne men huve şerrun mekānen ve eD'ǎfu cunden
(Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
Hac 22:15فَلْيَمْدُدْfe l yemduduzansın
مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ
men kāne yeZunnu en len yenSurahu (a)llahu fī d-dunyā ve l-āḣirati fe l yemdud bi sebebin ilā s-semāi ṧumme l yeḳTaǎ' fe l yenZur hel yuƶhibenne keyduhu mā yeğīZu
Her kim ona (Muhammed'e) Allah'ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen tavana bir ip çeksin, sonra kendini assın da bir baksın; başvurduğu (bu yöntem), öfkelendiği şeyi giderecek mi?
مَدًّا2 kez
Meryem 19:75مَدًّاmedden(zamanı) uzatarak
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّا حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا
ḳul men kāne fī D-Delāleti fe l yemdud lehu r-raHmānu medden Hattā iƶā raev mā yūǎdūne immā l-ǎƶābe ve immā s-sāǎte fe se yeǎ'lemūne men huve şerrun mekānen ve eD'ǎfu cunden
(Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
Meryem 19:79مَدًّاmeddenuzattıkça
اَمَدَّكُمْ2 kez
Şuara 26:132اَمَدَّكُمْemeddekumsize bol bol veren
Şuara 26:133اَمَدَّكُمْemeddekumki O size vermiştir
وَيَمُدُّهُمْ1 kez
Bakara 2:15وَيَمُدُّهُمْve yemudduhumve onları bırakır
يُمِدَّكُمْ1 kez
Al-i İmran 3:124يُمِدَّكُمْyumiddekumsize yardım etmesi
اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُنْزَلِينَ
iƶ teḳūlu li l-mu'minīne e len yekfiyekum en yumiddekum rabbukum bi ṧelāṧeti ālāfin mine l-melāiketi munzelīne
Hani sen mü'minlere, "Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.
يُمْدِدْكُمْ1 kez
Al-i İmran 3:125يُمْدِدْكُمْyumdidkumsize yardım eder
بَلٰٓى اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّمِينَ
belā in teSbirū ve tetteḳū ve ye'tūkum min fevrihim hāƶā yumdidkum rabbukum bi ḣamseti ālāfin mine l-melāiketi musevvimīne
Evet, sabrettiğiniz ve Allah'a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.
يَمُدُّونَهُمْ1 kez
A'raf 7:202يَمُدُّونَهُمْyemuddūnehumonları çekerler
مُمِدُّكُمْ1 kez
Enfal 8:9مُمِدُّكُمْmumiddukumsize yardım edeceğim
اِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنِّي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِفِينَ
iƶ testeğīṧūne rabbekum fe stecābe lekum ennī mumiddukum bi elfin mine l-melāiketi murdifīne
Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, "Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum" diye cevap vermişti.
مُدَّتِهِمْ1 kez
Tevbe 9:4مُدَّتِهِمْmuddetihimtanıdığınız süreye
اِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
illā (e)lleƶīne ǎāhedtum mine l-muşrikīne ṧumme lem yenḳuSūkum şey'en ve lem yuZāhirū ǎleykum eHaden fe etimmū ileyhim ǎhdehum ilā muddetihim inne (a)llahe yuHibbu l-mutteḳīne
Ancak Allah'a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
وَاَمْدَدْنَاكُمْ1 kez
İsra 17:6وَاَمْدَدْنَاكُمْve emdednākumve sizi destekledik
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَفِيرًا
ṧumme radednā lekumu l-kerrate ǎleyhim ve emdednākum bi emvālin ve benīne ve ceǎlnākum ekṧera nefīran
Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.
نُمِدُّ1 kez
İsra 17:20نُمِدُّnumidduuzatırız
كُلًّا نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا
kullen numiddu hā'ulā'i ve hā'ulā'i min ǎTā'i rabbike ve mā kāne ǎTā'u rabbike meHZūran
Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.
مِدَادًا1 kez
Kehf 18:109مِدَادًاmidādenmürekkep
قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
ḳul lev kāne l-baHru midāden li kelimāti rabbī le nefide l-baHru ḳable en tenfede kelimātu rabbī ve lev ci'nā bi miṧlihi mededen
De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi."
مَدَدًا1 kez
Kehf 18:109مَدَدًاmededenyardım için
قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
ḳul lev kāne l-baHru midāden li kelimāti rabbī le nefide l-baHru ḳable en tenfede kelimātu rabbī ve lev ci'nā bi miṧlihi mededen
De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi."
وَنَمُدُّ1 kez
Meryem 19:79وَنَمُدُّve nemudduve uzatacağız
نُمِدُّهُمْ1 kez
Mü'minun 23:55نُمِدُّهُمْnumidduhumkendilerine verdiğimiz
اَتُمِدُّونَنِ1 kez
Neml 27:36اَتُمِدُّونَنِe tumiddūnenibana yardım mı etmek istiyorsunuz?
فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا اٰتٰينِيَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّا اٰتٰيكُمْ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ
fe lemmā cā'e suleymāne ḳāle e tumiddūneni bi mālin fe mā ātāniye (a)llahu ḣayrun mimmā ātākum bel entum bi hediyyetikum tefraHūne
(Elçilerin sözcüsü) Süleyman'ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: "Siz beni mal ile desteklemek (ve böylece etkilemek) mi istiyorsunuz? Oysa Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz."
يَمُدُّهُ1 kez
Lokman 31:27يَمُدُّهُyemudduhuona katılsa
وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِهِ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
ve lev enne mā fī l-erDi min şeceratin eḳlāmun ve l-baHru yemudduhu min beǎ'dihi seb'ǎtu ebHurin mā nefidet kelimātu (a)llahi inne (a)llahe ǎzīzun Hakīmun
Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.