طَلَعَ الشَّمْسُ طُلُوعًا وَمَطْلَعًا : Güneş doğdu. Allah buyurur ki: وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ
طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا :
Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini övgü ile noksanlıklardan tenzih et (20/Tâhâ 130); سَلَامٌ هِيَ حَتَّى
مَطْلَعِ الْفَجْرِ :
Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir o (97/Kadir 5). مَطْلِع : Güneşin doğduğu yer: حَتَّى إِذَا بَلَغَ
مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا
تَطْلُعُ عَلَى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا :
Nihâyet güneşin doğduğu yere ulaştığında; onun, güneşe karşı hiç bir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu gördü (18/Kehf 90). Şu söz de bu anlamdan istiâre edilmiştir: طَلَعَ عَلَيْنَا فُلاَنٌ وَاطَّلَعَ : Falan kişi aniden bize çıkageldi. Allah buyurur ki: قَالَ
هَلْ أَنْتُمْ
مُطَّلِعُونَ :
Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi (37/Sâffât 54);
فَاطَّلَعَ فَرَآَهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ :
Bir baktı, onu cehennemin ortasında gördü (37/Sâffât 55); أَسْبَابَ السَّمَاوَاتِ
فَأَطَّلِعَ إِلَى إِلَهِ مُوسَى :
Göklerin yollarına erişeyim de Musa’nın ilâhına çıkayım (40/Mü’min 37);
أَطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا :
Gayba vakıf mı olmuş, yoksa Rahmân’ın nezdinde bir ahd mi edinmiş? (19/Meryem 78); لَعَلِّي
أَطَّلِعُ إِلَى إِلَهِ مُوسَى :
Belki Musa’nın ilâhına çıkarım (28/Kasas 38).
اِسْتَطْلَعْتُ رَأْيَهُ : Onun görüşünün ne olduğuna baktım. أَطْلَعْتُكَ عَلَى كَذَا : Seni falan şeyden haberdar ettim. طَلَعْتُ عَنْهُ : Ondan gizlendim. طِلاَع : Güneşin üzerine doğduğu ve insanın üstüne çıktığı şey. طَلِيعَةُ الْجَيْشِ : Askerin öncü kolu, askerin ilk belirenleri. اِمْرَأَةٌ طُلَعَةٌ قُبَعَةٌ : Başını bir çıkarıp bir gizleyen kadın. Doğuşa benzetilerek; طَلْعُ النَّخْلِ /hurma tomurcuğu, denir. وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌ : Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik (50/Kâf 10); طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ : Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir (37/Sâffât 65); yani ondan dışarı çıkan وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ : Tomurcukları sarkmış hurmalar (26/Şu’arâ 148).
أَطْلَعَتِ النَّخْلُ : Hurma tomurcuk çıkardı/çiçek açtı. قَوْسٌ طِلاَعُ الْكَفِّ : Kabzası avuç dolduran bir yay.