ذ ل ل (Z̃LL)
Z-l-l
ذُلّ ve قُلّ denildiği gibi, ذِلَّة ve قِلَّة de denir. Allah buyurur ki: تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ : Kendilerini bir alçaklık saracak (70/Meâric 44); وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ : Onlara alçaklık, yoksulluk damgası vuruldu (2/Bakara 61); سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَذِلَّةٌ فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا : Onlar, Rab’lerinden bir gazaba ve dünya hayatında bir alçaklığa uğrayacaklardır (7/A’râf 152).
ذَلَّتِ الدَّابَةُ بَعْدَ شِمَاسٍ ذِلاًّ : Hayvan huysuzluktan sonra uysallaştı. هِيَ ذَلُولٌ : Yani o, serkeş/çetin değildir. Allah buyurur ki: إِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَ ذَلُولٌ تُثِيرُ اْلأَرْضَ : O, boyunduruk altında ezilmemiş bir inektir. Yeri sürmez (2/Bakara 71) Eğer insan kendi kendini aşağılıyorsa bu övülmeye değer bir şeydir: Şu âyet bu anlamdadır: أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ : Mü’minlere karşı boynu büküktürler (5/Mâide 54).
Bu kelimenin geçtiği diğer bazı âyetler şunlardır: وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ : Andolsun, ezik olduğunuz bir sırada Allah size Bedir’de yardım etmişti (3/Âl-i İmran 123); فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاً : Boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul (16/Nahl 69); yani serkeşlik etmeksizin itâat ederek. وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا : Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve meyveleri de aşağı eğdirilmiştir (76/İnsan 14); yani onların koparılması kolaylaştırılmıştır. Denilir ki; اَلْأُمُورُ تَجْرِي عَلَى أَذْلاَلِهَا : İşler kendi yolunda gider.