ز ك و (ZKW)
Z-k-v
İnsanların, Yüce Allah’ın hakkından fakirlere verdikleri malın adı olan zekât da bu anlamdan gelmektedir. Zekâta bu ismin verilmesi, ondan dolayı umulan bereketten veya nefsin arındırılmasından; yani nefsin hayır ve bereketlerle olgunlaşmasından dolayıdır. Ya da bu her ikisinden dolayı bu ismi almıştır. Çünkü söz konusu olan bu her iki hayır da zekâtta vardır.
Yüce Allah şu âyette zekâtı namazla birlikte zikretmiştir: وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ : Namazı kılın, zekâtı verin (2/Bakara 43). İnsan, nefis tezkiyesi ve temizliğiyle dünyada övülmeye değer nitelikleri ve âhirette de ecir ve mükâfatı hak edecek duruma gelir. Bu da insanın, kendisini arındıracak şeyleri yapmayı amaç edinmesiyle olur.
Bu eylem kimi zaman insana nispet edilir; çünkü onu kesbeden/elde eden insandır: قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا : Benliği arındıran gerçekten kurtulmuştur (91/Şems 9). Kimi zaman da Yüce Allah’a nispet edilir; çünkü bu işin gerçek fâili O’dur: بَلِ اللّهُ يُزَكِّي مَنْ يَشَاء : Hayır, Allah dilediğini aklar (4/Nisâ 49).
Kimi zaman da Peygamber’e nispet edilir; çünkü Peygamber, insanları arındıracak şeyleri onlara ulaştırma konusunda vasıtadır: خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا : Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al (9/Tevbe 103); أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ : Size aranızdan bir Resûl göndermişiz; size âyetlerimizi okuyor, sizi arıtıyor (2/Bakara 151).
Kimi zaman da arınmanın âleti olan ibâdete nispet edilir: وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكَاةً : Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik (19/Meryem 13). قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلامًا زَكِيًّا : Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi (19/Meryem 19); yani yaradılıştan arındırılmış. Bu da zikrettiğimiz gibi seçme yoluyladır. Şöyle ki, Yüce Allah, bazı kullarını, eğitim ve öğretimle değil, ilâhî tevfikle bilgi sahibi ve temiz karakterli yapar. Bütün nebi ve Resûller böyledir. Âyette Hz. İsa’nın arındırılmış olarak nitelendirilmesi, o zamanki durumuyla değil, gelecekteki durumuyla da alâkalı olabilir. Yani daha sonra arındırılacak demektir.
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ : Onlar zekâtı ifa ederler (23/Mü’minûn 4). Yani yaptıkları ibâdetleri, Allah’ın kendilerini arındırması veya kendi nefislerini arındırmaları için yapmaktadırlar. Bu her iki anlam da aynıdır. Âyette geçen لِلزَّكَاةِ kelimesi, فَاعِلُون ’nin mef’ûlu değil, ondaki ( لِ ) edatı illet ve amaç ifâde eder. İnsanın kendi nefsini tezkiye etmesi iki kısma ayrılır:
Biri fiille yapılan tezkiyedir. Bu tür tezkiye övülmekte ve şu âyetlerde kesdedilen de odur: قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا : Benliği arındıran gerçekten kurtulmuştur (91/Şems 9); قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكَّى : Benliğini arındıran, kurtuluşa gerçekten ermiştir (87/A’lâ 14).
Diğeri sözle yapılan tezkiyedir: Âdil birinin başkasını tezkiye etmesi gibi. Fakat insanın kendi kendini tezkiye etmesi, yerilen bir şeydir. Nitekim Yüce Allah bundan nehyetmektedir: فَلا تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ : Nefislerinizi temize çıkarmayın (53/Necm 32). Yüce Allah’ın bunu menetmesi, terbiye etmeye matuftur. Çünkü insanın kendi şahsını övmesi hem aklen, hem şer’an çirkin bir şeydir. Nitekim bir hakîm/bilge, kendisine; “Gerçek olsa bile çirkin şey nedir?” diye sorulan soruya, “Kişinin kendi kendini övmesidir” diye cevap vermiştir.