(18-19) Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, "Bize gelin" diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah'a kolaydır.

قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنْكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَا وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَلِيلًا اَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَاِذَا جَاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذِي يُغْشٰى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرًا

ḳad yeǎ'lemu (a)llahu l-muǎvviḳīne minkum ve l-ḳāilīne li iḣvānihim helumme ileynā ve lā ye'tūne l-be'se illā ḳalīlen / eşiHHaten ǎleykum fe iƶā cā'e l-ḣavfu raeytehum yenZurūne ileyke tedūru eǎ'yunuhum ke elleƶī yuğşā ǎleyhi mine l-mevti fe iƶā ƶehebe l-ḣavfu seleḳūkum bi elsinetin Hidādin eşiHHaten ǎlā l-ḣayri ulāike lem yu'minū fe eHbeTa (a)llahu eǎ'mālehum ve kāne ƶālike ǎlā (a)llahi yesīran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَدْḳadelbette
2يَعْلَمُyeǎ'lemuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebiliyor
3اللّٰهُ(a)llahuAllah
4الْمُعَوِّقِينَl-muǎvviḳīneع و قGeri tutmak, geciktirmek, engellemek, önlemek, kısıtlamak, sekteye uğratmak. Nuh'un kavmine ait olan ve Tufan'dan önce tapınılan, daha sonra Pagan Araplar tarafından da tapınılan bir putun adı. At şeklindeydi. Banu Hamadan kabilesi veya Kin'aneh kabilesi veya Mur'ad kabilesi tarafından tapınılırdı.alıkoyanları
5مِنْكُمْminkumiçinizden
6وَالْقَائِلِينَve l-ḳāilīneق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve diyenleri
7لِاِخْوَانِهِمْli iḣvānihimا خ وBaşka biriyle aynı ebeveynlere sahip olan veya sadece bir ebeveyni ortak olan erkek kişi; aynı soy/toprak/inanç/inanca sahip kişi; erkek kardeş; arkadaş; yoldaş; eş; çift halindeki parçalardan biri; akraba; yakından tanıdık olan kişi.kardeşlerine
8هَلُمَّhelummeل م مToplamak, biriktirmek, yığmak, bir araya getirmek, açgözlülükle almak, küçük suçlar, istem dışı suçlar, küçük hatalar, kasıtsız günahlargelin
9اِلَيْنَاileynābize
10وَلَاve lā
11يَأْتُونَye'tūneا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekonlar gelmezler
12الْبَأْسَl-be'seب ا سGüçlü/kuvvetli, sıkıntı/talihsizlik/felaket, yoksulluk durumu, kötü/fena, çok kötü, sahte alçakgönüllülük/itaatkarlık, ceza, deneme/keder durumu, cesaret/yiğitlik/kahramanlıksavaşa
13اِلَّاillādışında
14قَلِيلًاḳalīlenق ل لAz sayıda olmak, küçük miktarda olmak, nadir olmak. qalilun - az, küçük, nadir, seyrek. aqall - daha az, daha fakir. qallala - az görünmek.pek azı
1اَشِحَّةًeşiHHatenش ح حAçgözlü, cimri, tamahkar, haris olmak. Şuhhun - cimrilik, bencillik, açgözlülük, pintillik, hırs.cimriler olarak
2عَلَيْكُمْǎleykumsize karşı
3فَاِذَاfe iƶāne zaman ki
4جَاءَcā'eج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakgelince
5الْخَوْفُl-ḣavfuخ و فKorkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmakkorku
6رَاَيْتَهُمْraeytehumر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.görürsün
7يَنْظُرُونَyenZurūneن ظ رgörmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak, şefkat göstermek. nazara - sevgiyle bakmak, şaşırtmak, göz kamaştırmakbaktıklarını
8اِلَيْكَileykesana
9تَدُورُtedūruد و رDönmek, devretmek, dolaşmakdönerek
10اَعْيُنُهُمْeǎ'yunuhumع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.gözleri
11كَالَّذِيke elleƶīgibi
12يُغْشٰىyuğşāغ ش وaldatmak, kandırmak, gizlemek, hile yapmak, göz boyamak, yanıltmak, saklamakbaygınlığı
13عَلَيْهِǎleyhionların üstüne
14مِنَmine
15الْمَوْتِl-mevtiم و تÖlmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından kurutulmuş, sona ermek, yıpranmış, yoksulluğa/fakirliğe düşmüş, aşağılık/bayağı/küçük düşürücü/alçak, itaatsiz veya asi, alçakgönüllü/mütevazı/itaatkar, yumuşak/gevşek/rahat/dermansız, ruhsuz veya cansızölüm
16فَاِذَاfe iƶāne zaman ki
17ذَهَبَƶehebeذ ه بgitmek, uzaklaşmak, ayrılmak, almak veya uzaklaşmak, tüketmek, almak, iletmek, ölmek, sona ermekgidince
18الْخَوْفُl-ḣavfuخ و فKorkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmakkorku
19سَلَقُوكُمْseleḳūkumس ل قHaşlamak, kaynatmak, sert dil kullanmak, kötü söz söylemek, yaralamak, incitmek, dağa tırmanmak, duvar tırmanmaksizi incitirler
20بِاَلْسِنَةٍbi elsinetinل س نBir dil/konuşma/lisan, birini dilinden yakalamak, sözlerle ısırmak, bir şeyi sivri uçlu yapmak, akıcı konuşma.dillerle
21حِدَادٍHidādinح د دBir sınır belirlemek, (bir şeyi) tanımlamak, (bir suçluyu) cezalandırmak, engellemek, geri itmek, geri atmak, keskinleştirmek. Engellemek/önlemek/kısıtlamak, mahrum bırakmak veya alıkoymak veya yasaklamak/men etmek, yasaklamak, geri püskürtmek/uzaklaştırmak/önlemek, ceza veya ceza vermek, bir şeyi diğerinden işaret veya not ile ayırt etmek veya ayırmak, bir bıçağı bilemek veya keskinleştirmek, bir kişiye veya şeye keskin veya dikkatli veya özenle bakmak, hitabet veya zeka veya anlayış veya öfke açısından keskin [veya etkili] olmak.sivri
22اَشِحَّةًeşiHHatenش ح حAçgözlü, cimri, tamahkar, haris olmak. Şuhhun - cimrilik, bencillik, açgözlülük, pintillik, hırs.düşkünlük göstererek
23عَلَىǎlākarşı
24الْخَيْرِl-ḣayriخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.hayra
25اُو۬لٰٓئِكَulāikeonlar
26لَمْlem
27يُؤْمِنُواyu'minūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmamışlar
28فَاَحْبَطَfe eHbeTaح ب طBoşa gitmek, sonuçsuz kalmak, yok olmak, işe yaramamak, yararsız olmak, boşa çıkmak, etkisiz hale gelmek. Çok yemek yemek, çok yemekten veya sağlıksız yemekler yemekten dolayı karında şişkinlik veya ağrı oluşması, kişinin işinin veya eyleminin geçersiz veya değersiz olması, bir işe yaramaması, bir şeyden uzak durmak, kaçınmak/sakınmak.bu yüzden boşa çıkarmıştır
29اللّٰهُ(a)llahuAllah
30اَعْمَالَهُمْeǎ'mālehumع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatonların işlerini
31وَكَانَve kāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinve
32ذٰلِكَƶālikebu
33عَلَىǎlāgöre
34اللّٰهِ(a)llahiAllah'a
35يَسِيرًاyesīranي س رYumuşak/uysal/yönetilebilir/kolay/itaatkar/liberal olmak, miktar olarak azalmak/değersiz olmak, soldan gelmek, parçalara/bölümlere ayırmak, kolaylaştırmak/pürüzsüzleştirmek, uyarlamak/uyum sağlamak, kumar oklarıyla oynamak (el meysiri), risk içeren bir bahis oyunu.kolaydır

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Gerçekten de sizden geri kalanları ve kardeşlerine de bize gelin diyenleri bilir ve bunların pek azı savaşa gelir ancak.

Abdulkadir Gölpınarlı

Gerçekten de sizden geri kalanları ve kardeşlerine de bize gelin diyenleri bilir ve bunların pek azı savaşa gelir ancak.

Adem Uğur

Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına: "Bize katılın" diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir.

Ahmed Hulusi

Sizden bu işi savsaklayıp ve cemaatine de: "(Rasulullah'ı bırakın) bize gelin!" diyenleri Allah gerçekten bilir! Zaten onlar savaşa pek az gelirler.

Ahmet Tekin

Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve akrabalarına: 'Bize katıl' diyenleri biliyor. Zaten bunların pek azı kısa bir süre savaşa katılır.

Ahmet Varol

Allah içinizden (savaştan) [1] alıkoyanları ve kardeşlerine: 'Bize gelin' diyenleri bilmektedir. Çok azı dışında onlar savaşa da gelmezler.

Ali Bulaç

Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dışında zorlu savaşlara gelmezler.

Ali Fikri Yavuz

Muhakkak ki Allah, içinizden peygambere yardımdan alıkoyan münafıkları ve kardeşlerine: “- Bize gelin, peygamberi bırakın” diyenleri biliyor. Bunlardan ancak pek azı harbe geliyorlardı.

Ali Rıza Safa

Allah, aranızdan, hem alıkoyanları hem de kardeşlerine "Bize gelin!" diyenleri bilir. Çok azı dışında, zaten savaşa gelmezler.

Bayraktar Bayraklı

Allah, sizden savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine "Bize katılın!" diyenleri, kesin olarak bilmektedir. Zaten bunların pek azı savaşa gelir.

Bekir Sadak

(18-19) Allah, icinizden sizi alikoyanlari, size Allah'in yardimini kiskanarak, kardeslerine «Bize gelin, zorlanmadikca savasa gitmeyin» diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince olum bayginligi geciren kimse gibi gozleri donerek, sana baktiklarini gorursun. Korkulari gidince iyiliginize olani cekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamislardir, Allah, bu sebeple islerini bosa icikarmistir; bu, Allah icin kolaydir.

Celal Yıldırım

Allah gerçekten içinizden (başkalarını) alıkoyup ağır davrananları ve kardeşlerine, «kalkın bize gelin !» diyenleri bilir. Zaten onlardan ancak pek azı savaşın sıkıntı ve şiddetine (göğüs gerip) gelirler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(18-19) İçinizden engelleyicileri ve size karşı nekeslik (cimrilik) içinde arkadaşlarına, “Bize katılın” diyenleri Allah çok iyi bilmektedir. Zaten bunların pek azı savaşa gelir. Tehlike yaklaştığında ölümden dolayı kendinden geçip gözü kaymış kimse gibi sana baktıklarını görürsün, tehlike geçince de hayra karşı nekeslik içinde size sivri dillerini uzatırlar. Bunlar gerçekte iman etmemişlerdir, Allah da onların yaptıklarını geçersiz saymıştır. Bunu yapmak Allah için çok kolaydır.

Diyanet İşleri

(18-19) Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, "Bize gelin" diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah'a kolaydır.

Diyanet İşleri (eski)

(18-19) Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine 'Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin' diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.

Diyanet Vakfi

Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına: «Bize katılın» diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Şüphesiz Allah, içinizden o savsaklayanları ve kardeşlerine: «Bize gelin» diyenleri biliyor. Onlar harbe pek az geliyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Şüphesiz Allah içinizden o savsaklayanları ve kardeşlerine: "Bize gelin!" diyenleri biliyor. (Onlar) harbe pek az geliyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Allah şübhesiz biliyor, içinizden o savsaklıyanları ve ihvanlarına "bize gelin" diyenleri ki harbe pek az geliyorlardı

Erhan Aktaş

Allah, sizden engel olmaya çalışanları ve kardeşlerine: "Bize gelin." diyenleri kesinlikle biliyor. Onların pek azı hariç savaşa gelmezler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Allah, sizden engel olmaya çalışanları ve kardeşlerine: "Bize gelin." diyenleri kesinlikle biliyor. Onların pek azı hariç savaşa gelmezler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Allah, sizden engel olmaya çalışanları ve kardeşlerine: "Bize gelin." diyenleri kesinlikle biliyor. Onların pek azı hariç savaşa gelmezler.

Fizilal-il Kuran

Allah içinizde savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine «Bize gelin zorlanmadıkça savaşmayın» diyenleri gerçekten bilir. Zaten bunlardan pek azı savaşa gelir.

Gültekin Onan

Gerçekten Tanrı, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dışında zorlu savaşlara gelmezler.

Hamdi Döndüren

Allah, içinizden savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Haydi bize katılın!” diyenleri biliyor. Zaten onlar savaşa pek az gelirler.

Hasan Basri Çantay

Allah, içinizden (insanları Resulüllahdan) geri bırakanları, kardeşlerine (yaranına): "Bize gelin" diyenleri muhakkak biliyor. Bunların pek azından başkası harbe gelmezler.

Hasib Asutay

Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine (taraftarlarına), 'Bize gelin' diyenleri gerçekten biliyor. Zaten (onların) pek azı savaşa gelir.

Hayrat Neşriyat

Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine: 'Bize gelin!' diyenleri şübhesiz ki biliyor. Zâten (onlar) savaşa ancak pek az gelirler.

İbni Kesir

Doğrusu Allah; içinizden sizi alıkoyanları ve kardeşlerine; bize gelin, diyenleri bilir. Bunlar harbe pek az iştirak ediyorlardı.

Mehmet Okuyan

Allah içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına “Bize gelip (katılın)!” diyenleri elbette bilmektedir. Zaten bunlar savaşa çok az gelir.

Muhammed Esed

Allah, içinizden başkalarını (O'nun yolunda savaşmaktan) alıkoyanları da; kendileri savaşa pek az katıldıkları halde kardeşlerine, "Bizimle gelin (ve düşmana karşı koyun)!" diyenleri de iyi bilir,

Mustafa İslamoğlu

Doğrusu Allah içinizden (başkalarını savaştan) caydıranları da, kendileri muharebeye çok az katıldıkları halde "Haydi, katılın bize!" diyenleri de çok iyi bilir.

Ömer Nasuhi Bilmen

Muhakkak ki, Allah içinizden (sizi) geri bırakanları ve kardeşlerine, «Bize gelin,» diyenleri bilir. Halbuki onlar savaşa gelmezler; birazı müstesna!

Ömer Öngüt

Doğrusu Allah içinizden sizi alıkoyanları ve kardeşlerine: “Bize gelin!” diyenleri kesinlikle bilir. Onlardan pek azı (o da gösteriş olarak) savaşa gelir. (Çoğunluğu ise savaşa gelmezler).

Suat Yıldırım

Allah içinizden bozgunculuğa meyledip savaştan alıkoymak isteyenleri ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri elbet biliyor. Zaten bunlardan ancak pek az bir kısmı savaşa geliyorlardı.

Süleyman Ateş

Allah içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin!" diyenleri biliyor. Onlar savaşa pek az gelirler.

Süleymaniye Vakfı

Allah, içinizden ağır davranan ve kardeşlerine de "Bizim yanımıza gelin!" diyenleri çok iyi biliyor. Bunlar çatışmaya pek az katılırlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Allah, içinizden size engel çıkaranlar ile dostlarına dönüp "bize katılın" diyenleri gayet iyi biliyor. Bunlar çatışmaya pek az girerler.

Şaban Piriş

Allah, aranızdan savaştan alıkoymaya çalışanları ve kardeşlerine "Bize gelin" diyenleri elbette bilir. Bunlar, pek azı hariç, zora gelemezler.

Tefhim-ul Kuran

Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: «Bize gelin» diyenleri bilmektedir. Bunlar, pek azı dışında zorlu savaşlara gelmezler.

Ümit Şimşek

İçinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine 'Bize gelin' diyenleri Allah biliyor. Onlardan pek azı savaşa gelir.

Yaşar Nuri Öztürk

Allah, içinizden hem tembellik edip hem de başkalarını geri bırakanları ve kardeşlerine, "Hadi bize gelin!" diyenleri biliyor. Zaten onlar savaşa/zora çok az gelirler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Allah aranızdan camaatı cihaddan çəkindirənləri və öz qardaşlarına: “Bizə qoşulun!”– deyənləri tanıyır. Onlar nadir hallarda döyüşə qatılırlar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Şübhəsiz ki, Allah içərinizdən (cihada getməyinizə) mane olanları da, qardaşlarına: ″Bizə tərəf gəlin! (Muhəmmədə qoşulub əbəs yerə özünüzü həlak etməyin!)″ – deyənləri də tanıyır. Döyüşə onların ancaq azı gələr,

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Gott kennt die Zaghaften, die ihren Kampfgenossen sagen: ʺKommt her zu uns!ʺ und die, die kaum wirklich in den Kampf ziehen und kaum am Kampf teilnehmen.

Almanca — Der Edle Quran

Allah kennt wohl diejenigen von euch, die (die anderen) behindern und die zu ihren Brüdern sagen: ʺKommt her zu uns.ʺ Und sie lassen sich nur wenig auf den Kampf ein

Almanca — M. A. Rassoul

Allah kennt doch diejenigen unter euch, die (die Menschen vom Weg) abhalten, und diejenigen, die zu ihren Brüdern sagen: ʺKommt her zu unsʺ; und sie lassen sich nur selten in Kriege ein

Almanca — Muhammad Zaidan

Bereits kennt ALLAH die Behindernden von euch und diejenigen, die ihren Brüdern sagen: ʺKommt zu uns!” Und sie nähern sich dem Kampf nur ein wenig.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Indeed Allah knows the dissuaders among you and He knows those who exhort their associates and fellows-in-arms against fighting and say to them: "Come to us" "and desert these fighting men". And they themselves hardly join the Muslim forces in combat.

Abdul Haleem

God knows exactly who among you hinder others, who [secretly] say to their brothers, ‘Come and join us,’ who hardly ever come out to fight,

Abdullah Yusuf Ali

Verily Allah knows those among you who keep back (men) and those who say to their brethren, "Come along to us", but come not to the fight except for just a little while.

Abul A'la Maududi

Allah knows well those of you who create obstructions (in war efforts) and say to their brethren: "Come and join us." They hardly take any part in battle.

Aisha Bewley

Allah knows the obstructers among you and those who say to their brothers, ‘Come to us,’ and who only come to fight a very little,

Al-Hilali & Khan

Allâh already knows those among you who keep back (men) from fighting in Allâh’s Cause, and those who say to their brethren "Come here towards us," while they (themselves) come not to the battle except a little,

Ali Quli Qarai

Allah knows those of you who discourage others, and those who say to their brethren, ‘Come to us!’ and they take little part in the battle,

Amatul Rahman Omar

Verily, Allâh knows those of you who turn others away (from fighting in the cause of Allâh), and (He knows) also those (of you) who say to their brethren, `Come to us (to follow the right course). ' But they themselves seldom join the fight (in the cause of Allâh),

Arthur John Arberry

God would surely know those of you who hinder, and those who say to their brothers, 'Come to us,' and come to battle but little,

Bijan Moeinian

Indeed God knows those of them who do not want to join the war effort and those of them who say to their friends: "Stay with us. " These are those who would like to participate the least in the battle campaign.

E. Henry Palmer

Say, 'God knows the hinderers amongst you, and those who say to their brethren, "Come along unto us," and show but little valour;-

Edip-Layth

God already knows which of you are the hinderers, and those who say to their brothers: "Come and stay with us." Rarely do they mobilize for battle.

George Sale

God already knoweth those among you who hinder others from following his apostle, and who say unto their brethren, come hither unto us; and who come not to battle, except a little;

Hamid S. Aziz

Say, " Who is it that can withhold you from Allah if He intends to do you harm, or He intends to show you mercy? And they will not find for themselves besides Allah any friend or helper. "

Mahmoud Ghali

Allah already knows the hinderers among you and the ones who say to their brothers, "Come along to us, " and they (themselves) do not come up to battle, (Literally: to vioence) except a little,

Marmaduke Pickthall

Allah already knoweth those of you who hinder, and those who say unto their brethren: "Come ye hither unto us!" and they come not to the stress of battle save a little,

Mohamed Ahmed - Samira

Surely God knows who among you obstruct, and those who say to their brethren: "Come to us," and go to battle but seldom,

Muhammad Asad

God is indeed aware of those of you who would divert others [from fighting in His cause], as well as of those who say to their brethren, "Come hither to us [and face the enemy]!" — The while they [themselves] join battle but seldom,

Mustafa Khattab

Allah knows well those among you who discourage ˹others from fighting˺, saying ˹secretly˺ to their brothers, "Stay with us," and who themselves hardly take part in fighting.

Progressive Muslims

God already knows which of you are the hinderers, and those who say to their brothers: "Come and stay with us. " Rarely do they mobilize for battle.

Sahih International

Already Allah knows the hinderers among you and those [hypocrites] who say to their brothers, "Come to us," and do not go to battle, except for a few,

Sam Gerrans

God knows those among you who cause hindrance, and those who say to their brethren: “Come to us,” and they come not to the battle save a little,

Shabbir Ahmed

Allah already knows those of you who hinder, and those who say to their groups, "Come you here unto us!" And rarely do they mobilize for defense.

Syed Vickar Ahamed

Surely, Allah knows those (people) among you who hold back (others) and those who say to their brothers: "Come along to us," while they do not come to fight except for only a little while:

Taqi Usmani

Allah does know the ones from among you who prevent (others from joining the battle) and those who say to their brothers, "Come along with us," and who do not come to the battle but for a little while,

The Monotheist Group

God already knows which of you are the hinderers, and those who say to their brothers: "Come and stay with us." Rarely do they mobilize for battle.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Certes, Allah connaît ceux dʹentre vous qui suscitent des obstacles, ainsi que ceux qui disent à leurs frères: ʺVenez à nousʺ, tandis quʹils ne déploient que peu dʹardeur au combat,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Bêguman Xwedê ji nav we, ew ên ku xelkê ji çûna cîhadê didin paş û ew ên ku ji birayên xwe (yên munafiq) re dibêjin: “Werin beşdarî me bibin (bi Muhemmed re dernekevin cîhadê)” baş bi wan dizane û jixwe kêm caran têne şer.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

God kent de belemmeraars onder jullie en hen die tot hun broeders zeggen: ʺKomt naar ons!ʺ Maar in het heetst van de strijd komen zij slechts weinig voor,

Hollandaca — Salomo Keyzer

God kent reeds degenen onder u, die anderen verhinderen zijnen profeet te volgen, en die tot hunne broeders zeggen: Komt hier tot ons; en die niet dan op flauwe wijze in den slag komen.

Hollandaca — Siregar

Waarlijk, Allah kent degenen onder jullie die belemmeren, en die tot hun broeders zeggen: ʺKomt bij ons:ʺ en zij nemen niet deel aan de strijd, behalve even.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Знает Аллах удерживающих (от борьбы на пути Аллаха) среди вас и говорящих своим братьям: «Сюда, (присоединяйтесь) к нам (и оставьте Мухаммада, чтобы не погибнуть вместе с ним)!» Но проявляют они [лицемеры] мужество [принимают участие в сражении] только немного (да и то либо для показухи, либо для славы, либо боясь позора),

Rusça — Osmanov

Аллах знает тех из вас, которые отговаривают [других от участия в войне] и говорят своим братьям: ʺИдите к нам!ʺ И ничтожно их участие в сражении,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Gud känner dem som vill hindra (andra att kämpa) och de som säger till sina bröder: ʺKom, låt oss gå ut (i striden)!ʺ - fastän de (själva) sällan går ut (i strid)