Sözlük

د ي ن (D̃YN)

D-y-n

دِنْتُ الرَّجُلَ : Adamdan borç aldım. أَدَنْتُهُ : Onu borçlu yaptım; bu, ona borç vermekle olur. Ebû Ubeyd şöyle der: دِنْتُهُ : Ona borç verdim. رَجُلٌ مَدِينٌ، وَمَدْيُونٌ : Borçlu adam. دِنْتُهُ : Ondan borç istedim. Şair şöyle der:

نَدِينُ وَيَقْضِي اللهُ عَنَّا وَقَدْ نَرَى *** مَصَارِعَ قَوْمٍ لاَ يَدِينُونَ ضُيِّعا -165

165- Biz borçlanırız da Allah yerimize onu öder ve biz görmekteyiz;

Borçlanmayıp da zayi olan kavmin ölümünü.

أَدَنْتُ tıpkı دِنْتُ gibidir. أَدَنْتُ : Borç verdim. تَدَايُن , مُدَايَنَة : Borç vermektir. Allah buyurur ki: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ : Ey iman edenler, belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın (2/Bakara 282); مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ : Yapacağı vasiyetten, ya da borcundan sonra (4/Nisâ 11). İtaat ve cezaya/karşılık vermeye دِين denir; istiâre yoluyla şeriat anlamında da kullanılır.

دِين tıpkı مِلَّة gibidir; ancak itâat ve boyun eğmek nokta-i nazarından şeriat’a دِين denir: إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللّهِ اْلإِسْلاَمُ : Allah katında din, İslâmdır (3/Âl-i İmran 19); وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ ِللهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا : Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah’a teslim edip dosdoğru İbrâhim dinine tâbi olandan daha güzel olabilir? (4/Nisâ 125); yani itâat yönünden.

وَأَخْلَصُوا دِينَهُمْ لِلّهِ : Dinlerini sadece Allah’a ait kılanlar (4/Nisâ 146); يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ : Ey Kitap ehli, dininizde taşkınlık etmeyin (4/Nisâ 171).

Bu âyet, Yüce Allah’ın aşağıda buyurduğu gibi, dinlerin en mutedili olan Hz. Muhammed’in dinine uymayı teşvik etmektedir: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا : Böylece sizi orta/mutedil bir ümmet yaptık (2/Bakara 143).

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ : Dinde zorlama yoktur (2/Bakara 256). Bazılarına göre âyette geçen الدِّين ’den kasıt ibâdettir; çünkü ibâdet gerçek anlamda ancak ihlasla olabilir. İhlas da zorlama ile olamaz. Kimisine göre de bu âyet, cizye veren Kitap ehliyle alâkalıdır.

أَفَغَيْرَ دِينِ اللهِ يَبْغُونَ : Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? (3/Âl-i İmran 83); yani İslâm’dan başkasını mı? Nitekim Allah buyurur ki: وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ اْلإِسْلاَمِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ : Kim İslâm’dan başka bir din ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir (3/Âl-i İmran 85).

Şu âyetler de aynı anlamdadır: هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ : Elçisini, hidâyet ve hak din ile gönderen O’dur (61/Saf 9); وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ : Gerçek dini din edinmezler (9/Tevbe 29); وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ ِلله وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا : Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah’a teslim edip dosdoğru İbrâhim dinine tâbi olandan daha güzel olabilir? (4/Nisâ 125); فَلَوْلاَ إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ : Eğer cezalandırılmayacak iseniz (56/Vakıa 86).

Âyetteki غَيْرَ مَدِينِينَ sözü, غَيْرَ مَجْزِيِّين : ceza görmeyecek , anlamındadır.

مَدِين, مَدِينَة : Köle, cariye (Ebû Zeyd), bu kelimenin دِينَ فُلاَنٌ يُدَانُ : Falan kişi kötü bir şeye zorlandı, sözünden geldiğini söylemektedir.

Kimisi de onun دِنْتُهُ : İtaatinin karşılığını verdim, sözünden geldiğini söylemektedir.

Bazıları مَدِينَة kelimesini de bu kısımdan saymaktadır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →