(91-92) De ki: "Bana ancak, bu beldenin (Mekke'nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur'an'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."

اِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَاَنْ اَتْلُوَ۬ا الْقُرْاٰنَۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُنْذِرِينَ

innemā umirtu en eǎ'bude rabbe hāƶihi l-beldeti elleƶī Harramehā ve le hu kullu şey'in ve umirtu en ekūne mine l-muslimīne / ve en etluve l-ḳurāne fe meni htedā fe innemā yehtedī li nefsihi ve men Delle fe ḳul innemā enā mine l-munƶirīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِنَّمَٓاinnemāelbette
2اُمِرْتُumirtuا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakben emrolundum
3اَنْen
4اَعْبُدَeǎ'budeع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmeksadece kulluk etmekle
5رَبَّrabbeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbine
6هٰذِهِhāƶihibu
7الْبَلْدَةِl-beldetiب ل دŞehir, kent, ülke, memleket, yurt, toprak, bölge, diyar, yöre, kasaba, vilayetkentin
8الَّذِيelleƶīO
9حَرَّمَهَاHarramehāح ر مYasaklamak, engellemek, önlemek, yasadışı ilan etmek veya yapmak, mahrum bırakmak, kutsal/dokunulmaz/saygı veya hürmet veya onura layık olmak, bir şeyi reddetmek veya inkar etmek, birini umutsuzluğa sürüklemek, refahtan mahrum bırakmak, talihsiz kılmak, inatla ısrar etmek, tartışma veya davada veya çekişmede ısrar etmek, asi veya inatçı olmak, bir şeyi sıkıca bağlamak, bir şeyden uzak durmak, kumar oyununda bahis veya iddia için yarışmada birini yenmek, yasaklama durumunda olmak, kendini korumak veya savunmak.burayı saygıdeğer kıldı
10وَلَهُve le huve onlar
11كُلُّkulluك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
12شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişşey
13وَاُمِرْتُve umirtuا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakve bana emredildi
14اَنْen
15اَكُونَekūneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolmam
16مِنَmine-dan
17الْمُسْلِمِينَl-muslimīneس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmakmüslümanlar-
1وَاَنْve enve (emredildi)
2اَتْلُوَ۬اetluveت ل وTakip etmek, arkasından yürümek, taklit etmek, peşinden gitmek, ardışık. Okumak, ezberden okumak, dikkatle incelemek, prova yapmak, beyan etmek, derin düşünmek.okumam
3الْقُرْاٰنَۚl-ḳurāneق ر اOkumak; derlemek, biriktirmek, yığmak, biriktirip dağıtmak; anlatmak, açıklamak, izah etmek, nakletmek; araştırmak, soruşturmak, incelemek. Türkçe’ye girmiş türevler : kari, kuran, kıraat, kıraathaneKur'an
4فَمَنِfe menişimdi kim
5اهْتَدٰىhtedāه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.yola gelirse
6فَاِنَّمَاfe innemāelbette
7يَهْتَدِيyehtedīه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.yola gelmiş olur
8لِنَفْسِهِli nefsihiن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunankendi yararına
9وَمَنْve menve kim
10ضَلَّDelleض ل لYanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş.saparsa
11فَقُلْfe ḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
12اِنَّمَٓاinnemāelbette
13اَنَا۬enāben
14مِنَmine
15الْمُنْذِرِينَl-munƶirīneن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.ancak uyarıcılardanım

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve Kur'ân okumam emredildi. Artık kim doğru yolu bulursa faydası kendisine âit ve kim saparsa artık de ki: Ben ancak korkutanlardanım.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve Kurʼân okumam emredildi. Artık kim doğru yolu bulursa faydası kendisine âit ve kim saparsa artık de ki: Ben ancak korkutanlardanım.

Adem Uğur

Ve Kur'an'ı okumam (emredildi). Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyarıcılardanım.

Ahmed Hulusi

"Kuran'ı bildirmekle de!". . . Artık kim hakikati kabul ederse, nefsinde hakikati yaşamak için bu yolda yürümüş olur. . . Kim de saparsa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım!"

Ahmet Tekin

'İnsanlara Kur’ân’ı okuyarak, tebliğ etmem, onları davet ve irşad etmem emrolundu.' Artık kim hak yolu tercih eder, İslâm’da sebat ederse, kendi iyiliği, kurtuluşu için hak yola girmiş, İslâmî hayatı yaşamış olur. Kim de başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşır, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederse, ona: 'Ben sadece sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcılardanım' diye bildir.

Ahmet Varol

Kur'an'ı okumakla da (emrolundum).' Artık kim hidayete ererse kendi için hidayete erer. Kim de sapıtırsa de ki: 'Ben sadece uyarıcılardanım.'

Ali Bulaç

"Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım."

Ali Fikri Yavuz

Kur’an okumamla da emr edildim. (Bu hususta bana) kim uyarsa, ancak kendi menfaatı için uyup iman eder. Kim de ayrılır küfrederse, de ki: “- Ben ancak cehennem azabından korkutanlardanım (vazifem yalnız tebliğ etmektir).”

Ali Rıza Safa

"Bir de Kur'an'ı okumak!" Artık, kim doğru yolu bulursa, yalnızca kendisi için doğru yolu bulmuş olur. Kim de saparsa, de ki: "Aslında, ben, yalnızca uyarıcılardan birisiyim!"

Bayraktar Bayraklı

- De ki: "Ben, yalnızca her şeyin sahibi olan bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmak ve Kur'an okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur; kim sapıtırsa, ona de ki: "Ben, sadece uyaranlardan biriyim."

Bekir Sadak

(91-92) De ki: «Ben, yalniz her seyin sahibi olan ve bu kutlu kilinmis sehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Muslumanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum.» Kim dogru yolu bulmussa, yalniz kendisi icin bulmus olur, kim sapitmissa kendine etmis olur. De ki: «Ben sadece, uyaranlardan biriyim.»

Celal Yıldırım

Ben ancak hürmete lâyık gördüğü bu şehrin (Mekke'nin) Rabbına ibâdetle emrolundum. Her şey O'na aittir ve ben Müslümanlardan olmakla, Kur'ân okumakla da emrolundum. Artık kim doğru yolu bulup seçerse, o ancak kendi lehine bulmuş olur; kim de sapıtırsa, de ki: Ben ancak (kötü ve tehlikeli sonucu haber veren) uyarıcılardanım.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(91-92) De ki: “Bana, dokunulmaz kıldığı bu şehrin rabbine, yalnız O’na kulluk etmem emredildi; zaten her şey O’na aittir. Bir de bana müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola gelirse yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım.”

Diyanet İşleri

(91-92) De ki: "Bana ancak, bu beldenin (Mekke'nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur'an'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."

Diyanet İşleri (eski)

(91-92) De ki: 'Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum.' Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: 'Ben sadece, uyaranlardan biriyim.'

Diyanet Vakfi

(91-92) (De ki:) Ben ancak, bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine -ki O burayı dokunulmaz kılmıştır- kulluk etmekle emrolundum. Her şey de zaten O'na aittir. Bana müslümanlardan olmam ve Kur'an okumam emredildi. Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyarıcılardanım.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

«Ve Kur'ân'ı okumam emredildi.» Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: «Ben sadece uyarıcılardanım.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bir de Kuran okuyayım diye emrolundum. Her kim doğru yolu kabul ederse, yalnızca kendi yararına kabul etmiş olur. Kim de sapar giderse de ki: "Ben, yalnızca tehlikeyi haber verenlerdenim."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Kur'an okuyayım, bunun üzerine her kim hidayeti kabul ederse sırf kendi lehine eder, kim de sapa giderse de ki: ben sade tehlükeyi haber verenlerdenim

Erhan Aktaş

Ve Kur'an okumakla. Her kim doğru yola yönelirse, kendisi için yönelmiş olur. Ve sapkın yolu seçenlere: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım." de.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve Kur'an okumakla. Her kim doğru yola yönelirse, kendisi için yönelmiş olur. Ve sapkın yolu seçenlere: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım." de.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve Kur'an okumakla. Her kim doğru yola yönelirse, kendisi için yönelmiş olur. Ve sapkın yolu seçenlere: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım." de.

Fizilal-il Kuran

Bana bir de Kur'an okumam emredildi. Kim doğru yola gelirse kendi iyiliği için doğru yola gelmiş olur. Kim eğri yola saparsa de ki; ben sadece bir uyarıcıyım.

Gültekin Onan

"Ve Kuran'ı okumam da (buyruldu). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir, kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım."

Hamdi Döndüren

“Ve Kur’an okumam emredildi.” Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur. Kim de saparsa, de ki: “Ben, sadece uyarıcılardanım.”

Hasan Basri Çantay

"Ve Kur'an okumamla (emr olundum). Kim doğru yolu bulursa o yolu kendi faidesine bulmuş olur. Kim de saparsa (ona) de ki: "Ben sadece fena hareketlerin korkunç aakıbetini haber verenlerdenim".

Hasib Asutay

Ve Kur'an'ı okumakla da (emr olundum). Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur. Kim de saparsa (ona) de ki: Ben sadece uyarıcılardanım.

Hayrat Neşriyat

(91-92) (Ey Resûlüm! De ki:) '(Ben) ancak, (Allah’ın) haram (ve emîn) kıldığı bu şehrin (Mekke’nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum; herşey ise O’nundur. Ve (ben)Müslümanlardan olmakla, hem (size) Kur’ân okumakla emrolundum.' O hâlde kim hidâyete gelirse, artık ancak kendisi için hidâyete gelmiş olur. Kim de dalâlete düşerse, o takdirde (onlara) de ki: 'Ben ancak (Allah’ın azâbını haber vermekle) korkutucu olanlardanım.'

İbni Kesir

Ve Kur'an okumakla da. Kim hidayete ererse; yalnız kendisi için ermiş olur. Kim de sapıtırsa; de ki: Ben, sadece uyaranlardanım.

Mehmet Okuyan

Kur’an’ı tilavetle (okuyup aktarmakla) da (emrolundum). Kim doğru yola gelirse yalnızca kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa (ona) de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım.”

Muhammed Esed

bir de, bu Kuran'ı (insanlara) okuyup ulaştırmakla." Bundan sonra artık kim ki, doğru yolu tutarsa, o yolu kendi iyiliği için tutmuş olacaktır; ve kim de yoldan saparsa, (böylelerine) de ki: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım!"

Mustafa İslamoğlu

Bir de bu Kur'an'ı (insanlara) okuyup iletmekle..." Bundan böyle kim doğru yola yönelirse, o kendisi için doğruyu bulmuş olur; kim de yoldan saparsa, o zaman de ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım."

Ömer Nasuhi Bilmen

«Ve emrolundum ki, Kur'an'ı tilâvet edeyim. İmdi her kim hidâyete ererse kendisi için hidâyete ermiş olur ve kim de dalâlete düşerse artık de ki: «Ben ancak azab-ı ilâhiyi haber verenlerdenim.»

Ömer Öngüt

“Ve ben Kur'an okumakla emrolundum. O halde kim hidayete ererse, ancak kendisi için ermiş olur. Kim de saparsa, de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım. ”

Suat Yıldırım

(91-92) De ki: Bana bu beldeyi muhterem ve mukaddes kılan ve her şey Kendisine ait olan Allah’a, yalnız O’na ibadet etmem emredildi. Keza bana Allah’a teslim olanların ilki olmam ve Kur’ân okumam da emredildi. Artık kim doğru yolu bulursa sırf kendisi için bulmuş olur. Kim de yoldan saparsa de ki: "Ben sadece uyarmakla görevli elçilerden biriyim."

Süleyman Ateş

"Ve Kur'an okumam (emredildi)." "İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."

Süleymaniye Vakfı

Bir de Kur'an'ı bağlantılarıyla birlikte okumam emredildi. Kim yola gelirse sadece kendisi için yola gelir. Kim de yoldan çıkarsa ona de ki: "Ben sadece uyarıda bulunanlardanım."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

"Bir de Kur'an'a uyma emri aldım." Yola gelen kendisi için gelir. Yoldan çıkan olursa ona de ki, "Ben sadece uyarıda bulunan bir kişiyim."

Şaban Piriş

Kur'an'a tabi olmakla da... Kim doğru yola yönelirse, ancak kendisi için yönelir. Kim de saparsa, de ki: -Ben ancak bir uyarıcıyım

Tefhim-ul Kuran

«Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim de sapacak olursa, sen de, de ki: «Ben yalnızca uyarıcı, korkutuculardanım.»

Ümit Şimşek

Bir de Kur'ân'ı okumam bana emredildi. Artık kim doğru yolu tutarsa kendisi için tutmuş olur. Kim de sapacak olursa, de ki: Ben ancak bir uyarıcıyım.

Yaşar Nuri Öztürk

"Ve Kur'an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: 'Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!"

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

və Quran oxuyum!” Kim doğru yolda olsa, yalnız özü üçün doğru yolda olmuş olar. Haqq yoldan azana isə belə de: “Mən ancaq xəbərdar edənlərdənəm!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Və mənə Qurʼan oxumaq (buyurulmuşdur)!″ Hər kəs doğru yolda olsa, yalnız özü (öz xeyri) üçün doğru yolda olmuş olar. Hər kəs doğru yoldan çıxsa, (ona) de: ″Mən yalnız (insanları Allahın əzabı ilə) qorxudan peyğəmbərlərdənəm!″ (Mənim vəzifəm ancaq dini təbliğ etməkdir. Həç kəsi iman gətirməyə məcbur edən deyiləm!)

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

und den Koran unablässig vorzutragen.ʺ Wer sich rechtleiten läßt, tut es für sich selbst, und wer irregeht, dem sagst du: ʺIch bin nur ein Warner!ʺ

Almanca — Der Edle Quran

und den Qurʹan zu verlesen. Wer sich nun rechtleiten läßt, der ist nur zu seinem eigenen Vorteil rechtgeleitet. Und wenn einer irregeht, dann sag: Ich gehöre ja nur zu den Überbringern von Warnungen.

Almanca — M. A. Rassoul

und den Quran zu verlesen.ʺ Wer also dem rechten Weg folgt, der folgt ihm nur zu seinem eigenen Besten; (wenn) einer irregeht, so sprich: ʺlch bin nur einer der Warner.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

und daß ich den Quran vortrage. Wer dann Rechtleitung findet, der findet Rechtleitung nur für sich selbst, und wer irregeht, dann sag: ʺIch bin nur von den Warnern!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"Also to recite the Quran to be meaningful to the people". Then he who is steered by the spirit of truth into all truth and Providence is his guide benefits his own soul and he who errs and strays from the path of righteousness, you just say to him O Muhammad: "I am only a spectacle and a warning."

Abdul Haleem

I am commanded to recite the Quran.’ Whoever chooses to follow the right path does so for his own good. Say to whoever deviates from it, ‘I am only here to warn.’

Abdullah Yusuf Ali

And to rehearse the Qur'an: and if any accept guidance, they do it for the good of their own souls, and if any stray, say: "I am only a Warner".

Abul A'la Maududi

and to recite the Qur'an." So, whosoever is guided, his guidance will be to his own good. As for those who stray, tell them: "I am none but a warner."

Aisha Bewley

and to recite the Qur’an. ’ Whoever is guided is only guided to his own good; if someone is misguided just say, ‘I am only a warner.’

Al-Hilali & Khan

And that I should recite the Qur’ân, then whosoever receives guidance, receives it for the good of his ownself; and whosoever goes astray, say (to him): "I am only one of the warners."

Ali Quli Qarai

and to recite the Qur’ān. ’ So whoever is guided is guided only for his own sake, and as for him who goes astray, say, ‘I am just one of the warners.’

Amatul Rahman Omar

`And to recite (to the people), and follow the Qur'ân; so one who (on listening to it) follows guidance, does it for his own good. And (tell him) who goes astray (from the straight path) that my mission is only to give warning.'

Arthur John Arberry

and to recite the Koran. So whosoever is guided, is only guided to his own gain; and whosoever goes astray, say: 'I am naught but a warner.

Bijan Moeinian

The one who accepts the guidance dose it for his own good. As to the one who prefers to stay lost, say: "I am only a Warner (the choice is yours)."

E. Henry Palmer

and to recite the Qur'an; and he who is guided he is only guided for himself; and he who errs, - say, 'I am only of those who warn!'

Edip-Layth

"That I recite the Quran." He who is guided is guided for himself, and to he who is misguided, say, "I am but one of the warners."

George Sale

and to rehearse the Koran: He who shall be directed thereby, will be directed to his own advantage; and to him who shall go astray, say, verily I am a warner only.

Hamid S. Aziz

(Say) I (Muhammad) am commanded to serve the Lord of this land (Mecca) which He has made sacred, and unto Whom belong all things. And I am commanded to be of those who Surrender (unto Him),

Mahmoud Ghali

And to recite the Qur'an. So whoever is guided, then surely he is guided for (the good) of his (own) self; and whoever errs away, then say, "Surely I am only one of the warners."

Marmaduke Pickthall

And to recite the Qur'an. And whoso goeth right, goeth right only for (the good of) his own soul; and as for him who goeth astray - (Unto him) say: Lo! I am only a warner.

Mohamed Ahmed - Samira

And to recite the Qur'an. " Whoever comes to guidance does so for himself; as for him who stays astray, tell him: "I am only a warner."

Muhammad Asad

and to convey this Qur’an [to the world]. " Whoever, therefore, chooses to follow the right path, follows it but for his own good; and if any wills to go astray, say [unto him]: "I am only a warner.

Mustafa Khattab

and to recite the Quran." Then whoever chooses to be guided, it is only for their own good. But whoever chooses to stray, say, ˹O Prophet,˺ "I am only a warner.”

Progressive Muslims

"And that I recite the Quran. " He who is guided is guided for himself, and to he who is misguided, Say: "I am but one of the warners."

Sahih International

And to recite the Qur'an. " And whoever is guided is only guided for [the benefit of] himself; and whoever strays - say, "I am only [one] of the warners."

Sam Gerrans

“And to recite the Qur’an.” And whoso is guided, he is but guided for himself; and whoso strays, then say thou: “I am only of the warners.”

Shabbir Ahmed

And to convey this Qur'an (to mankind). Whoever, therefore, goes right, goes right only for the good of his own "Self". And as for him who goes astray, say, "I am only a Warner!"

Syed Vickar Ahamed

And to recite (and rehearse) the Quran: And if any accept guidance, they do it for the good of their own souls, and if any wander away, say: I am only a Warner.

Taqi Usmani

and to recite the Qur’ān; so whoever takes the right path, takes it for his own benefit. As for the one who goes astray, say (to him), "I am only one of the warners."

The Monotheist Group

"And that I recite the Qur'an." He who is guided is guided for himself, and to he who is misguided, say: "I am but one of the warners."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

et de réciter le Coranʺ. Quiconque se guide, cʹest pour lui-même en effet quʹil se guide. Et quiconque sʹégare..., alors dis: ʺJe ne suis que lʹun des avertisseursʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ez hatime fermanberkirin ku ez Quranê bixwînim. Vêca kî were ser riya rast, ew ji bo xwe hatiye ser riya rast û kî ku ji rê bikeve, îcar jê re bibêje: Ez bes hişyarkerekî ji pêxemberên hişyarker im.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en de Koran voor te lezen. Wie zich dan de goede richting laat wijzen, die volgt het goede pad slechts in zijn eigen voordeel en als iemand dwaalt zeg dan: ʺIk behoor slechts tot de waarschuwers.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En den Koran te herinneren. Hij die daardoor zal worden geleid, zal tot zijn eigen voordeel worden gericht, en zeg tot hem die zich zal afwenden: Waarlijk, ik waarschuw slechts.

Hollandaca — Siregar

En de Koren voor te dragen. Hij die dan de Leiding volgt, volgt die voor zichzelf.ʺ En wie dan dwaalt, zeg dan (tot hen): ʺVoorwaar, ik behoor slechts tot de waarschuwers.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и читать Коран (людям)». А кто пойдет истинным путем [путем Аллаха], тот пойдет для себя [во благо себе], а кто заблудится [отклонится от Истины] – то скажи (о, Пророк): «Я – только из числа предостерегающих (о наказании Аллаха) увещевателей [я никого не наставляю на истинный путь]».

Rusça — Osmanov

и возвещать Коранʺ. Тот, кто идет прямой дорогой, идет на пользу себе. А тому, кто сошел [с прямого пути], скажи: ʺЯ - только увещевательʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och att förkunna Koranen.ʺ Den som vill låta sig ledas på rätt väg, vägleds till nytta för sig själv; men säg till den som vill gå vilse: ʺJag är bara en varnare!ʺ