(90-93) Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim."

وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْاَرْضِ يَنْبُوعًا اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْجِيرًا اَوْ تُسْقِطَ السَّمَاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَبِيلًا اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَاءِ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُهُ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَرًا رَسُولًا

ve ḳālū len nu'mine leke Hattā tefcura lenā mine l-erDi yenbūǎn / ev tekūne leke cennetun min neḣīlin ve ǐnebin fe tufeccira l-enhāra ḣilālehā tefcīran / ev tusḳiTa s-semāe ke mā zeǎmte ǎleynā kisefen ev te'tiye bi(a)llahi ve l-melāiketi ḳabīlen / ev yekūne leke beytun min zuḣrufin ev terḳā fī s-semāi ve len nu'mine li ruḳiyyike Hattā tunezzile ǎleynā kitāben neḳra'uhu ḳul subHāne rabbī hel kuntu illā beşeran rasūlen

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَقَالُواve ḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
2لَنْlen
3نُؤْمِنَnu'mineا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmayız
4لَكَlekesana
5حَتّٰىHattākadar
6تَفْجُرَtefcuraف ج رUzunlamasına kesmek/bölmek, parçalamak, havalandırmak, eğmek/yön değiştirmek, şafak/gün doğumu/tan vakti, kaynak, bol miktarda ve aniden, geniş nimet/cömertlik, suyun aktığı yerfışkırtıncaya
7لَنَاlenābize
8مِنَmine-nden
9الْاَرْضِl-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeyeryüzü-
10يَنْبُوعًاyenbūǎnن ب عFışkırmak, çıkmak, akmak, ortaya çıkmakbir göze
1اَوْevyahut
2تَكُونَtekūneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolmalı
3لَكَlekesenin
4جَنَّةٌcennetunج ن نörtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlıkbir bahçen
5مِنْmin-dan
6نَخِيلٍneḣīlinن خ لElemek, aşağı göndermek, kar yağmak, çiselemek, bulutlanmak, seçmek, en iyisini seçip almak. Nakhal lahuu alnasiihaten - içten/samimi tavsiye vermek.hurmalar-
7وَعِنَبٍve ǐnebinع ن بÜzüm üretmek, üzüm.ve üzümlerden
8فَتُفَجِّرَfe tufecciraف ج رUzunlamasına kesmek/bölmek, parçalamak, havalandırmak, eğmek/yön değiştirmek, şafak/gün doğumu/tan vakti, kaynak, bol miktarda ve aniden, geniş nimet/cömertlik, suyun aktığı yerfışkırtmalısın
9الْاَنْهَارَl-enhāraن ه رakıtmak, akan su oluşturmak, geri püskürtmek, kınamak, bol miktarda akmak, geri sürmek, gözdağı vermek, azarlamak, gündüz vakti yapmak, gün, gündüz, gün ışığı saatleri (şafaktan alacakaranlığa kadar)ırmaklar
10خِلَالَهَاḣilālehāخ ل لZayıflamak, azalmak/eksilmek/yok olmak, yoksul olmak, ihtiyaç veya gereksinim içinde olmak, bir şeyi delmek/delmek/şişe geçirmek, çıkarmak/aktarmak/kaydırmak, kalıntıları ayıklamak veya çıkarmak, bir şeyin aralıklarına yerleştirmek, bozmak veya ekşimek, şarabı sirkeye dönüştürmek, gerçek ve samimi bir arkadaş olmak, bir görevi yerine getirmekte başarısız olmak, ihmal etmek/atlama veya yarım bırakmak, uzak durmak, kötü meyve vermek, girmek/nüfuz etmek veya geçmek, kesintiye uğratmak veya müdahale etmek, sallantılı/gevşek/hatalı/kusurlu olmak, düzensiz/karışık/sağlam olmamak, mizaçta bozuk veya düzensiz olmak, halhal veya halhal çiftiyle donatmak, eski ve yıpranmış olmak, ölmek ve boşluk/açıklık bırakmak, alışkanlık/gelenek sahibi olmak, gerçek ve samimi sevgi/dostluk/aşk göstermek, kusurlu/eksik/yetersiz olmak, bir şeyi başka bir şey için bırakmak.aralarından
11تَفْجِيرًاtefcīranف ج رUzunlamasına kesmek/bölmek, parçalamak, havalandırmak, eğmek/yön değiştirmek, şafak/gün doğumu/tan vakti, kaynak, bol miktarda ve aniden, geniş nimet/cömertlik, suyun aktığı yergürül gürül
1اَوْevyahut
2تُسْقِطَtusḳiTaس ق طDüşmek, düşürmek, yere serilmek, inmek, alçalmak, değerini yitirmek, çökmek, başarısız olmak, hükümsüz kalmak, iptal olmak, yıkılmak, ölmek, sönmekdüşürmelisin
3السَّمَاءَs-semāeس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)gökten
4كَمَاke māgibi
5زَعَمْتَzeǎmteز ع مİddia etmek, taşıyıcı, iletmek, söz vermek, iddia, sorumlu/hesap verebilir/yatkın, şiddetle arzu etmek veya heveslendirmekzannettiğin
6عَلَيْنَاǎleynāüzerimize
7كِسَفًاkisefenك س فParçalar, kırıntılar, yığınlar, paramparça etmek, parçalara ayırmakparçalar
8اَوْevyahut
9تَأْتِيَte'tiyeا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekgetirmelisin
10بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
11وَالْمَلٰٓئِكَةِve l-melāiketiم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.ve melekleri
12قَبِيلًاḳabīlenق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmekkarşımıza
1اَوْevyahut
2يَكُونَyekūneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolmalı
3لَكَlekesenin
4بَيْتٌbeytunب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiirYapın
5مِنْmin
6زُخْرُفٍzuḣrufinز خ ر فBir şeyi süsleme/dekore etme/bezeme/donatma, sahte bir renkle süslenmiş veya cilalanmış herhangi bir şey, yalanlar, konuşmayı tahrif etme/bozma.altından
7اَوْevya da
8تَرْقٰىterḳāر ق يYükselmek, kademeli olarak yükselmek, merdiven çıkmak. mirqat - merdiven, basamak, atlama taşı, yokuş. raqin - doktor, büyücü. taraqiya (tarquwutun'un çoğulu) - köprücük kemiği/kemikleri, boğaz, klavikula (bazılarına göre kökü raqawa veya tarqawa'dır).çıkmalısın
9فِي
10السَّمَاءِs-semāiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)göğe
11وَلَنْve lenama asla
12نُؤْمِنَnu'mineا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmayız
13لِرُقِيِّكَli ruḳiyyikeر ق يYükselmek, kademeli olarak yükselmek, merdiven çıkmak. mirqat - merdiven, basamak, atlama taşı, yokuş. raqin - doktor, büyücü. taraqiya (tarquwutun'un çoğulu) - köprücük kemiği/kemikleri, boğaz, klavikula (bazılarına göre kökü raqawa veya tarqawa'dır).senin (göğe) çıkmana
14حَتّٰىHattā
15تُنَزِّلَtunezzileن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.indirmedikçe
16عَلَيْنَاǎleynāüzerimize
17كِتَابًاkitābenك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetbir Kitap
18نَقْرَؤُهُneḳra'uhuق ر اOkumak; derlemek, biriktirmek, yığmak, biriktirip dağıtmak; anlatmak, açıklamak, izah etmek, nakletmek; araştırmak, soruşturmak, incelemek. Türkçe’ye girmiş türevler : kari, kuran, kıraat, kıraathaneokuyacağımız
19قُلْḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
20سُبْحَانَsubHāneس ب حYüzmek, bir şeyi akıtmak, suda hareket etmek, akıp gitmek, serbest kalmak, boşlukta süzülmek, Allah'ı tesbih etmek, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, Allah'ı yüceltmekşanı yücedir
21رَبِّيrabbīر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimin
22هَلْhelmiyim?
23كُنْتُkuntuك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinben
24اِلَّاillābaşka bir şey
25بَشَرًاbeşeranب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşbir insan(dan)
26رَسُولًاrasūlenر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalebir elçi

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Yahut hurma fidanlarıyla, üzüm çotuklarıyla dolu bir bahçen olup içinde de ırmaklar gürül gürül akmadıkça.

Abdulkadir Gölpınarlı

Yahut hurma fidanlarıyla, üzüm çotuklarıyla dolu bir bahçen olup içinde de ırmaklar gürül gürül akmadıkça.

Adem Uğur

Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın.

Ahmed Hulusi

"Yahut senin hurma ağaçlarından ve üzümden bir bahçen olmalı, onların arasından gümbür gümbür nehirler fışkırtmalısın. "

Ahmet Tekin

'Veya senin bir hurma bahçen, bir üzüm bağın olmalı ki, içlerinden, çağlayan ırmaklar akıtmalısın' dediler.

Ahmet Varol

Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden bir bahçen olmalı ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.

Ali Bulaç

"Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."

Ali Fikri Yavuz

Yahud hurmalıklardan ve üzümlüklerden senin bir bahçen olsun da ortasından bol bol nehirler akıtasın.

Ali Rıza Safa

Veya "Hurmalar ve üzümlerle dolu bir bahçen olmalı ve arasından çağıldayan ırmaklar akıtmalısın!"

Bayraktar Bayraklı

"Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın."

Bekir Sadak

«eya hurmaliklarin, baglarin olup, aralarinda irmaklar akitmalisin.»

Celal Yıldırım

Veya sana ait hurmalık ve bağlar olup aralarından ırmaklar fışkırtarak akıtasın;

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

“Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; içlerinden de çağıl çağıl nehirler akıtmalısın.”

Diyanet İşleri

(90-93) Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim."

Diyanet İşleri (eski)

'Veya hurmalıkların, bağların olup, aralarında ırmaklar akıtmalısın.'

Diyanet Vakfi

«Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

«Veyahut hurmalıklardan ve üzümlüklerden senin bir bahçen olsun da ortasından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

veya hurmalıklardan ve üzümlüklerden bir bahçen olsun da aralarında şarıl şarıl çaylar akıtasın,

Elmalılı Hamdi Yazır

Yahud senin için hurmalıklardan ve üzümlüklerden bir bağçe ola da aralarında şarıl şarıl çaylar akıtasın

Erhan Aktaş

"Veya senin hurma ve üzüm bağlarından bir bahçen olmalı ve aralarından gürül gürül nehirler akıtmalısın."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Veya senin hurma ve üzüm bağlarından bir bahçen olmalı ve aralarından gürül gürül nehirler akıtmalısın."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Veya senin hurma ve üzüm bağlarından bir bahçen olmalı ve aralarından nehirler akıtmalısın.

Fizilal-il Kuran

Ya da kendi hurmalıkların ve üzüm bağların olmalı, bunların arasından ırmaklar akıtmalısın.

Gültekin Onan

"Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."

Hamdi Döndüren

“Veya senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın!”

Hasan Basri Çantay

"Yahud senin hurmalık (lar) dan, üzümlük (ler) den bir bağçen olsun da aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtasın."

Hasib Asutay

'Yahut senin hurma ve üzüm bağlarından oluşan bir bahçen olsun da aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtasın.'

Hayrat Neşriyat

'Veya senin hurma ağaçlarından ve üzüm bağlarından bir bahçen olmalı da aralarından şarıl şarıl nehirler akıtmalısın!'

İbni Kesir

Veya hurmalıklardan ve üzümden bahçelerin olsun ve aralarında ırmaklar akıtmalısın.

Mehmet Okuyan

Veya sana ait bir hurma bahçen ve üzüm bağın olup içlerinden bolca ırmaklar akıtıncaya kadar (sana inanmayacağız).

Muhammed Esed

"yahut hurma ağaçlarıyla, asmalarla dolu bir bahçen olmadıkça; ve onların arasında çağıl çağıl dereler akıtmadıkça;

Mustafa İslamoğlu

Veya senin hurma ağaçlarıyla ve asmalarla dolu bir bahçen olmalı; dahası onların arasından gürül gürül ırmaklar çağlatmalısın.

Ömer Nasuhi Bilmen

«Veya senin için hurmalıklardan ve üzümlüklerden bir bahçe olsun da aralarında ırmakları şarıl şarıl akıtasın.»

Ömer Öngüt

“Veya senin hurma bahçen ve üzüm bağın olsun ve içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın. ”

Suat Yıldırım

Yahut senin hurma ve üzüm bağların olsun da aralarından gürül gürül ırmaklar akıtasın.

Süleyman Ateş

"Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın!"

Süleymaniye Vakfı

Veya hurması ve üzümü olan bir bahçen olmalı, onların arasından da nehirler fışkırtıp akıtmalısın!

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Hurması ve üzümü olan bir bahçen de olabilir; ırmakları onların arasından da akıtabilirsin.

Şaban Piriş

Veya senin hurma bahçen ya da üzüm bağın olmadıkça ve de aralarından ırmaklar fışkırtmadıkça!

Tefhim-ul Kuran

«Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın,»

Ümit Şimşek

'Yahut senin hurma ve üzümlerden bir bağın olsun da arasından gürül gürül ırmaklar akıt.

Yaşar Nuri Öztürk

"Yahut senin, hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

və ya ortasından şırıl-şırıl çaylar axıdacağın xurma və üzüm bağın olmayınca;

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Yaxud (ağacları) arasında şırıl-şırıl irmaqlar axan xurma və üzüm bağın olmayınca;

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

oder uns einen Garten mit Dattelpalmen und Weinreben angelegt hast und dort gewaltige Flüsse entspringen läßt,

Almanca — Der Edle Quran

oder (bis) du einen Garten mit Palmen und Rebstöcken hast, in dem du dazwischen Flüsse ausgiebig hervorströmen läßt

Almanca — M. A. Rassoul

oder (bis) du einen Garten mit Dattelpalmen und Trauben hast und mittendrin Bäche in reichlicher Weise hervorsprudeln läßt

Almanca — Muhammad Zaidan

oder bis du über Dschanna von Dattelpalmen und Rebstöcken verfügst, in der die Flüsse in Strömen sprudeln,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"Or until you have an orchard enclosing palm-trees and vines and you cause the earth to cleave in its midst forming channels for water to flow in copious streams like rolling rivers with murmuring flows that flow forever?"

Abdul Haleem

or until you have a garden of date palms and vines, and make rivers pour through them;

Abdullah Yusuf Ali

"Or (until) thou have a garden of date trees and vines, and cause rivers to gush forth in their midst, carrying abundant water;

Abul A'la Maududi

or that there be a garden of palms and vines for you and then you cause rivers to abundantly flow forth through them;

Aisha Bewley

or have a garden of dates and grapes which you make rivers come pouring through;

Al-Hilali & Khan

"Or you have a garden of date-palms and grapes, and cause rivers to gush forth in their midst abundantly;

Ali Quli Qarai

Or until you have a garden of date palms and vines and you make streams gush through it.

Amatul Rahman Omar

`Or there be a garden of date-palms and vines for you, and you cause the streams to gush forth abundantly in its midst,

Arthur John Arberry

or till thou possessest a garden of plants and vines, and thou makest rivers to gush forth abundantly all amongst it,

Bijan Moeinian

You own a garden of date palms and grapes, with rivers running through it; or ….

E. Henry Palmer

or there be made for thee a garden of palms and grapes, and rivers come gushing out amidst them;

Edip-Layth

"Or that you have a garden of palm trees and grapes, and you cause gushing rivers to burst through it."

George Sale

or thou have a garden of palm-trees and vines, and thou cause rivers to spring forth from the midst thereof in abundance;

Hamid S. Aziz

Or there be made for you a garden of palms and grapes, and rivers come gushing out amidst them;

Mahmoud Ghali

Or (till) you have a garden of palms and vine (s); then you make rivers to erupt forth amidst it abundantly (Literally: with "all manner of" eruption).

Marmaduke Pickthall

Or thou have a garden of date-palms and grapes, and cause rivers to gush forth therein abundantly;

Mohamed Ahmed - Samira

Or, until you acquire an orchard of date-palm trees and grapes, and produce rivers flowing through it;

Muhammad Asad

or thou have a garden of date-palms and vines and cause rivers to gush forth in their midst in a sudden rush,

Mustafa Khattab

or until you have a garden of palm trees and vineyards, and cause rivers to flow abundantly in it,

Progressive Muslims

"Or that you have a garden of palm trees and grapes, and you cause gushing rivers to burst through it. "

Sahih International

Or [until] you have a garden of palm tress and grapes and make rivers gush forth within them in force [and abundance]

Sam Gerrans

“Or thou have a garden of date-palms and grapevines, and thou cause rivers to gush forth in the midst thereof abundantly,

Shabbir Ahmed

"Or you have a garden of date palms and grapes vines and cause rivers to gush forth in their midst. "

Syed Vickar Ahamed

"Or (unless) you have a garden of date-palm (trees), and grape-vines, and make rivers to come up in their midst carrying plenty of water;

Taqi Usmani

Or you have a garden of date palms and grapes, then you bring forth rivers from their midst in abundance.

The Monotheist Group

"Or that you have an estate of palm trees and grapes, and you cause gushing rivers to burst through it."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

ou que tu aies un jardin de palmiers et de vignes, entre lesquels tu feras jaillir des ruisseaux en abondance;

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Yan jî, ji bo te bostanekî xurma û rezekî tirî hebin ku di nav wan de bi coş û caş robar biherikin…

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

of tot jij een tuin van palmen en wijnstokken hebt en er ruimschoots rivieren doorheen laat stromen,

Hollandaca — Salomo Keyzer

Of indien gij een tuin van palmboomen en wijngaarden hebt en dat gij uit het midden rivieren in overvloed doet ontspringen.

Hollandaca — Siregar

Of jij een tuin met dadelpalmen en druivenstruiken hebt, en dan overvloedige rivieren uit hun midden doet ontspringen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

или пока не будет у тебя сада с пальмами и виноградом, и проложишь ты между ними реки,

Rusça — Osmanov

или пока у тебя не будет пальмовой рощи и виноградника и не проведешь в них каналы;

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

eller (visar dig äga) en trädgård med dadelpalmer och druvor och låter porlande bäckar rinna upp i dess mitt,