غ د و (ĞD̃W) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Sabahın erken vakti, yarın, sabah, sabah namazı ile güneşin doğuşu arasındaki zaman, günün ilk bölümü

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (16)

Bu kök Kur'an boyunca 16 kez, 10 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

غَدًا4 kez

Yusuf 12:12غَدًاğadenyarın

اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

ersilhu meǎnā ğaden yerteǎ' ve yel'ǎb ve innā lehu le HāfiZūne

"Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz."

Kehf 18:23غَدًاğadenyarın

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۬يْءٍ اِنِّي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًا

ve lā teḳūlenne li şey'in innī fāǐlun ƶālike ğaden

Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme!

Lokman 31:34غَدًاğadenyarın

اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

inne (a)llahe ǐndehu ǐlmu s-sāǎti ve yunezzilu l-ğayṧe ve yeǎ'lemu mā fī l-erHāmi ve mā tedrī nefsun māƶā teksibu ğaden ve mā tedrī nefsun bi eyyi erDin temūtu inne (a)llahe ǎlīmun ḣabīrun

Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.

Kamer 54:26غَدًاğadenyarın

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ

se yeǎ'lemūne ğaden meni l-keƶƶābu l-eşiru

Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!

بِالْغُدُوِّ3 kez

A'raf 7:205بِالْغُدُوِّbi l-ğuduvvisabah

وَاذْكُرْ رَبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِلِينَ

ve ƶkur rabbeke fī nefsike teDerruǎn ve ḣīfeten ve dūne l-cehri mine l-ḳavli bi l-ğuduvvi ve l-āSāli ve lā tekun mine l-ğāfilīne

Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.

Ra'd 13:15بِالْغُدُوِّbi l-ğuduvvisabah

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ

ve li (a)llahi yescudu men fī s-semāvāti ve l-erDi Tav'ǎn ve kerhen ve Zilāluhum bi l-ğuduvvi ve l-āSāli

Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a boyun eğer.

Nur 24:36بِالْغُدُوِّbi l-ğuduvvisabah

فِي بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ

fī buyūtin eƶine (a)llahu en turfeǎ ve yuƶkera fīhā ismuhu yusebbiHu lehu fīhā bi l-ğuduvvi ve l-āSāli

(36-37) Allah'ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.

بِالْغَدٰوةِ2 kez

En'am 6:52بِالْغَدٰوةِbi l-ğadātisabah

وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ

ve lā teTrudi (e)lleƶīne yed'ǔne rabbehum bi l-ğadāti ve l-ǎşiyyi yurīdūne vechehu mā ǎleyke min Hisābihim min şey'in ve mā min Hisābike ǎleyhim min şey'in fe teTrudehum fe tekūne mine Z-Zālimīne

Rab'lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.

Kehf 18:28بِالْغَدٰوةِbi l-ğadātisabah

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا

ve Sbir nefseke meǎ (e)lleƶīne yed'ǔne rabbehum bi l-ğadāti ve l-'ǎşiyyi yurīdūne vechehu ve lā teǎ'du ǎynāke ǎnhum turīdu zīnete l-Hayāti d-dunyā ve lā tuTiǎ' men eğfelnā ḳalbehu ǎn ƶikrinā ve ttebeǎ hevāhu ve kāne emruhu furuTen

Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.

غَدَوْتَ1 kez

Al-i İmran 3:121غَدَوْتَğadevtesen erkenden

وَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

ve iƶ ğadevte min ehlike tubevviu l-mu'minīne meḳāǐde li l-ḳitāli ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun

Hani sen mü'minleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

غَدَاءَنَا1 kez

Kehf 18:62غَدَاءَنَاğadā'enākahvaltımızı

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا

fe lemmā cāvezā ḳāle li fetāhu ātinā ğadā'enā le ḳad leḳīnā min seferinā hāƶā neSaben

Oradan uzaklaştıklarında Musa beraberindeki gence, "Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük" dedi.

غُدُوُّهَا1 kez

Sebe 34:12غُدُوُّهَاğuduvvuhāsabah gidişi

وَلِسُلَيْمٰنَ الرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّهِ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ

ve li suleymāne r-rīHa ğuduvvuhā şehrun ve ravāHuhā şehrun ve eselnā lehu ǎyne l-ḳiTri ve mine l-cinni men yeǎ'melu beyne yedeyhi bi iƶni rabbihi ve men yeziğ minhum ǎn emrinā nuƶiḳhu min ǎƶābi s-seǐyri

Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgarı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.

غُدُوًّا1 kez

Mü'min 40:46غُدُوًّاğuduvvensabah

اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ

n-nāru yuǎ'raDūne ǎleyhā ğuduvven ve ǎşiyyen ve yevme teḳūmu s-sāǎtu edḣilū āle fir'ǎvne eşedde l-ǎƶābi

(Öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun" denilecektir.

لِغَدٍ1 kez

Haşr 59:18لِغَدٍli ğadinyarın için

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū tteḳū (a)llahe ve l tenZur nefsun mā ḳaddemet li ğadin ve tteḳū (a)llahe inne (a)llahe ḣabīrun bimā teǎ'melūne

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

اغْدُوا1 kez

Kalem 68:22اغْدُواğdūerkenden gidin

اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِمِينَ

eni ğdū ǎlā Harṧikum in kuntum Sārimīne

(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

وَغَدَوْا1 kez

Kalem 68:25وَغَدَوْاve ğadevve erkenden gittiler

وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِرِينَ

ve ğadev ǎlā Hardin ḳādirīne

(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.