Sözlük

غ ل ل (ĞLL)

G-l-l

غَلَل kelimesinin asıl anlamı, bir şeye zırh giydirmek ve onu ortalamaktır. Ağaçlar arasında akan suya غَلَل denmesi de bu anlamdandır. Ona غَيْل de denir. اِنْغَلَّ فِيمَا بَيْنَ الشَّجَرِ : Ağaçların arasına girdi. غُلّ ise kendisiyle bağlanılan ve organları ortasına alan şey anlamındadır. Çoğulu أَغْلاَل şeklinde gelir. غُلَّ فُلاَنٌ : Falan kişi onunla (kelepçeyle) bağlandı. Allah buyurur ki: خُذُوهُ فَغُلُّوهُ : Tutun onu, bağlayın onu (69/Hâkka 30); إِذِ الْأَغْلَالُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُ يُسْحَبُونَ : Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu hâlde sürükleneceklerdir (40/Mü’min 71).

Cimri kişiye; هُوَ مَغْلُولُ الْيَدِ : Eli kelepçelidir, denir. وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ : Omuzlarındaki ağır yükümlülükleri boyunlarındaki zincirleri kaldırır (7/A’râf 157); وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ : Elini boynuna bağlama (17/İsrâ 29); وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا : Yahudiler dediler ki: Allah’ın eli bağlıdır. Böyle dediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın, onlara lanet olsun (5/Mâide 64); yani Allah’ı cimrilikle eleştirdiler. Bazıları da der ki: Yahudiler, Yüce Allah’ın her şeyi yapıp tamamladığını duyduklarında şöyle dediler: إِذًا يَدُ اللهِ مَغْلُولَةٌ ; yani Allah’ın eli boş kaldığından dolayı bağlanmış gibidir. Bunun üzerine Yüce Allah yukarıdaki âyeti indirdi.

إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا : Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik (36/Yâsîn 8); yani Allah, onların iyi işler yapmalarını engelledi. Bu tıpkı onların kalp, kulak ve gözlerinin tabedilmek ve mühürlenmekle nitelendirilmesi gibidir. Bazıları da şöyle der: Bu âyet, her ne kadar mazi formuyla gelmişse de, sözü edilen kişilere âhiret hayatında yapılacak şeye işarettir. Tıpkı şu âyet gibi: وَجَعَلْنَا الْأَغْلَالَ فِي أَعْنَاقِ الَّذِينَ كَفَرُوا : Biz kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçirdik (34/Sebe’ 33).

غِلاَلَة : İki elbise arasına giyilen şey. شِعَار , elbisenin altına; دِثَار ise elbisenin üstüne giyilendir. غِلاَلَة de bu ikisinin arasına giyilendir. Bazen غِلاَلَة zırh anlamı için istiâre edilir; tıpkı zırhın da onun için istiâre edildiği gibi. غُلُول : Hainliği kuşanmak. غِلّ : düşmanlık: وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ : Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız (7/A’râf 43); وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ آَمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ : Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin! (59/Haşr 10).

Biri ğill; yani kin sahibi olduğunda; غَلَّ يَغِلُّ denir. أَغَلَّ ; yani iğlal, yani hıyanet sahibi oldu. غَلَّ يَغُلُّ : Hainlik etti. أَغْلَلْتُ فُلاَنًا : Falanı hıyanete nispet ettim. Allah buyurur ki: وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ : Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz (3/Âl-i İmrân 161). Âyet, أَنْ يُغَلَّ şeklinde de okunmuştur. Yani, “Bir peygamberin, hıyanete nispet edilmesi yaraşmaz.” Kelime, bu şekliyle أَغْلَلْتُهُ (Onu hıyanete nispet ettim) anlamından gelmektedir. وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ : Kim hainlik ederse; kıyamet günü hainlik ettiği şey ile gelir (3/Âl-i İmrân 161).

Şöyle rivâyet edilmektedir: لاَ إِغْلاَلَ وَلاَ إِسْلاَلَ : Yani, ihanet yok, hırsızlık yok! Diğer bir hadiste de Hz. Peygamber’in buyurduğu; ثَلاَثٌ لاَ يَغِلُّ عَلَيْهِنَّ قَلْبُ الْمُؤْمِنِ : Üç şey vardır ki, bunlar yapıldığı sürece mü’minin kalbi kin beslemez. hadisinde لاَ يَغِلُّ , sözü, لاَ يَضْطَغِنُ /kin beslemez, anlamındadır. Bu hadis, “ لاَ يُغِلُّ ” şeklinde de rivâyet edilmiştir. Buna göre hadisin anlamı şöyle olur: “Üç şey vardır ki, bunlar yapıldığı sürece mü’minin kalbi ihanet sahibi olmaz.”

أَغَلَّ الْجَازِرُ وَالسَّالِخُ : Kasap ve deri yüzen, deride biraz et bıraktılar. Bu kelime hainlik anlamındaki إِغْلاَل kökünden gelmektedir. Sanki kasap, et hususunda hainlik etmiş ve taşıdığı deride et bırakmıştır. غُلَّة ve غَلِيل : İnsanın içinde sakladığı susuzluk hissi, şiddetli sevgi ve kin. شَفَا فُلاَنٌ غَلِيلَهُ : Falan kişi içindeki kini tedavi etti. غَلَّة : İnsanın arazisinden elde ettiği mahsûl. وَقَدْ أَغَلَّتْ ضَيْعَتُهُ : Arazisi mahsûl verdi. مُغَلْغَلَة : Coşkulu bir topluma dışarıdan gelen mektup/Topluma dışarıdan gelip içlerine nüfuz eden mektup. Bu anlamda şair şöyle der:

تَغَلْغَلَ حَيْثُ لَمْ يَبْلُغْ شَرَابٌ *** وَلاَ حُزْنٌ وَلَمْ يَبْلُغْ سُرُورٌ -340

340- Suyun ulaşmadığı yere nüfuz etti;

Ne üzüntünün ne de mutluluğun ulaştığı yere.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →