ا ب د (ÊBD̃) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Kalmak, ikamet etmek, sürekli/kalıcı olarak oturmak, devamlı kılmak, zaman (mutlak anlamda), uzun süre, sonsuz/ebedi/sonsuza dek, sınırsız/bölünemez, kalıcı/daimi, asosyal/yabancı, asla (olumsuz yapıda kullanıldığında)

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (28)

Bakara 2:95اَبَدًاebedenasla

وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ

ve len yetemennevhu ebeden bimā ḳaddemet eydīhim ve(a)llahu ǎlīmun bi Z-Zālimīne

Fakat kendi elleriyle önceden yaptıkları işler yüzünden ölümü hiçbir zaman temenni edemezler. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.

Nisa 4:57اَبَدًاebedensürekli

وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا لَهُمْ فِيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا

ve(e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti se nudḣiluhum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden lehum fīhā ezvācun muTahheratun ve nudḣiluhum Zillen Zelīlen

İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.

Nisa 4:122اَبَدًاebedenebedi

وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّا وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ قِيلًا

ve(e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti se nudḣiluhum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden veǎ'de (a)llahi Haḳḳan ve men eSdeḳu mine (a)llahi ḳīlen

İman edip salih ameller işleyenleri de ebedi olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah'ınkinden daha doğru olan?

Nisa 4:169اَبَدًاebedensürekli

اِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرًا

illā Tarīḳa cehenneme ḣālidīne fīhā ebeden ve kāne ƶālike ǎlā (a)llahi yesīran

(Allah onları) ancak içinde ebedi kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise Allah'a çok kolaydır.

Maide 5:24اَبَدًاebedenasla

قَالُوا يَامُوسَىٰ اِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا اَبَدًا مَا دَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ

ḳālū yā mūsā innā len nedḣulehā ebeden mā dāmū fīhā fe ƶheb ente ve rabbuke fe ḳātilā innā hāhunā ḳāǐdūne

Dediler ki: "Ey Musa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız."

Maide 5:119اَبَدًاebedenebediyyen

قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

ḳāle (a)llahu hāƶā yevmu yenfeǔ S-Sādiḳīne Sidḳuhum lehum cennātun tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ƶālike l-fevzu l-ǎZīmu

Allah, şöyle diyecek: "Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür." Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.

Tevbe 9:22اَبَدًاebedenebedi

خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظِيمٌ

ḣālidīne fīhā ebeden inne (a)llahe ǐndehu ecrun ǎZīmun

Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükafat vardır.

Tevbe 9:83اَبَدًاebedenasla

فَاِنْ رَجَعَكَ اللّٰهُ اِلٰى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا اِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ

fe in raceǎke (a)llahu ilā Tāifetin minhum fe ste'ƶenūke li l-ḣurūci fe ḳul len teḣrucū meǐye ebeden ve len tuḳātilū meǐye ǎduvven innekum raDītum bi l-ḳuǔdi evvele merratin fe ḳ'ǔdū meǎ l-ḣālifīne

Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun."

Tevbe 9:84اَبَدًاebedenebedi-

وَلَا تُصَلِّ عَلٰٓى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلٰى قَبْرِهِ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ

ve lā tuSalli ǎlā eHadin minhum māte ebeden ve lā teḳum ǎlā ḳabrihi innehum keferū bi(a)llahi ve rasūlihi ve mātū ve hum fāsiḳūne

Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler.

Tevbe 9:100اَبَدًاebedenebedi

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

ve s-sābiḳūne l-evvelūne mine l-muhācirīne ve l-'enSāri ve(e)lleƶīne ttebeǔhum bi iHsānin raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ve eǎdde lehum cennātin tecrī teHtehā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden ƶālike l-fevzu l-ǎZīmu

İslam'ı ilk önce kabul eden muhacirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.

Tevbe 9:108اَبَدًاebedenasla

لَا تَقُمْ فِيهِ اَبَدًا لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ

lā teḳum fīhi ebeden le mescidun ussise ǎlā t-teḳvā min evveli yevmin eHaḳḳu en teḳūme fīhi fīhi ricālun yuHibbūne en yeteTahherū ve(a)llahu yuHibbu l-muTTahhirīne

Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah'a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.

Kehf 18:3اَبَدًاebedensürekli olarak

مَاكِثِينَ فِيهِ اَبَدًا

mākiṧīne fīhi ebeden

(2-4) (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü'minleri, içlerinde ebedi olarak kalacakları güzel bir mükafat (cennet) ile müjdelemek ve "Allah, bir çocuk edindi" diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.

Kehf 18:20اَبَدًاebedenasla

اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُوا اِذًا اَبَدًا

innehum in yeZherū ǎleykum yercumūkum ev yuǐydūkum fī milletihim ve len tufliHū iƶen ebeden

"Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz."

Kehf 18:35اَبَدًاebedenebediyyen

وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ قَالَ مَا اَظُنُّ اَنْ تَبِيدَ هٰذِهِٓ اَبَدًا

ve deḣale cennetehu ve huve Zālimun li nefsihi ḳāle mā eZunnu en tebīde hāƶihi ebeden

Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: "Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum."

Kehf 18:57اَبَدًاebedenasla

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّهِ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي اٰذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُوا اِذًا اَبَدًا

ve men eZlemu mimmen ƶukkira bi āyāti rabbihi fe eǎ'raDe ǎnhā ve nesiye mā ḳaddemet yedāhu innā ceǎlnā ǎlā ḳulūbihim ekinneten en yefḳahūhu ve fī āƶānihim veḳran ve in ted'ǔhum ilā l-hudā fe len yehtedū iƶen ebeden

Kim, kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.

Nur 24:4اَبَدًاebedenasla

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَدًا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

ve(e)lleƶīne yermūne l-muHSanāti ṧumme lem ye'tū bi erbeǎti şuhedā'e fe clidūhum ṧemānīne celdeten ve lā teḳbelū lehum şehādeten ebeden ve ulāike humu l-fāsiḳūne

Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fasık kimselerdir.

Nur 24:17اَبَدًاebedenbir daha asla

يَعِظُكُمُ اللّٰهُ اَنْ تَعُودُوا لِمِثْلِهِ اَبَدًا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

yeǐZukumu (a)llahu en teǔdū li miṧlihi ebeden in kuntum mu'minīne

Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.

Nur 24:21اَبَدًاebedenasla

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًا وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni ve men yettebiǎ' ḣuTuvāti ş-şeyTāni fe innehu ye'muru bi l-feHşā'i ve l-munkeri ve levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu mā zekā minkum min eHadin ebeden ve lākinne (a)llahe yuzekkī men yeşā'u ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Ahzab 33:53اَبَدًاebedenasla

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ اِنٰيهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْيِ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهِ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظِيمًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tedḣulū buyūte n-nebiyyi illā en yu'ƶene lekum ilā Taǎāmin ğayra nāZirīne ināhu ve lākin iƶā duǐytum fe dḣulū fe iƶā Taǐmtum fe nteşirū ve lā muste'nisīne li Hadīṧin inne ƶālikum kāne yu'ƶī n-nebiyye fe yesteHyī minkum ve(a)llahu lā yesteHyī mine l-Haḳḳi ve iƶā seeltumūhunne metāǎn fe selūhunne min verā'i Hicābin ƶālikum eTheru li ḳulūbikum ve ḳulūbihinne ve mā kāne lekum en tu'ƶū rasūle (a)llahi ve lā en tenkiHū ezvācehu min beǎ'dihi ebeden inne ƶālikum kāne ǐnde (a)llahi ǎZīmen

Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber'in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

Ahzab 33:65اَبَدًاebedenebediyyen

خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

ḣālidīne fīhā ebeden lā yecidūne veliyyen ve lā neSīran

Onlar, orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.

Fetih 48:12اَبَدًاebedenbir daha asla

بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْلِيهِمْ اَبَدًا وَزُيِّنَ ذٰلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا

bel Zenentum en len yenḳalibe r-rasūlu ve l-mu'minūne ilā ehlīhim ebeden ve zuyyine ƶālike fī ḳulūbikum ve Zenentum Zenne s-sev'i ve kuntum ḳavmen būran

(Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helaki hak eden bir kavim oldunuz.

Haşr 59:11اَبَدًاebedenasla

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطِيعُ فِيكُمْ اَحَدًا اَبَدًا وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

e lem tera ilā (e)lleƶīne nāfeḳū yeḳūlūne li iḣvānihimu (e)lleƶīne keferū min ehli l-kitābi le in uḣrictum le neḣrucenne meǎkum ve lā nuTīǔ fīkum eHaden ebeden ve in ḳūtiltum le nenSurannekum ve(a)llahu yeşhedu innehum le kāƶibūne

Kitap ehlinden o inkar eden kardeşlerine, "Yemin ederiz ki, siz (Medine'den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz" diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.

Mümtehine 60:4اَبَدًاebedensürekli

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي اِبْرٰهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ اَبَدًا حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰهِيمَ لِاَبِيهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ

ḳad kānet lekum usvetun Hasenetun fī ibrāhīme ve(e)lleƶīne meǎhu iƶ ḳālū li ḳavmihim innā burā'u minkum ve mimmā teǎ'budūne min dūni (a)llahi kefernā bikum ve bedā beynenā ve beynekumu l-ǎdāvetu ve l-beğDā'u ebeden Hattā tu'minū bi(a)llahi veHdehu illā ḳavle ibrāhīme li ebīhi le esteğfiranne leke ve mā emliku leke mine (a)llahi min şey'in rabbenā ǎleyke tevekkelnā ve ileyke enebnā ve ileyke l-meSīru

İbrahim'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir" demişlerdi. Yalnız İbrahim'in, babasına, "Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" sözü başka. Onlar şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır."

Cum'a 62:7اَبَدًاebedenasla

وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ

ve lā yetemennevnehu ebeden bimā ḳaddemet eydīhim ve(a)llahu ǎlīmun bi Z-Zālimīne

Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler. Allah, zalimleri hakkıyla bilir.

Teğabun 64:9اَبَدًاebedenebedi

يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِهِ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

yevme yecmeǔkum li yevmi l-cem'ǐ ƶālike yevmu t-teğābuni ve men yu'min bi(a)llahi ve yeǎ'mel SāliHen yukeffir ǎnhu seyyiātihi ve yudḣilhu cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden ƶālike l-fevzu l-ǎZīmu

Toplanma vakti için Allah'ın sizi toplayacağı günü düşün. O gün aldanışın ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah'a inanır ve salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.

Talak 65:11اَبَدًاebedenebedi

رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقًا

rasūlen yetlū ǎleykum āyāti (a)llahi mubeyyinātin li yuḣrice (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve men yu'min bi(a)llahi ve yeǎ'mel SāliHen yudḣilhu cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden ḳad eHsene (a)llahu lehu rizḳan

İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir peygamber gönderdi. Kim Allah'a inanır ve salih bir amel işlerse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.

Cin 72:23اَبَدًاebedenebedi

اِلَّا بَلَاغًا مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِهِ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا

illā belāğan mine (a)llahi ve risālātihi ve men yeǎ'Si (a)llahe ve rasūlehu fe inne lehu nāra cehenneme ḣālidīne fīhā ebeden

"Ancak Allah'tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O'nun vahiylerini açıklayabilirim. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz onlar için, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır."

Beyyine 98:8اَبَدًاebedenebedi

جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ

cezā'uhum ǐnde rabbihim cennātu ǎdnin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ƶālike li men ḣaşiye rabbehu

Rableri katında onların mükafatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.