ع ط و (AŦW) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Almak, kabul etmek. Ataun - hediye verme, hediye. A'ta - hediye vermek, teklif etmek. Ta'ata (6. fiil) - aldı.

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (14)

Bu kök Kur'an boyunca 14 kez, 9 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

عَطَاءً4 kez

Hud 11:108عَطَاءًǎTā'enbir lütuftur

وَاَمَّا الَّذِينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ عَطَاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ

ve emmā (e)lleƶīne suǐdū fe fī l-cenneti ḣālidīne fīhā mā dāmeti s-semāvātu ve l-erDu illā mā şā'e rabbuke ǎTā'en ğayra mecƶūƶin

Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedi kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir.

İsra 17:20عَطَاءِǎTā'imükafatı-

كُلًّا نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا

kullen numiddu hā'ulā'i ve hā'ulā'i min ǎTā'i rabbike ve mā kāne ǎTā'u rabbike meHZūran

Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.

İsra 17:20عَطَاءُǎTā'uhediyesi

كُلًّا نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا

kullen numiddu hā'ulā'i ve hā'ulā'i min ǎTā'i rabbike ve mā kāne ǎTā'u rabbike meHZūran

Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.

Nebe 78:36عَطَاءًǎTā'enbir bağış olarak

جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا

cezā'en min rabbike ǎTā'en Hisāben

(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

يُعْطُوا2 kez

Tevbe 9:29يُعْطُواyuǎ'Tūverecekleri

قَاتِلُوا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ

ḳātilū (e)lleƶīne lā yu'minūne bi(a)llahi ve lā bi l-yevmi l-āḣiri ve lā yuHarrimūne mā Harrame (a)llahu ve rasūluhu ve lā yedīnūne dīne l-Haḳḳi mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe Hattā yuǎ'Tū l-cizyete ǎn yedin ve hum Sāğirūne

Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam'ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.

Tevbe 9:58يُعْطَوْاyuǎ'Tavkendilerine pay verilmezse

وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ فَاِنْ اُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَاِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا اِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ

ve minhum men yelmizuke fī S-Sadeḳāti fe in uǎ'Tū minhā raDū ve in lem yuǎ'Tav minhā iƶā hum yesḣaTūne

İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar.

اَعْطٰى2 kez

Ta-Ha 20:50اَعْطٰىeǎ'Tāverendir

قَالَ رَبُّنَا الَّذِي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى

ḳāle rabbunā elleƶī eǎ'Tā kulle şey'in ḣalḳahu ṧumme hedā

Musa, "Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir" dedi.

Leyl 92:5اَعْطٰىeǎ'Tā(hayır için) verir

فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰى

fe emmā men eǎ'Tā ve tteḳā

(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.

اُعْطُوا1 kez

Tevbe 9:58اُعْطُواuǎ'Tūkendilerine pay verilse

وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ فَاِنْ اُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَاِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا اِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ

ve minhum men yelmizuke fī S-Sadeḳāti fe in uǎ'Tū minhā raDū ve in lem yuǎ'Tav minhā iƶā hum yesḣaTūne

İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar.

عَطَاؤُنَا1 kez

Sad 38:39عَطَاؤُنَاǎTā'unābizim ihsanımızdır

هٰذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

hāƶā ǎTā'unā fe mnun ev emsik bi ğayri Hisābin

"İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik.

وَاَعْطٰى1 kez

Necm 53:34وَاَعْطٰىve eǎ'Tāve vereni

وَاَعْطٰى قَلِيلًا وَاَكْدٰى

ve eǎ'Tā ḳalīlen ve ekdā

(33-34) Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü?

فَتَعَاطٰى1 kez

Kamer 54:29فَتَعَاطٰىfe teǎāTāo da bıçağı çekti

فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ

fe nādev SāHibehum fe teǎāTā fe ǎḳara

Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.

يُعْطِيكَ1 kez

Duha 93:5يُعْطِيكَyuǎ'Tīkesana verecektir

وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰى

ve le sevfe yuǎ'Tīke rabbuke fe terDā

Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.

اَعْطَيْنَاكَ1 kez

Kevser 108:1اَعْطَيْنَاكَeǎ'Taynākesana verdik

اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ

innā eǎ'Taynāke l-kevṧera

Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.