غ ر ر (ĞRR)
G-r-r
غَرَّهُ كَذَا غُرُورًا : Falan şey onu kandırdı; sanki onu, kıvrımları üzerine katladı. Allah buyurur ki: يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ : Ey insan; keremi bol Rabbine karşı seni ne aldattı? (82/İnfitâr 6); لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِ : İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın! (3/Âl-i İmrân 196); وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا : Şeytanın kendilerine vaad ettikleri, aldatmaktan başka bir şey değildir (4/Nisâ 120); بَلْ إِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا إِلَّا غُرُورًا : Hayır, zulmetmekte olanlar, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar (35/Fâtır 40); يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا : Onlardan kimi, kimini aldatmak için cazip sözler fısıldarlar (6/En’âm 112); وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ : Dünya hayatı aldatıcı bir hazdan başka bir şey değildir (3/Âl-i İmrân 185); وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا : Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak (6/En’âm 70); وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُورًا : Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler: Allah ve Resûlü bize bir aldanıştan başka bir vaad yapmamış, diyorlardı (33/Ahzâb 12); وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ : Aldatıcı (şeytan) sizi Allah’ın bağışlamasına güvendirerek kandırmasın (31/Lokmân 33).
غَرُور : İnsanı kandıran mal, makam, şehvet ve şeytan gibi her şeydir. Bu kelime, şeytan diye tefsir edilmiştir; çünkü o, kandıranların en habisidir/kötüsüdür. Bu kelime, “dünya” diye de tefsir edilmiştir; çünkü onunla ilgili; اَلدُّنْيَا تَغُرُّ وَتَضُرُّ وَتَمُرُّ : Dünya kandırır, zarar verir ve geçip gider. denilmiştir.
غَرَر : Tehlike; غَرّ kökünden gelir. وَنُهِيَ عَنْ بَيْعِ الْغَرَرِ : Bey’-i garar’dan [tahakkuk edip etmeyeceği bilinmeyen akıbeti meçhul satıştan] men edildi. Güzel huyluya, aldatılabildiği için غَرِير denir. فُلاَنٌ أَدْبَرَ غَرِيرُهُ وَأَقْبَلَ هَرِيرُهُ : Falan kişinin güzel huyu gitti, kötü huyu geldi/ahlâkı bozuldu, denir.
Atın alnındaki beyazlık ve onunla meşhur olması nokta-i nazarından şöyle denir: فُلاَنٌ أَغَرُّ : Falan kişi, meşhur ve değerlidir. غُرَر : Ay başından itibaren ilk üç geceye denir; çünkü bunların aydaki konumları, tıpkı alındaki beyazlığın attaki konumu gibidir.
غِرَارُ السَّيْفِ : Kılıcın ağzı. غِرَار : Az süt. غَارَتِ النَّاقَةُ : Devenin sütü azaldı; fakat daha önce azalmayacağı zannediliyordu. Sanki deve sahibini kandırmış oldu.