(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

cezā'en min rabbike ǎTā'en Hisāben / rabbi s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā r-raHmāni lā yemlikūne minhu ḣiTāben / yevme yeḳūmu r-rūHu ve l-melāiketu Saffen lā yetekellemūne illā men eƶine lehu r-raHmānu ve ḳāle Savāben

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1جَزَاءًcezā'enج ز يTatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmekbir karşılık
2مِنْmin-nden
3رَبِّكَrabbikeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbi-
4عَطَاءًǎTā'enع ط وAlmak, kabul etmek. Ataun - hediye verme, hediye. A'ta - hediye vermek, teklif etmek. Ta'ata (6. fiil) - aldı.bir bağış olarak
5حِسَابًاHisābenح س بDüşünmek, göz önünde bulundurmak, varsaymak, hayal etmek, görüşünde olmak. Bir şeyi saymak/hesaplamak/hesap etmek/hesaplamak, hesaplamak, ölçmek, bir şeyi hesaba katmak veya değerlendirmek, bir şeyin öyle olduğunu varsaymak veya düşünmek, bir kişiyi yastıkla desteklemek veya onurlandırmak, hesap vermek veya sorumlu tutmak, bir kişiye yeten veya tatmin eden şeyi vermek, bir kişiyi memnun etmek, bir kişiye memnun eden şeyi vermek, çok vermek, haber peşinde koşmak, haberle ilgili sormak/soruşturmak, casus gibi haber aramak, yastığa yaslanmak, ödül beklemek veya aramak.yeterli
1رَبِّrabbiر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbi
2السَّمٰوَاتِs-semāvātiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)göklerin
3وَالْاَرْضِve l-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeve yerin
4وَمَاve māve bulunanların
5بَيْنَهُمَاbeynehumāب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinikisi arasında
6الرَّحْمٰنِr-raHmāniر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.çok merhametli
7لَا
8يَمْلِكُونَyemlikūneم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.güçleri yetmez
9مِنْهُminhuO'nun huzurunda
10خِطَابًاḣiTābenخ ط بHalka vaaz/öğüt vermek, bir kadını evlilik için istemek veya talep etmek, konuşmak/sohbet etmek veya söyleşmek, yüz yüze hitap etmek, biriyle konuşmak, biriyle istişare etmek, yemin ile doğrulanmış açık kanıt veya tanıklıkla bir davayı karara bağlamak/hüküm vermek/yargılamak, bir şeyi kendi erişim veya gücü dahilinde bulundurmak, diyalog kurmak, bir şey yapmayı istemek veya arzu etmek, vaaz/konuşma/nutuk vermek.konuşmaya
1يَوْمَyevmeي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecio gün
2يَقُومُyeḳūmuق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhdururlar
3الرُّوحُr-rūHuر و حRuh, bilgi, can, nefes, hava, esinti, hayat, yaşam özü, ilham, özRuh
4وَالْمَلٰٓئِكَةُve l-melāiketuم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.ve melekler
5صَفًّاSaffenص ف فDüzgünce, yan yana, dizilmiş, sıra/dizi/çizgi halinde, düzenli şekilde, bir kuşla ilgili olarak: kanatlarını düz bir çizgi halinde açmak, kanatlarını germek/yaymak (yani çırpmadan).sıra sıra
6لَا
7يَتَكَلَّمُونَyetekellemūneك ل مKonuşmak, ifade etmek.konuşamaz
8اِلَّاillādışındakiler
9مَنْmenkimseler
10اَذِنَeƶineا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasretizin verdiği
11لَهُlehuO'nun
12الرَّحْمٰنُr-raHmānuر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.Rahman'ın
13وَقَالَve ḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve o da söyler
14صَوَابًاSavābenص و بdökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun - felaket.doğruyu

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Rabbinden, fazlasıyle bir lütuf ve ihsân.

Abdulkadir Gölpınarlı

Rabbinden, fazlasıyle bir lütuf ve ihsân.

Adem Uğur

Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.

Ahmed Hulusi

Rabbinden bir ceza, (yani) yaptıklarına bağış olmak üzere!

Ahmet Tekin

Rabbinden mükâfatlar, ihsanlar ve görülen hesaplarının bedeli var.

Ahmet Varol

Rabbinden bir mükâfat, yeterli bir bağış olarak.

Ali Bulaç

Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu).

Ali Fikri Yavuz

(Bu, takva sahiplerinin işledikleri güzel amellere) bir karşılık ki, Rabbinden, bir ihsandır; yeter mi yeter...

Ali Rıza Safa

Efendinden bir karşılık; hesaplanmış bir ödül.

Bayraktar Bayraklı

- Orada, ne boş söz ne de yalan duyacaklar. Bütün bunlar, Rabbinin katından hesaplarının karşılığı verilenlerdir.

Bekir Sadak

Bunlar Rabbinin katindan, hesablari karsiligi verilenlerdir.

Celal Yıldırım

Rabbından bir mükâfat, yeterli bir bağıştır (bunlar)!

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Bunlar rabbinin bol bol lutfettiği karşılıktır, bağıştır.

Diyanet İşleri

(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

Diyanet İşleri (eski)

Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir.

Diyanet Vakfi

Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Rabbinden bir karşılık ki, yeter mi yeter!

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir karşılık ki rabbından ata, yeter mi yeter

Erhan Aktaş

Bunlar, Rabb'inden hesaba karşılık verilen ödüldür.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bunlar, Rabb'inden hesaba karşılık verilen ödüldür.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bunlar, Rabb'inden hesaba karşılık verilen ödüldür.

Fizilal-il Kuran

Bunlar Rabbinin katından yaptıklarına karşılığı verilenlerdir.

Gültekin Onan

Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır bu.

Hamdi Döndüren

Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.

Hasan Basri Çantay

(Bunlar) Rabbinden bir mükafat ve yeter bir bağış olarak (verilir).

Hasib Asutay

Rablerinden bir ödül ve yeterli bir bağış olarak.

Hayrat Neşriyat

(Bunlar) Rabbinden bir mükâfât ve (O’nun fazlından, ziyâdesiyle) yeterli bir ihsân olarak (verilir).

İbni Kesir

Rabbından bir mükafat ve bağış olarak.

Mehmet Okuyan

Bunlar senin Rabbinden, yani göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahmân olan Rabbinden hesapsız bir bağış ve ödül olarak (verilecektir). O’nun huzurunda konuşmaya güç yetiremezler.

Muhammed Esed

(Bütün bunlar,) Rabbinden bir ödül, (Kendi) hesabına göre bir armağandır;

Mustafa İslamoğlu

(bütün bunlar) Rabbinden, tarif(e)siz bir hesaba göre bahşedilen sınırsız bir ödül olacak:

Ömer Nasuhi Bilmen

(Bunlar) Rabbinden bir mükâfaat ve bir kâfî ihsandır.

Ömer Öngüt

Rabbinin katından bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.

Suat Yıldırım

İşte bu da Rabbinden mükâfat, yeter mi yeter!

Süleyman Ateş

Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.

Süleymaniye Vakfı

Bunlar, senin Rabbin tarafından (amellerine göre) hesaplanan bir ödül olarak (verilir).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bu, Rabbinin verdiği karşılıktır. Tam işe göre mükafat!

Şaban Piriş

Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak..

Tefhim-ul Kuran

Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu).

Ümit Şimşek

İşte bu Rabbinden bir ödül ve yeterli bir lütuftur.

Yaşar Nuri Öztürk

Rabbinden bir ödül, tam kıvamında bir bağış.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Bunlar sənin Rəbbindən olan mükafatlar, artıqlaması ilə verilən töhfələrdir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Bu, müttəqilərə) Rəbbindən olan mükafat, artıqlaması ilə verilən bəxşişdir -

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Das alles ist für sie eine Belohnung von deinem Herrn, Der ihnen Seine Huld erweist.

Almanca — Der Edle Quran

(Dies) als Belohnung von deinem Herrn, als hinreichende Gabe,

Almanca — M. A. Rassoul

(dies ist) ein Lohn von deinem Herrn - eine angemessene Gabe.

Almanca — Muhammad Zaidan

Es ist eine Belohnung von deinem HERRN, eine ausreichende Gabe,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

A recompense from Allah, your Creator and a reward greatly in accord.

Abdul Haleem

a reward from your Lord, a fitting gift

Abdullah Yusuf Ali

Recompense from thy Lord, a gift, (amply) sufficient,

Abul A'la Maududi

a recompense from your Lord and an ample reward

Aisha Bewley

a recompense from your Lord, a commensurate gift.

Al-Hilali & Khan

A reward from your Lord, an ample calculated gift (according to the best of their good deeds),[1]

Ali Quli Qarai

—a reward from your Lord, a bounty sufficing,

Amatul Rahman Omar

(It will be said to each, `All this is) bestowed (on you) by your Lord, (both) by way of gift, (and) by reckoning. '

Arthur John Arberry

for a recompense from thy Lord, a gift, a reckoning,

Bijan Moeinian

This is a reward from your Lord: A payment in kind for your good deeds.

E. Henry Palmer

a reward from thy Lord, a sufficient gift!

Edip-Layth

A reward from your Lord, in recognition for what is done.

George Sale

This shall be their recompense from thy Lord; a gift fully sufficient:

Hamid S. Aziz

A reward from your Lord, a gift according to reckoning (or sufficient):

Mahmoud Ghali

(It is for) recompense from your Lord, a gift, a reckoning,

Marmaduke Pickthall

Requital from thy Lord - a gift in payment -

Mohamed Ahmed - Samira

A recompense from your Lord, a sufficient gift,

Muhammad Asad

[All this will be] a reward from thy Sustainer, a gift in accordance with [His Own] reckoning –

Mustafa Khattab

a ˹fitting˺ reward as a generous gift from your Lord,

Progressive Muslims

A reward from your Lord, in recognition for what is done.

Sahih International

[As] reward from your Lord, [a generous] gift [made due by] account,

Sam Gerrans

As reward from thy Lord — a gift, a reckoning —

Shabbir Ahmed

Reward from your Lord, a generous gift.

Syed Vickar Ahamed

Reward from your Lord a gift, (large and) sufficient,

Taqi Usmani

this being a reward from their Lord, a well calculated grant,

The Monotheist Group

A reward from your Lord, in recognition for what is done.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

A titre de récompense de ton Seigneur et à titre de don abondant

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ji Xwedayê te mukafat û diyariyeke di cihê xwe de ye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Als beloning van jouw Heer, als gift en als afrekening

Hollandaca — Salomo Keyzer

Dit zal hunne belooning wezen van hunnen Heer; eene volkomen toereikende gift.

Hollandaca — Siregar

Als een beloning van jouw Heer, als afrekenende gift.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

в воздаяние от твоего Господа – дар [[Даром Аллаха Своим рабам явится исполнение Его обещания, согласно которого за некоторые благие дела будет дана награда в 10 раз больше, за некоторые в 700 раз, а за некоторые, как, например терпение, будет дана неисчислимая награда.]], расчет –

Rusça — Osmanov

[Все это] - воздаяние, дар, плата от Господа твоего,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(Detta är) din Herres belöning - som Han skänker enligt (Sin) räkning -