Nebe Suresi

النبا40 ayetTefsir
78/114
Türkçe anlamı
Haber
İsminin kaynağı
2. âyette geçen "en-Nebe’" kelimesi
Diğer adları
Amme ye-tesâelûn / Amme / Tesâül / Mu'sırat
Hangi cüzde
30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 80.
Diyanet 80.Eliaçık 83.Mustafa İslamoğlu 47.Mısır Resmi 80.Blachère 26.Câbirî 80.Derveze 80.Zeyveli 78.
  1. عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ

    ǎmme yetesā'elūne

    Birbirlerine neyi soruyorlar?

  2. عَنِ النَّبَاِ الْعَظِيمِ

    ǎni n-nebei l-ǎZīmi

    (2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?

  3. اَلَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ

    elleƶī hum fīhi muḣtelifūne

    (2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?

  4. كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

    kellā se yeǎ'lemūne

    Hayır, ileride bilecekler.

  5. ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

    ṧumme kellā se yeǎ'lemūne

    Yine hayır; ileride bilecekler.

  6. اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَادًا

    e lem nec'ǎli l-erDe mihāden

    (6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?

  7. وَالْجِبَالَ اَوْتَادًاۖ

    ve l-cibāle evtāden

    (6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?

  8. وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا

    ve ḣaleḳnākum ezvācen

    Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.

  9. وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا

    ve ceǎlnā nevmekum subāten

    Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.

  10. وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاسًا

    ve ceǎlnā l-leyle libāsen

    Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık.

  11. وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا

    ve ceǎlnā n-nehāra meǎāşen

    Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık.

  12. وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا

    ve beneynā fevḳakum seb'ǎn şidāden

    Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.

  13. وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

    ve ceǎlnā sirācen vehhācen

    Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.

  14. وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا

    ve enzelnā mine l-muǎ'Sirāti māen ṧeccācen

    (14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.

  15. لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا

    li nuḣrice bihi Habben ve nebāten

    (14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.

  16. وَجَنَّاتٍ اَلْفَافًا

    ve cennātin elfāfen

    (14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.

  17. اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا

    inne yevme l-feSli kāne mīḳāten

    Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.

  18. يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجًا

    yevme yunfeḣu fī S-Sūri fe te'tūne efvācen

    Bu, sura üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz.

  19. وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ اَبْوَابًا

    ve futiHati s-semāu fe kānet ebvāben

    Gök açılır ve kapı kapı olur.

  20. وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا

    ve suyyirati l-cibālu fe kānet serāben

    Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

  21. اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا

    inne cehenneme kānet mirSāden

    (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.

  22. لِلطَّاغِينَ مَاٰبًا

    li T-Tāğīne māben

    (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.

  23. لَابِثِينَ فِيهَا اَحْقَابًا

    lābiṧīne fīhā eHḳāben

    (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.

  24. لَا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا

    lā yeƶūḳūne fīhā berden ve lā şerāben

    Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar!

  25. اِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا

    illā Hamīmen ve ğassāḳan

    (25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.

  26. جَزَاءً وِفَاقًا

    cezā'en vifāḳan

    (25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.

  27. اِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا

    innehum kānū lā yercūne Hisāben

    Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.

  28. وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّابًا

    ve keƶƶebū bi āyātinā kiƶƶāben

    Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.

  29. وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا

    ve kulle şey'in eHSaynāhu kitāben

    Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) tamamiyle sayıp tespit ettik.

  30. فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ اِلَّا عَذَابًا

    fe ƶūḳū fe len nezīdekum illā ǎƶāben

    Kafirlere şöyle denilir: "Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız."

  31. اِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا

    inne li l-mutteḳīne mefāzen

    (31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

  32. حَدَائِقَ وَاَعْنَابًا

    Hadāiḳa ve eǎ'nāben

    (31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

  33. وَكَوَاعِبَ اَتْرَابًا

    ve kevāǐbe etrāben

    (31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

  34. وَكَأْسًا دِهَاقًا

    ve ke'sen dihāḳan

    (31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

  35. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا

    lā yesmeǔne fīhā leğven ve lā kiƶƶāben

    Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.

  36. جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا

    cezā'en min rabbike ǎTā'en Hisāben

    (36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

  37. رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا

    rabbi s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā r-raHmāni lā yemlikūne minhu ḣiTāben

    (36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

  38. يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

    yevme yeḳūmu r-rūHu ve l-melāiketu Saffen lā yetekellemūne illā men eƶine lehu r-raHmānu ve ḳāle Savāben

    (36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

  39. ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّهِ مَاٰبًا

    ƶālike l-yevmu l-Haḳḳu fe men şā'e tteḣaƶe ilā rabbihi māben

    İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

  40. اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَالَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا

    innā enƶernākum ǎƶāben ḳarīben yevme yenZuru l-mer'u mā ḳaddemet yedāhu ve yeḳūlu l-kāfiru yā leytenī kuntu turāben

    Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkarcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.