(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَكِيمٍ اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا اِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ

fīhā yufraḳu kullu emrin Hakīmin / emran min ǐndinā innā kunnā mursilīne / raHmeten min rabbike innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu / rabbi s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā in kuntum mūḳinīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فِيهَاfīhāonda (o gecede)
2يُفْرَقُyufraḳuف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.ayırdedilir
3كُلُّkulluك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
4اَمْرٍemrinا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakemir
5حَكِيمٍHakīminح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.hikmetli
1اَمْرًاemranا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakemir
2مِنْmin
3عِنْدِنَاǐndināع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.katımızdan olan
4اِنَّاinnāçünkü biz
5كُنَّاkunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinbiz
6مُرْسِلِينَmursilīneر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleelçi göndericiyiz
1رَحْمَةًraHmetenر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.rahmet olarak
2مِنْmin-nden
3رَبِّكَrabbikeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbi-
4اِنَّهُinnehudoğrusu O
5هُوَhuveO
6السَّمِيعُs-semīǔس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamakişitendir
7الْعَلِيمُl-ǎlīmuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilendir
1رَبِّrabbiر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbidir
2السَّمٰوَاتِs-semāvātiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)göklerin
3وَالْاَرْضِve l-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeve yerin
4وَمَاve māve bulunanların
5بَيْنَهُمَاbeynehumāب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinikisi arasında
6اِنْineğer
7كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekviniseniz
8مُوقِنِينَmūḳinīneي ق نkesinlik, elbette, kesinlikle, emin olmak/olmak/açık olmak, saptamak, kesin olan kişikesin olarak inanıyor

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Bir iş ki katımızdan hükmolunur, şüphe yok ki biz göndermişizdir.

Abdulkadir Gölpınarlı

Bir iş ki katımızdan hükmolunur, şüphe yok ki biz göndermişizdir.

Adem Uğur

(Yani) katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.

Ahmed Hulusi

İndimizden hüküm ile! (Rasulleri) irsal edenler biziz!

Ahmet Tekin

Planlar, kararlar, icraatlar nezdimizden verilen emirlerle ayrılır, ilgili melekler görevlendirilir ve ilâhî düzen sağlanır. Biz peygamberlere, meleklerle vahiyler, kitaplar göndermeye devam ettik.

Ahmet Varol

Katımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz elçiler gönderenleriz.

Ali Bulaç

Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.

Ali Fikri Yavuz

Bu, (hikmetimizin gereği olan) tarafımızdan bir iştir. Çünkü biz peygambere göndereniz.

Ali Rıza Safa

Kendi katımızdan buyrukla. Kuşkusuz, Biz, gönderenleriz.

Bayraktar Bayraklı

- O gecede katımızdan verdiğimiz bir emirle bütün hikmetli işler belirlenir. Şüphesiz biz peygamberler göndeririz.

Bekir Sadak

(4-7) Katimizdan bir buyrukla, her hikmetli ise o gecede hukmedilir. Dogrusu Biz oteden beri peygamberler gondermekteyiz. Eger kesin olarak inanirsaniz bilin ki, bu senin Rabbinden, goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbinden bir rahmettir. O, isitendir, bilendir.

Celal Yıldırım

(4-5-6) O gecede her hikmetli iş, katımızdan bir emirle ayrılır, ayırd edilir. Rabbından bir rahmet olarak, hakikat biz, peygamberler göndermekteyiz. Şüphesiz ki O, işitendir, bilendir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(4-5-6-7) O gecede bizim katımızdan bir emirle hüküm ve hikmet konusu olan bütün işler ayrılır. Rabbinden, eğer doğru biliyorsanız göklerin, yerin ve bunlar arasında olan her şeyin rabbinden bir rahmet olarak biz devamlı göndermekteyiz. O her şeyi işitir ve bilir.

Diyanet İşleri

(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Diyanet İşleri (eski)

(4-7) Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

Diyanet Vakfi

(4-6) Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Çünkü biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O işitendir, bilendir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(4-6) O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Tarafımızdan (gelen) emir; çünkü Biz peygamber gönderiyorduk,

Elmalılı Hamdi Yazır

Tarafımızdan emir, çünkü biz Resul gönderiyorduk

Erhan Aktaş

Katımızdan bir buyruk olarak. Kuşkusuz Biz Resul göndericiyiz.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Katımızdan bir buyruk olarak. Kuşkusuz Biz resul göndericiyiz.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Katımızdan bir buyruk olarak. Kuşkusuz Biz elçi göndericiyiz.

Fizilal-il Kuran

Bu katımızdan verilen her emirdir. Çünkü Biz elçi göndericiyiz.

Gültekin Onan

Katımızdan bir buyruk ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.

Hamdi Döndüren

Yani katımızdan verilen her emir. Çünkü Biz elçi göndericiyiz.

Hasan Basri Çantay

(4-5-6) (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki O, hakkıyle işidenin, (her şey'i) kemaliyle bilenin ta kendisidir.

Hasib Asutay

Katımızdan bir emir olarak. Gerçekten biz (elçi) gönderenleriz;

Hayrat Neşriyat

(4-6) Katımızdan bir emirle, her hikmetli iş onda (o gecede) ayırd edilir. Çünki biz,Rabbinden bir rahmet olarak (peygamberler) göndericileriz. Doğrusu Semî' (herşeyi işiten), Alîm (hakkıyla bilen) ancak O’dur.

İbni Kesir

Katımızdan bir emirle. Muhakkak ki Biz, peygamber gönderenleriz.

Mehmet Okuyan

Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.

Muhammed Esed

katımızdan bir emir gereği, çünkü biz (doğru yola ileten mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz,

Mustafa İslamoğlu

tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet peygamberleri gönderen de Bizdik,

Ömer Nasuhi Bilmen

Bizim tarafımızdan bir emir olarak, şüphe yok ki Biz resûl gönderir olduk.

Ömer Öngüt

Katımızdan bir emir olmak üzere. Muhakkak ki biz peygamberler göndeririz.

Suat Yıldırım

(4-6) O, öyle bir gecedir ki her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile, o zaman yazılıp belirlenir. Rabbinden bir rahmet olarak hep resuller göndermekteyiz. Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.

Süleyman Ateş

Katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz.

Süleymaniye Vakfı

(Bu kitap da) tarafımızdan verilen bir emirle (o gece indirilmiştir). Biz elçiler göndeririz.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

O işlerin kararı tarafımızdan verilmiştir. Biz elçiler göndeririz.

Şaban Piriş

Tarafımızdan bir emir ile biz elçi göndeririz.

Tefhim-ul Kuran

Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz,

Ümit Şimşek

(4-6) Herbir hikmetli iş o gecede tarafımızdan bir emirle ayırt edilir. Rabbinden bir rahmet olarak Biz peygamberler göndeririz. O herşeyi işiten, herşeyi bilendir.

Yaşar Nuri Öztürk

Katımızdan bir emir olarak. Hiç kuşkusuz biz, resuller göndeririz,

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

dərgahımızdan vəhy edilən əmr ilə. Həqiqətən, kitabları və elçiləri Biz göndəririk –

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Dərgahımızdan bir buyuruq olaraq! Həqiqətən, (peyğəmbərləri) Biz göndəririk –

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Gemäß Unserem Befehl. Wir haben verfügt, den Gesandten (mit dem Koran) zu schicken (wie Wir vormals Gesandte schickten).

Almanca — Der Edle Quran

als eine Angelegenheit von Uns aus - Wir haben ja immer wieder (Warner) gesandt -,

Almanca — M. A. Rassoul

auf Grund Unseres Befehls. Wahrlich, Wir haben (Gesandte) geschickt

Almanca — Muhammad Zaidan

(WIR sandten sie hinab), als Angelegenheit von Uns. Gewiß, WIR waren Entsendende

English (26)

Abdel Khalek Himmat

An ordinance set forth by Us that We send upon man Our high behests through Messengers who would illuminate the souls by divine truth;

Abdul Haleem

at Our command––We have always sent messages to man––

Abdullah Yusuf Ali

By command, from Our Presence. For We (ever) send (revelations),

Abul A'la Maududi

by Our command. Verily, We were set to send a Messenger

Aisha Bewley

by a command from Our presence. We are constantly sending out

Al-Hilali & Khan

As a Command (or this Qur’ân or the Decree of every matter) from Us. Verily, We are ever sending (the Messengers),

Ali Quli Qarai

as an ordinance from Us. Indeed We have been sending [apostles],

Amatul Rahman Omar

(Every matter to be decided and done) by Our own command. Verily, We have ever been sending (Messenger),

Arthur John Arberry

determined as a bidding from Us, (We are ever sending)

Bijan Moeinian

This book is revealed with God’s command. God (out of His Mercy) sends prophets to people to relay His divine message.

E. Henry Palmer

as an order from us. Verily, we were sending (apostles)-

Edip-Layth

A decree from Us. Surely, We were to send messengers.

George Sale

Verily We have ever used to send apostles with revelations, at proper intervals,

Hamid S. Aziz

A command from Us; surely We are ever the senders (of revelations),

Mahmoud Ghali

(As) a Command from Our providence; surely We have (ever) been sending (Messengers).

Marmaduke Pickthall

As a command from Our presence - Lo! We are ever sending -

Mohamed Ahmed - Samira

As commands from Us. It is indeed We who send (messengers),

Muhammad Asad

at a behest from Ourselves: for, verily, We have always been sending [Our messages of guidance]

Mustafa Khattab

by a command from Us, for We have always sent ˹messengers˺

Progressive Muslims

A decree from Us. Surely, We were to send messengers.

Sahih International

[Every] matter [proceeding] from Us. Indeed, We were to send [a messenger]

Sam Gerrans

By command from Us — We are sending —

Shabbir Ahmed

A Command from Our Presence, behold, We have always been sending.

Syed Vickar Ahamed

By Command from Us (Allah), verily, We (always) send (revelations),

Taqi Usmani

through a command from Us. We were to send the Messenger

The Monotheist Group

A decree from Us. Surely, We were to send messengers.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

cʹest là un commandement venant de Nous. Cʹest Nous qui envoyons (les Messagers),

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ku ew fermaneke ji cem Me ye. Bêguman Em in ê ku dişinin…

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

als een beschikking van Onze kant. Wij hebben steeds (gezanten) gezonden --

Hollandaca — Salomo Keyzer

Als een bevel van ons. Waarlijk wij waren immer gewoon, gezanten met openbaringen, met zeker tusschenpoozen te zenden.

Hollandaca — Siregar

Als een bevel van Ons: voorwaar, Wij zonden (de Profeten).

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

по повелению от Нас [все будущие события произойдут по предопределению, дозволению и знанию Аллаха]; поистине, Мы являемся посылающими (пророков и посланников к людям)

Rusça — Osmanov

согласно Нашему повелению, которое Мы [всегда] посылаем

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

enligt Vår befallning - Vi har aldrig upphört att sända Våra budbärare (med undervisning och vägledning). -