ش ر ق (ŞRG) kökünün geçtiği ayetler
Bölmek, yükselmek, yarmak anlamlarına gelir. Sharqiyyun - doğuya ait veya doğu ile ilgili, doğulu. Mashriq - güneşin doğduğu yer, doğu. Mashriqain - iki doğu/ufuk, güneşin doğduğu iki yer (kış ve yaz, Doğu ve Batı). Mashaariq - güneşin yıl boyunca doğduğu farklı noktalar, ışın, parıltı, doğu bölgeleri. Ashraqa (fiil 4) - parlamak, yükselmek. Ishraaq - gün doğumu. Mushriqun - üzerine güneş doğan kişi, gün doğumunda bir şey yapan kişi, gün doğumunda giren kişi.
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (17)
Bu kök Kur'an boyunca 17 kez, 9 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
الْمَشْرِقُ6 kez
Bakara 2:115الْمَشْرِقُl-meşriḳudoğu da
وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
ve li (a)llahi l-meşriḳu ve l-meğribu fe eynemā tuvellū fe ṧemme vechu (a)llahi inne (a)llahe vāsiǔn ǎlīmun
Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Bakara 2:142الْمَشْرِقُl-meşriḳudoğu
سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلّٰيهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
se yeḳūlu s-sufehā'u mine n-nāsi mā vellāhum ǎn ḳibletihimu lletī kānū ǎleyhā ḳul li (a)llahi l-meşriḳu ve l-meğribu yehdī men yeşā'u ilā SirāTin musteḳīmin
Birtakım kendini bilmez insanlar, "Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, Batı da Allah'ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir."
Bakara 2:177الْمَشْرِقِl-meşriḳidoğu
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّنَ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
leyse l-birra en tuvellū vucūhekum ḳibele l-meşriḳi ve l-meğribi ve lākinne l-birra men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve l-melāiketi ve l-kitābi ve n-nebiyyīne ve ātā l-māle ǎlā Hubbihi ƶevī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīne ve bne s-sebīli ve s-sāilīne ve fī r-riḳābi ve eḳāme S-Salāte ve ātā z-zekāte ve l-mūfūne bi ǎhdihim iƶā ǎāhedū ve S-Sābirīne fī l-be'sā'i ve D-Derrā'i ve Hīne l-be'si ulāike (e)lleƶīne Sadeḳū ve ulāike humu l-mutteḳūne
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
Bakara 2:258الْمَشْرِقِl-meşriḳidoğu-
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِي حَاجَّ اِبْرٰهِيمَ فِي رَبِّهِ اَنْ اٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ اِذْ قَالَ اِبْرٰهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِ وَيُمِيتُ قَالَ اَنَا۬ اُحْيِ وَاُمِيتُ قَالَ اِبْرٰهِيمُ فَاِنَّ اللّٰهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
e lem tera ilā elleƶī Hācce ibrāhīme fī rabbihi en ātāhu (a)llahu l-mulke iƶ ḳāle ibrāhīmu rabbiye elleƶī yuHyī ve yumītu ḳāle enā uHyī ve umītu ḳāle ibrāhīmu fe inne (a)llahe ye'tī bi ş-şemsi mine l-meşriḳi fe 'ti bihā mine l-meğribi fe buhite elleƶī kefera ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme Z-Zālimīne
Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, "Benim Rabbim diriltir, öldürür." demiş; o da, "Ben de diriltir, öldürürüm" demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir" deyince, kafir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
Şuara 26:28الْمَشْرِقِl-meşriḳidoğunun
Müzzemmil 73:9الْمَشْرِقِl-meşriḳidoğunun
مُشْرِقِينَ2 kez
Hicr 15:73مُشْرِقِينَmuşriḳīnegüneşin doğarken
Şuara 26:60مُشْرِقِينَmuşriḳīnegüneş doğarken
الْمَشَارِقِ2 kez
Saffat 37:5الْمَشَارِقِl-meşāriḳidoğuların
Mearic 70:40الْمَشَارِقِl-meşāriḳidoğuların
الْمَشْرِقَيْنِ2 kez
Zuhruf 43:38الْمَشْرِقَيْنِl-meşriḳayniiki doğu
حَتّٰٓى اِذَا جَاءَنَا قَالَ يَالَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ
Hattā iƶā cā'enā ḳāle yā leyte beynī ve beyneke buǎ'de l-meşriḳayni fe bi'se l-ḳarīnu
Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!" der.
Rahman 55:17الْمَشْرِقَيْنِl-meşriḳayniiki doğunun
مَشَارِقَ1 kez
A'raf 7:137مَشَارِقَmeşāriḳadoğularına
وَاَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْاَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنٰى عَلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ بِمَا صَبَرُوا وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ
ve evraṧnā l-ḳavme (e)lleƶīne kānū yusteD'ǎfūne meşāriḳa l-erDi ve meğāribehā lletī bāraknā fīhā ve temmet kelimetu rabbike l-Husnā ǎlā benī isrāīle bimā Saberū ve demmernā mā kāne yeSneǔ fir'ǎvnu ve ḳavmuhu ve mā kānū yeǎ'rişūne
Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.
شَرْقِيًّا1 kez
Meryem 19:16شَرْقِيًّاşerḳiyyendoğu yönünde
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
ve ƶkur fī l-kitābi meryeme iƶi ntebeƶet min ehlihā mekānen şerḳiyyen
(16-17) (Ey Muhammed!) Kitap'ta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
شَرْقِيَّةٍ1 kez
Nur 24:35شَرْقِيَّةٍşerḳiyyetindoğudan
اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
(a)llahu nūru s-semāvāti ve l-erDi meṧelu nūrihi ke mişkātin fīhā miSbāHun l-miSbāHu fī zucācetin z-zucācetu keennehā kevkebun durriyyun yūḳadu min şeceratin mubāraketin zeytūnetin lā şerḳiyyetin ve lā ğarbiyyetin yekādu zeytuhā yuDī'u ve lev lem temseshu nārun nūrun ǎlā nūrin yehdī (a)llahu li nūrihi men yeşā'u ve yeDribu (a)llahu l-emṧāle li n-nāsi ve(a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmun
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fanus içinde. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
وَالْاِشْرَاقِ1 kez
Sad 38:18وَالْاِشْرَاقِve l-'işrāḳive sabah
وَاَشْرَقَتِ1 kez
Zümer 39:69وَاَشْرَقَتِve eşraḳative parlar
وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجِيءَ بِالنَّبِيِّنَ وَالشُّهَدَاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
ve eşraḳati l-erDu bi nūri rabbihā ve vuDiǎ l-kitābu ve cī'e bi n-nebiyyīne ve ş-şuhedā'i ve ḳuDiye beynehum bi l-Haḳḳi ve hum lā yuZlemūne
Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir.