غ و ر (ĞWR)
G-v-r
غَار /Mağara, dağda olur. Allah buyurur ki: إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ : O ikisi mağaradayken (9/Tevbe 40). غَارَان sözüyle ferç ve karından kinâye yapılır. Mekân için kullanılan مَغَار kelimesi, tıpkı غَوْر gibidir: لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَأً أَوْ مَغَارَاتٍ أَوْ مُدَّخَلًا لَوَلَّوْا إِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ : Eğer sığınılacak bir yer, yahut mağaralar veya bir delik bulsalardı; çabucak oraya yönelirlerdi (9/Tevbe 57).
غَارَتِ الشَّمْسُ غِيَارًا : Güneş battı. Şair şöyle der:
هَلِ الدَّهْرُ إِلاَّ لَيْلَةً وَنَهَارُهَا *** وَإِلاَّ طُلُوعُ الشَّمْسِ ثُمَّ غِيَارُهَا -345
345- Zaman, gece ve onun gündüzünden;
Güneşin doğup sonra batmasından başka nedir ki?
غَوَّرَ : Basık bir yere indi. أَغَارَ عَلَى الْعَدُوِّ إِغَارَةً وَغَارَةً : Düşmanın üzerine saldırdı. Allah buyurur ki: فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا : Sabahleyin akın edenlere (100/Âdiyât 3). Âyette kastedilenler atlardır.