Sözlük

م ث ل (MS̃L)

M-s-l

مُثُول kelimesinin asıl anlamı, dikilmek, ayağa kalkmak demektir.

مُمَثَّل ise, başkası örnek alınarak düşünülen veya yapılan şey demektir.

Bu anlamda مَثُلَ الشَّيْءُ dikildi ve şekillendi denilir.

Yine bu manada Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurur: مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَمْثُلَ لَهُ الرِّجَالُ فَلْيَتَبَؤَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ İnsanların kendisi için ayakta dikilip durmasından hoşlanan kişi cehennemdeki yerine hazırlansın.

تِمْثَال kelimesi, şekil verilen şey heykel veya büst, demektir.

تَمَثَّلَ كَذَا Bir şeyin kılığına girmek, bir şeyi delil getirmek, bir şeyi düşündü, hayal etti, aklından geçirmek manasına gelir.

Bu anlamda Allah buyurur ki:  َتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِيّاً ona tam bir insan olarak göründü (19/Meryem 17).

مَثَل kelimesi, darbı mesel, örnek, atasözü diye aralarında benzerlik bulunan iki şeyden birinin diğeri için kullanılması demektir. Şu söz gibi: اَلصَّيْفَ ضَيَّعْتِ الَّلبَنَ Yaz geldi, süt bitti. Bu söz, أََهْمَلْتَ وَقْتَ اْلإِمْكَانِ أَمْرَكَ imkân varken işini ihmal ettin, sözüne benzer.

Yüce Allah’ın getirdiği meseller de bu tarzdadır. وَتِلْكَ اْلأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz (59/Haşr 21). Diğer bir âyette de şöyle buyurur: وَمَا يَعْقِلُهَا إِلاَّ الْعَالِمُونَ onları ancak bilenler anlayabilir (29/Ankebût 43).

مَثَل kelimesi, iki şekilde kullanılır:

Birincisi: Benzer, denk, aynı cinsten olan şey demektir. Bu tıpkı شِبْه ve شَبَه ile نِقْض ve نَقَض gibi. Bazıları ise bu kelime ile, bir şeyin özellikleri ifâde edilir, demişlerdir. Yüce Allah’ın şu sözü gibi: مَثََلُ اْلجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ Allah’a karşı gelmekten sakınanlara vadedilen cennetin misali (13/Ra’d 35).

İkincisi: Bir şeyin herhangi bir manada diğerine benzemesini ifâde etmesi. Bu kelime, herhangi bir şekilde benzerlik manasını ifâde etmek için kullanılan sözcüklerin en genel olanıdır. Çünkü benzerlik ifâde eden نِدّ kelimesi, sadece özde, شِبْه kelimesi ise sadece nitelikte, مُسَاوِي kelimesi sadece nicelikte, شَكْل kelimesi, sadece değer ve yüzeydeki benzerlik için kullanılırken, مِثْل kelimesi ise daha geneldir ve tüm bu anlamlara gelmektedir. Bunun için Yüce Allah kendine benzerliği her yönden nefyetmek için özellikle مِثْل kelimesini kullanmış ve şöyle buyurmuş: لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ O’nun benzeri hiçbir şey yoktur (42/Şûrâ 11).

Bu âyette, كَافْ harfi ve مِثْل kelimesinin birlikte kullanılması, olumsuzluğu pekiştirmek ve yüce Allah hakkında bu ikisinin de kullanılamayacağını uyarmak için olduğu söylenmiştir. لََيْسَ kelimesi ile ikisi de olumsuzlaştırılmıştır. Bazıları buradaki مِثْل kelimesi sıfat manasınadır, demişlerdir. Yani, onun sıfatının benzeri bir sıfat yoktur. Her ne kadar Yüce Allah insanlarda bulunan sıfatlarla sıfatnıyorsa da bu sıfatlar Allah için insanlarda kullanılanlar gibi değiller.

Yüce Allah şöyle buyur: لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُون بِالآخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ وَلِلّهِ الْمَثَلُ الأَعْلَىَ Âhirete inanmayanlar kötülük misalidirler. En üstün misali ise, Allah’ındır (16/Nahl 60). Yani, onlar için kötü sıfatlar, Allah için ise yüce sıfatlar vardır. Yüce Allah, فَلاَ تَضْرِبُوا لِلّهِ اْلأَمْثَالَ Allah’a benzerler yakıştırmayın (16/Nahl 74) sözü ile sıfatlar uydurmayı yasaklamıştır.

Onun için Yüce Allah, kendisi için bazen örnekler verebileceğini bizim bu konuda ona uyamayacağımızı bildiğinden şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz (16/Nahl 74) Sonra kendisi için bir örnek vermiştir: ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً عَبْداً مَمْلُوكاً Allah başkasının malı olan bir köle kimseyi misal gösterir (16/Nahl 75).

Burada, yüce Allah’ı izin verdikleri dışında insanlar için kullanılan sıfatlarla sıfatlandırmanın caiz olmadığı vurgulanıyor.

Allah buyurur ki: مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآَيَاتِ اللَّهِ Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların misali (durumu), kitaplar taşıyan eşeğin misali gibidir; Allah’ın âyetlerini yalanlayanların misali ne kötüdür (62/Cuma 5). Yani onlar, Tevrat’ın içerdiği gerçekleri bilmeme hususunda sırtındaki kitap yükünden habersiz olan merkepler gibidirler.

Allah buyurur ki: وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَمَثَلُه كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْه يَلْهَث َ Fakat o, hevesine uydu. Onun misali, üstüne varsan da, kendi hâline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir (7/Araf 176). Yüce Allah onun ihtiras peşine takılmasını ve ondan ayrılmamasını her hâlükârda soluyan köpeğe benzetmiştir.

Allah buyurur ki: مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler (2/Bakara 17). Bu âyette Yüce Allah’ın kendisine bir miktar bilgi ve hidâyet verip de onda onu ebedi nimetlere ulaşmak için bir araç yapamayan kişi, karanlıkta ateş yakana benzetilmiştir. O kişi, ateş yanmaya başlayınca onu değerlendirmez, zayi eder tekrar geri karanlığa düşer.

Allah buyurur ki: وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاء وَنِدَاء inkâr edenlerin misali, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir (2/Bakara171). Bu âyette kendisine çağrı yapılan davara benzetilmiştir. Kelimeler değil, mana karşılaştırılmıştır. Cümlenin açılımı şöyledir: Kâfirlerin çobanı ve kendileri çoban, çağırtı ve bağırtıdan başka bir şey duymayan davarların kendileri gibidir.

Bu manada yüce Allah şöyle buyur: مَثََلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِئَةُ حَبَّةٍ Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin misali, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir (2/Bakara261).

Bu anlamda Allah buyurur ki: مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هِـذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ Bu dünya hayatında sarfettiklerinin misali/durumu, soğuk bir rüzgârın durumu gibidir (3/Âl-i İmrân 117).

Buna benzer âyetler pek çoktur.

مِثََال kelimesi, iki benzerin birbiriyle karşılaştırılması veya bir şeyin yapılan bir işte örnek olarak konulması demektir.

مُثْلَة : Sözcüğü, birinin başına gelen ve başkasını caydırmak için örnek olarak verilen felaket demektir. Bu kelime ibret için verilen ceza anlamına gelen نَكَال (ceza) sözcüğü gibidir. Çoğulu, مُثُلاَت, مَثُلاَت olarak gelir. مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُُلاَتُ onlardan önce nice ibret alınacak cezalar (13/Rad 6). Bu âyetin الْمَثُُلاَتُ kelimesi ثَاء sâ harfinin sükunu ile مَثْلاَتُ şeklinde okuyanlar da vardır. Bu tıpkı عَضُد (güç, destek) ve عَضْد (yardım, destek) kelimeleri gibi.

Bu anlamda قَدْ أَمْثَلَ السُّلْطَانُ فُلاَنًا sultan falanı ibret için cezalandırdı denir.

اَلأَمْثَل kelimesi, daha iyiye benzeyen ve hayra yakın olan için kullanılır.

أَمَاثِلُ اْلقَوْمِ deyimi, milletin en iyisi, en seçkini için kullanılır.

Bu anlamda Allah buyurur ki: نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِنْ لَبِثْتُمْ إِلاَّ يَوْمًا Aralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: Ancak bir gün kaldınız, diyecektir (20/Tâhâ 104).

Allah buyurur ki: وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar (20/Tâhâ 63), yani, en üstün olan demektir. Burada geçen مُثْلَى kelimesi اَلأَمْثَل ‘in müennes olanıdır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →