ق ع د (GAD̃) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Oturmak, geride kalmak, geri tutmak, oyalanmak, pusu kurmak, hareketsiz oturmak, yerinde kalmak, vazgeçmek, sakınmak, geri durmak, tuzak kurmak, tuzak hazırlamak, ihmal etmek, oturma eylemi, temel/baz, çocuk doğurma yaşını geçmiş kadınlar, çocuk doğurma yaşını geçmiş yaşlı bekar kadınlar, evde oturan kişi, hareketsiz oturan kişi, oturma yeri, istasyon, kamp yeri

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (31)

Bu kök Kur'an boyunca 31 kez, 23 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

الْقَاعِدِينَ4 kez

Nisa 4:95الْقَاعِدِينَl-ḳāǐdīneoturanlardan

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ اَجْرًا عَظِيمًا

lā yestevī l-ḳāǐdūne mine l-mu'minīne ğayru ūlī D-Derari ve l-mucāhidūne fī sebīli (a)llahi bi emvālihim ve enfusihim feDDele (a)llahu l-mucāhidīne bi emvālihim ve enfusihim ǎlā l-ḳāǐdīne deraceten ve kullen veǎde (a)llahu l-Husnā ve feDDele (a)llahu l-mucāhidīne ǎlā l-ḳāǐdīne ecran ǎZīmen

(95-96) Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü'minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Nisa 4:95الْقَاعِدِينَl-ḳāǐdīneoturanlardan

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ اَجْرًا عَظِيمًا

lā yestevī l-ḳāǐdūne mine l-mu'minīne ğayru ūlī D-Derari ve l-mucāhidūne fī sebīli (a)llahi bi emvālihim ve enfusihim feDDele (a)llahu l-mucāhidīne bi emvālihim ve enfusihim ǎlā l-ḳāǐdīne deraceten ve kullen veǎde (a)llahu l-Husnā ve feDDele (a)llahu l-mucāhidīne ǎlā l-ḳāǐdīne ecran ǎZīmen

(95-96) Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü'minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Tevbe 9:46الْقَاعِدِينَl-ḳāǐdīneoturanlarla

وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ

ve lev erādū l-ḣurūce le eǎddū lehu ǔddeten ve lākin kerihe (a)llahu nbiǎāṧehum fe ṧebbeTahum ve ḳīle ḳ'ǔdū meǎ l-ḳāǐdīne

Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, "Oturun, oturan acizlerle beraber" denildi.

Tevbe 9:86الْقَاعِدِينَl-ḳāǐdīneoturanlarla

وَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ اُو۬لُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدِينَ

ve iƶā unzilet sūratun en āminū bi(a)llahi ve cāhidū meǎ rasūlihi ste'ƶeneke ūlū T-Tavli minhum ve ḳālū ƶernā nekun meǎ l-ḳāǐdīne

"Allah'a iman edin ve Resulü ile birlikte cihat edin" diye bir sure indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve "Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım" dediler.

الْقَوَاعِدَ2 kez

Bakara 2:127الْقَوَاعِدَl-ḳavāǐdetemellendirdiği

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

ve iƶ yerfeǔ ibrāhīmu l-ḳavāǐde mine l-beyti ve ismāǐylu rabbenā teḳabbel minnā inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu

Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kabe'nin) temellerini yükseltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" diyorlardı.

Nahl 16:26الْقَوَاعِدِl-ḳavāǐditemelleri-

قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

ḳad mekera (e)lleƶīne min ḳablihim fe etā (a)llahu bunyānehum mine l-ḳavāǐdi fe ḣarra ǎleyhimu s-seḳfu min fevḳihim ve etāhumu l-ǎƶābu min Hayṧu lā yeş'ǔrūne

Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah'ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.

مَقَاعِدَ2 kez

Al-i İmran 3:121مَقَاعِدَmeḳāǐdeyerleştiriyordun

وَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve iƶ ğadevte min ehlike tubevviu l-mu'minīne meḳāǐde li l-ḳitāli ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Hani sen mü'minleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Cin 72:9مَقَاعِدَmeḳāǐdeoturma yerlerinde

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

ve ennā kunnā neḳ'ǔdu minhā meḳāǐde li s-sem'ǐ fe men yestemiǐ l-āne yecid lehu şihāben raSaden

"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."

وَقُعُودًا2 kez

Al-i İmran 3:191وَقُعُودًاve ḳuǔdenve oturarak

اَلَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

(e)lleƶīne yeƶkurūne (a)llahe ḳiyāmen ve ḳuǔden ve ǎlā cunūbihim ve yetefekkerūne fī ḣalḳi s-semāvāti ve l-erDi rabbenā mā ḣaleḳte hāƶā bāTilen subHāneke fe ḳinā ǎƶābe n-nāri

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.

Nisa 4:103وَقُعُودًاve ḳuǔdenve otururken

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا

fe iƶā ḳaDeytumu S-Salāte fe ƶkurū (a)llahe ḳiyāmen ve ḳuǔden ve ǎlā cunūbikum fe iƶā Tme'nentum fe eḳīmū S-Salāte inne S-Salāte kānet ǎlā l-mu'minīne kitāben mevḳūten

Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah'ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü'minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

تَقْعُدُوا2 kez

Nisa 4:140تَقْعُدُواteḳ'ǔdūoturmayın

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

ve ḳad nezzele ǎleykum fī l-kitābi en iƶā semiǎ'tum āyāti (a)llahi yukferu bihā ve yustehzeu bihā fe lā teḳ'ǔdū meǎhum Hattā yeḣūDū fī Hadīṧin ğayrihi innekum iƶen miṧluhum inne (a)llahe cāmiǔ l-munāfiḳīne ve l-kāfirīne fī cehenneme cemīǎn

Oysa Allah size Kitap'ta (Kur'an'da) "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

A'raf 7:86تَقْعُدُواteḳ'ǔdūve oturmayın

وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاذْكُرُوا اِذْ كُنْتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ

ve lā teḳ'ǔdū bi kulli SirāTin tūǐdūne ve teSuddūne ǎn sebīli (a)llahi men āmene bihi ve tebğūnehā ǐvecen ve ƶkurū iƶ kuntum ḳalīlen fe keṧṧerakum ve nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne

"Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?"

فَتَقْعُدَ2 kez

İsra 17:22فَتَقْعُدَfe teḳ'ǔdesonra oturup kalırsın

لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَخْذُولًا

lā tec'ǎl meǎ (a)llahi ilāhen āḣara fe teḳ'ǔde meƶmūmen meḣƶūlen

Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.

İsra 17:29فَتَقْعُدَfe teḳ'ǔdesonra kalırsın

وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا

ve lā tec'ǎl yedeke meğlūleten ilā ǔnuḳike ve lā tebsuThā kulle l-besTi fe teḳ'ǔde melūmen meHsūran

Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.

وَقَعَدُوا1 kez

Al-i İmran 3:168وَقَعَدُواve ḳaǎdū(Savaştan geri kalıp) oturarak

اَلَّذِينَ قَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ اَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَؤُ۫ا عَنْ اَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

(e)lleƶīne ḳālū li iḣvānihim ve ḳaǎdū lev eTāǔnā mā ḳutilū ḳul fe dra'ū ǎn enfusikumu l-mevte in kuntum Sādiḳīne

(Onlar), kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için, "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi" diyen kimselerdir. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın."

الْقَاعِدُونَ1 kez

Nisa 4:95الْقَاعِدُونَl-ḳāǐdūneyerlerinde oturanlar

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ اَجْرًا عَظِيمًا

lā yestevī l-ḳāǐdūne mine l-mu'minīne ğayru ūlī D-Derari ve l-mucāhidūne fī sebīli (a)llahi bi emvālihim ve enfusihim feDDele (a)llahu l-mucāhidīne bi emvālihim ve enfusihim ǎlā l-ḳāǐdīne deraceten ve kullen veǎde (a)llahu l-Husnā ve feDDele (a)llahu l-mucāhidīne ǎlā l-ḳāǐdīne ecran ǎZīmen

(95-96) Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü'minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

قَاعِدُونَ1 kez

Maide 5:24قَاعِدُونَḳāǐdūneoturuyoruz

قَالُوا يَامُوسَىٰ اِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا اَبَدًا مَا دَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ

ḳālū yā mūsā innā len nedḣulehā ebeden mā dāmū fīhā fe ƶheb ente ve rabbuke fe ḳātilā innā hāhunā ḳāǐdūne

Dediler ki: "Ey Musa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız."

تَقْعُدْ1 kez

En'am 6:68تَقْعُدْteḳ'ǔdoturma

وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

ve iƶā raeyte (e)lleƶīne yeḣūDūne fī āyātinā fe eǎ'riD ǎnhum Hattā yeḣūDū fī Hadīṧin ğayrihi ve immā yunsiyenneke ş-şeyTānu fe lā teḳ'ǔd beǎ'de ƶ-ƶikrā meǎ l-ḳavmi Z-Zālimīne

Ayetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.

لَاَقْعُدَنَّ1 kez

A'raf 7:16لَاَقْعُدَنَّle eḳ'ǔdenneben de oturacağım

قَالَ فَبِمَا اَغْوَيْتَنِي لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ

ḳāle fe bi mā eğveytenī le eḳ'ǔdenne lehum SirāTake l-musteḳīme

Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım."

وَاقْعُدُوا1 kez

Tevbe 9:5وَاقْعُدُواve ḳ'ǔdūve otur(up) bekleyin

فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

fe iƶā nseleḣa l-eşhuru l-Hurumu fe ḳtulū l-muşrikīne Hayṧu vecedtumūhum ve ḣuƶūhum ve HSurūhum ve ḳ'ǔdū lehum kulle merSadin fe in tābū ve eḳāmū S-Salāte ve ātevu z-zekāte fe ḣallū sebīlehum inne (a)llahe ğafūrun raHīmun

Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekatı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

اقْعُدُوا1 kez

Tevbe 9:46اقْعُدُواḳ'ǔdūoturun

وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ

ve lev erādū l-ḣurūce le eǎddū lehu ǔddeten ve lākin kerihe (a)llahu nbiǎāṧehum fe ṧebbeTahum ve ḳīle ḳ'ǔdū meǎ l-ḳāǐdīne

Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, "Oturun, oturan acizlerle beraber" denildi.

بِمَقْعَدِهِمْ1 kez

Tevbe 9:81بِمَقْعَدِهِمْbi meḳ'ǎdihimoturup kalmalarına

فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّٰهِ وَكَرِهُوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ

feriHa l-muḣallefūne bi meḳ'ǎdihim ḣilāfe rasūli (a)llahi ve kerihū en yucāhidū bi emvālihim ve enfusihim fī sebīli (a)llahi ve ḳālū lā tenfirū fī l-Harri ḳul nāru cehenneme eşeddu Harran lev kānū yefḳahūne

Allah'ın Resulüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve "Bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennemin ateşi daha sıcaktır." Keşke anlasalardı.

بِالْقُعُودِ1 kez

Tevbe 9:83بِالْقُعُودِbi l-ḳuǔdioturmağa

فَاِنْ رَجَعَكَ اللّٰهُ اِلٰى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا اِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ

fe in raceǎke (a)llahu ilā Tāifetin minhum fe ste'ƶenūke li l-ḣurūci fe ḳul len teḣrucū meǐye ebeden ve len tuḳātilū meǐye ǎduvven innekum raDītum bi l-ḳuǔdi evvele merratin fe ḳ'ǔdū meǎ l-ḣālifīne

Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun."

فَاقْعُدُوا1 kez

Tevbe 9:83فَاقْعُدُواfe ḳ'ǔdūöyle ise oturun

فَاِنْ رَجَعَكَ اللّٰهُ اِلٰى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا اِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ

fe in raceǎke (a)llahu ilā Tāifetin minhum fe ste'ƶenūke li l-ḣurūci fe ḳul len teḣrucū meǐye ebeden ve len tuḳātilū meǐye ǎduvven innekum raDītum bi l-ḳuǔdi evvele merratin fe ḳ'ǔdū meǎ l-ḣālifīne

Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun."

وَقَعَدَ1 kez

Tevbe 9:90وَقَعَدَve ḳaǎdeve oturdular

وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

ve cā'e l-muǎƶƶirūne mine l-eǎ'rābi li yu'ƶene lehum ve ḳaǎde (e)lleƶīne keƶebū (a)llahe ve rasūlehu se yuSību (e)lleƶīne keferū minhum ǎƶābun elīmun

Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kafir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.

قَاعِدًا1 kez

Yunus 10:12قَاعِدًاḳāǐdenotururken

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَائِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

ve iƶā messe l-insāne D-Durru deǎānā li cenbihi ev ḳāǐden ev ḳāimen fe lemmā keşefnā ǎnhu Durrahu merra ke en lem yed'ǔnā ilā Durrin messehu ke ƶālike zuyyine li l-musrifīne mā kānū yeǎ'melūne

İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her halinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir.

وَالْقَوَاعِدُ1 kez

Nur 24:60وَالْقَوَاعِدُve l-ḳavāǐduve (ihtiyar) oturan

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاءِ الّٰتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve l-ḳavāǐdu mine n-nisā'i llātī lā yercūne nikāHen fe leyse ǎleyhinne cunāHun en yeDeǎ'ne ṧiyābehunne ğayra muteberricātin bi zīnetin ve en yesteǎ'fifne ḣayrun le hunne ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

قَعِيدٌ1 kez

Kaf 50:17قَعِيدٌḳaǐydunoturan

اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ

iƶ yeteleḳḳā l-muteleḳḳiyāni ǎni l-yemīni ve ǎni ş-şimāli ḳaǐydun

Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.

مَقْعَدِ1 kez

Kamer 54:55مَقْعَدِmeḳ'ǎdikoltuklarındadırlar

فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ

fī meḳ'ǎdi Sidḳin ǐnde melīkin muḳtedirin

Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.

نَقْعُدُ1 kez

Cin 72:9نَقْعُدُneḳ'ǔduoturur

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

ve ennā kunnā neḳ'ǔdu minhā meḳāǐde li s-sem'ǐ fe men yestemiǐ l-āne yecid lehu şihāben raSaden

"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."

قُعُودٌ1 kez

Buruc 85:6قُعُودٌḳuǔdunoturmuşlardı

اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ

iƶ hum ǎleyhā ḳuǔdun

(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.