Sözlük

ذ و ق (Z̃WG)

Z-v-k

ذَوْق : Ağızda tadın olmasıdır. Bu kelime, kök itibariyle fazla değil, az yenen şeyler için kullanılır. Zira fazla yenen şeye أَكْل denir. Kur’ân’da azap konusunda ذَوْق sözcüğü tercih edilmiştir. Bu kelime örf bakımından her ne kadar az yenen şeyler için ise de, çok yenen şeyler için de kullanılabilir. Özellikle bu kelimenin zikredilmesi, bu her iki anlamı da kapsaması içindir. Fakat onun azap konusunda kullanılması daha fazladır:

لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ : Azâbı tadsınlar diye (4/Nisâ 56); وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ : Onlara: “Yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadıverin.” denir (32/Secde 20); فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ : İnkârınızdan dolayı azâbı tadın! (8/Enfâl 35); ذُقْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ : Tat bakalım! Hani sen onurluydun, seçkindin (44/Duhân 49); إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ : Siz elbette acı azabı tadacaksınız (37/Sâffât 38); ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ : İşte siz şimdi tadın onu (8/Enfâl 14); وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ : Mutlaka onlara o büyük azâbdan ayrı olarak, daha yakın azâbı da tattıracağız (32/Secde 21).

Bu kelime, rahmet konusunda da kullanılmaktadır. Örneğin şu âyetlerde olduğu gibi: وَلَئِنْ أَذَقْنَا الإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً : İnsana kendimizden bir rahmet tattırsak (11/Hûd 9); وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاء بَعْدَ ضَرَّاء مَسَّتْهُ : Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırsak (11/Hûd 9). Ayrıca denemek anlamına da gelir: أَذَقْتُهُ كَذَا فَذَاقَ : Onu sınadım, o da sınandı; فُلاَنٌ ذَاقَ كَذَا وَأَنَا أَكَلْتُهُ : Falan kişi şunu denedi; ben de onu, ondan daha fazla denedim.

Şu âyette, tattırma ve elbisenin birlikte zikredilmesi, bununla deneme ve sınama kastedildiği içindir: فَأَذَاقَهَا اللهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ : Allah onlara açlık ve korku elbisesi tattırdı (16/Nahl 112). Yani Allah, onları açlık ve korkuyu fiilen yaşayacak duruma soktu. Bazılarına göre bu âyette iki söz takdir edilir; sanki şöyle denmiştir: Allah onlara açlık ve korkuyu tattırdı ve onlara bu ikisinin elbisesini giydirdi.

Bu kelime şu âyette rahmet konusunda gelmiş, karşısında da isabet sözcüğü kullanılmıştır: وَإِنَّا إِذَا أَذَقْنَا اْلإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَإِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ فَإِنَّ الْإِنسَانَ كَفُورٌ : Biz insana, bizden bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlerden dolayı başlarına bir kötülük isabet ederse, insan hemen nankör olur (42/Şûrâ 48). Bu âyet, insanın kendisine verilen en ufak bir nimetle fazla sevinip şımardığına dikkat çekmekte ve şu ilâhi söze de işaret etmektedir: كَلا إِنَّ اْلإِنْسَانَ لَيَطْغَى * أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى : Gerçek şu ki insan azar; ne zaman kendini yeterli görürse (96/Alak 6-7).

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →