Sözlük

د ع و (D̃AW)

D-a-v

دُعَاء , نداء /nidâ gibidir. Ancak nidâ, kendisine isim eklenmeden يَا, أَيَا ve benzeri edatlarla telâffuz edilir. Duâ ise, neredeyse kendisiyle birlikte bir isim olmadan telâffuz edilmez. Örneğin يَا فُلاَنُ gibi. Kimi zaman bu kelimelerin her biri diğerinin yerine de kullanılmaktadır. Allah buyurur ki: وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاءً وَنِدَاءً : İnkârcıların durumu, sözleri ancak bağırma ve çağırma biçiminde algılayarak (anlamadan) tekrarlayan kişi gibidir (2/Bakara 171). Bu kelime tesmiye/isim verme anlamında da kullanılır. Örneğin: دَعَوْتُ ابْنِي زَيْدًا : Oğluma Zeyd ismini verdim.

Yüce Allah Hz. Muhammed’i yüceltmeyi/ona değer vermeyi teşvik ederek şöyle buyurmaktadır: لاَ تَجْعَلُوا دُعَاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا : Elçinin çağırmasını, aranızda herhangi birinizin diğerini çağırmasıyla bir tutmayın (24/Nûr 63). Bu, “Ya Muhammed”, diyenlere yönelik bir uyarıdır. دَعَوْتَهُ : Ondan bir şey istedin; ondan yardım talep ettin. Şu âyetler bu anlamdadır: قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ : “Bizim için Rabbine dua et” dediler (2/Bakara 68); yani “O’na sor” dediler. قُلْ أَرَأَيْتُكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللّهِ تَدْعُونَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ * بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ : De ki: “Bir düşünün bakalım! Allah’ın azabı yakanıza yapışsa yahut o saat gelip çatsa, Allah’tan başkasına mı yakarırsınız? Doğru sözlü iseniz söyleyin!” * Hayır, yalnız O’na yakarırsanız (6/En’âm 40-41). Bu âyet, başınıza bir sıkıntı geldiğinde sadece Allah’tan yardım isteyeceğinize işaret etmektedir.

وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا : O’na korku ve umutla yalvarın (7/A’râf 56); وَادْعُوا شُهَدَاءكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ : Allah dışındaki destekçilerinizi/tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz (2/Bakara 23); وَإِذَا مَسَّ اْلإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا إِلَيْهِ : İnsana bir zarar/zorluk dokununca, Rabbine yönelerek O’na dua eder (39/Zümer 8); وَإِذَا مَسَّ الإِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا : İnsanın başına bir sıkıntı gelince yan yatarken de, oturup kalkarken de Bize yalvarıp yakarır (10/Yûnus 12); وَلاَ تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَنْفَعُكَ وَلاَ يَضُرُّكَ : Allah’tan başka; sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! (10/Yûnus 106); لاَ تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيراً : Bugün bir yok oluş değil, birçok yok oluş isteyin (25/Furkân 14). Bu da kişinin; يَا لَهْفَاهُ وَيَا حَسْرَتَاهُ ve benzeri üzüntü ifâde eden sözler söylemesidir. Âyet; “Çok fazla üzülürsünüz” anlamını ifâde eder.

اُدْعُ لَنَا رَبَّكَ Bizim için Rabbine dua et (2/Bakara 68); yani O’na sor. Bir şeye çağırmak, ona yönelmeye teşvik etmektir: قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ : (Yûsuf) dedi. “Rabbim! Zından benim için bunların beni çağırdığı şeyden daha sevimlidir” (12/Yûsuf 33); وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ : Allah, esenlik yurduna çağırır (10/Yûnus 25); وَيَا قَوْمِ مَا لِي أَدْعُوكُمْ إِلَى النَّجَاةِ وَتَدْعُونَنِي إِلَى النَّارِ * تَدْعُونَنِي ِلاَكْفُرَ بِاللَّهِ وَأُشْرِكَ بِهِ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ : Ey kavmim, neden ben sizi kurtuluşa çağırdığım hâlde siz beni ateşe çağırıyorsunuz? * Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri ona ortak koşmaya davet ediyorsunuz (40/Mü’min 41-42); لاَ جَرَمَ أَنَّمَا تَدْعُونَنِي إِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلاَ فِي الاَخِرَةِ Kuşku yok ki, beni kendisine çağırdığınız şeyin ne dünyada ne de âhirette bir daveti yoktur (40/Mü’min 43); yani yüksek bir makam ve değerleri yoktur.

دِعْوَة : Soy iddiasında bulunma anlamına tahsis edilmiştir. Kök anlamı ise, insanın üzerinde olduğu hâldir. Tıpkı قِعْدَة ve جِلْسَة kelimeleri gibi.

Arapların; “ دَعْ دَاعِيَ اللَّبَنِ .” sözü, “Sütü kendisine çeken bir kalıntı bırak” anlamındadır. [Ebû Ubeyde bu hadisi şöyle yorumlamaktadır: Memede biraz süt bırak; hepsini sağma. Zira sağıcının bıraktığı süt, geride kalanı çağırıp onu da indirir. Fakat sağıcı memeyi tamamıyla sağarsa (sonraki sağmalarda) süt yavaşlar/azalır.]

اِدِّعَاء : Kişinin bir şeyin kendisine ait olduğunu iddia etmesidir. Savaşta ise kişinin kendini tanıtmasıdır. Allah buyurur ki: وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ * نُزُلاً : Orada davet ettiğiniz her şey vardır * Bir ağırlama olarak (41/Fussilet 31-32); yani talep ettiğiniz her şey vardır. دَعْوَى, اِدِّعَاء anlamına gelir: فَمَا كَانَ دَعْوَاهُمْ إِذْ جَاءهُمْ بَأْسُنَا إِلاَّ أَنْ قَالُوا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ : Azabımız onlara geldiğinde “Biz gerçekten zalimlermişiz!” demelerinden başka iddiaları kalmadı (7/A’râf 5) . Ayrıca دَعْوَى, دُعَاء anlamına da gelir: وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ : Onların dualarının sonu şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur (10/Yûnus 10).

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →