Sözlük

ز ا ل (ZÊL)

زَالَ الشَّيْءُ يَزُولُ زَوَالاً : Şey, meylederek yolundan ayrıldı. أَزَلْتُهُ وَزَوَّلْتُهُ /Onu yolundan/yerinden çıkardım, denir. Allah buyurur ki: إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَنْ تَزُولا وَلَئِن زَالَتَا إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍ مِنْ بَعْدِهِ : Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor; eğer yok oluverseler, O’ndan başka kimse tutamaz onları (35/Fâtır 41); وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ : Plânları dağları yerinden oynatacak kadar olsa bile (14/İbrahim 46).
زَوَال kelimesi, daha önce sabit olan bir şey ile ilgili kullanılır. Eğer, “Araplar; زَوَالُ الشَّمْسِ /Güneşin zevali, demektedirler, oysa güneşin hiçbir şekilde sabit kalmadığı bilinmektedir.” diye söylenecek olursa, şöyle cevap verilir: Araplar, öğlen vaktinde güneşin göğün ortasında durduğuna inandıklarından dolayı bu sözü söylerler. Bunun için onlar, قَامَ قَائِمُ الظَّهِيرَةِ ve صَامَ النَّهَارُ /Güneş gün ortasında durdu, derler. زَالَهُ يَزِيلُهُ زَيْلاً /Onu giderdi, gideriyor, denir. Şair şöyle der:
زَالَ زَوَالَهَا -217
217- Onun zevalini bertaraf etti.
Yani, Allah onun hareketini giderdi.
زَوَال : Hareket/idare etmek anlamındadır. Kimisine göre bu ifâde şu söze benzer: أَسْكَتَ اللهُ نَأْمَتَهُ : Allah onun sesini sustursun! Şair de şöyle der:
إِذَا مَا رَأَتْنَا زَالَ مِنْهَا زَوِيلُهَا -218
218- Bizi gördüğünde, onun sesi kesiliverdi.
زَالَ fiilinin muteaddî olmadığını söyleyenlere göre, (yukarıdaki şiirde geçen) زَوَالَهَا kelimesi mef’ûlü mutlak olmak üzere mansuptur. لَوْتَزَيَّلُوا : Eğer birbirinden ayrılmış olsalardı (48/Fetih 25). تَزَيَّلُوا, تَفَرَّقُوا /ayrıldılar anlamındadır. فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ : Aralarını ayırmışızdır (10/Yûnus 28).
زِلْتُ fiilinin muteaddî olduğunu söyleyenlere göre âyetteki زَيَّلْنَا fiili teksire/çokluğa delâlet eder. Tıpkı مِزْتُهُ /onu ayırdım ve مَيَّزْتُهُ /onu çok fazla ayırdım, fiilleri gibi.
مَا زَالَ وَلاَ يَزَالُ (Hâlâ, hâlen), formları ibare/ifâde ile ilgilidirler. İsmi ref’ haberi nasb etme konusunda da كَانَ fiili gibi amel ederler.
Bu kelimenin aslı, ya’lıdır; çünkü Araplar زَيَّلْتُ derler. Anlamı مَا بَرِحْتُ sözüyle aynıdır.
Bu anlamda Allah buyurur ki: وَلاَ يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ : Birbiriyle tartışmaya devam edeceklerdir (11/Hûd 118); لاَ يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِي بَنَوْا رِيبَةً فِي قُلُوبِهِمْ إِلاَّ أَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ : Kurdukları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerinde bir kuşku olmaya devam edecektir (9/Tevbe 110); وَلاَ يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ : Yaptıkları işler yüzünden inkâr edenlerin başlarına âni bir belâ gelmeye devam edecek (13/Ra’d 31); فَمَا زِلْتُمْ فِي شَكٍّ مِمَّا جَاءكُمْ بِهِ : Onun getirdiklerinden de kuşkulanıp duruyordunuz (40/Mü’min 34).
مَا كَانَ زَيْدٌ إِلاَّ مُنْطَلِقًا /Zeyd hep serbest idi, denildiği gibi, مَا زَالَ زَيْدٌ إِلاَّ مُنْطَلِقًا denilemez. Çünkü زال fiili, sebatın zıddı olup nefiy/olumsuzluk anlamını içerir, ( ما ) ve ( لا ) edatları da olumsuzluğu ifâde ederler. İki olumsuz bir araya geldiğinde de olumlu anlamına gelirler. Dolayısıyla olumlu olma açısından مَا زَالَ sözü, كَانَ gibidir. كَانَ زَيْدٌ إِلاَّ مُنْطَلِقًا , denemeyeceği gibi, مَا زَالَ زَيْدٌ إِلاَّ مُنْطَلِقًا de denilemez.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →