İnkar edenler, "Biz bu Kur'an'a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız" dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hallerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk" derler.

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ نُؤْمِنَ بِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَلَا بِالَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ الْقَوْلَ يَقُولُ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَا اَنْتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنِينَ

ve ḳāle (e)lleƶīne keferū len nu'mine bi hāƶā l-ḳurāni ve lā bi(e)lleƶī beyne yedeyhi ve lev terā iƶi Z-Zālimūne mevḳūfūne ǐnde rabbihim yerciǔ beǎ'Duhum ilā beǎ'Din l-ḳavle yeḳūlu (e)lleƶīne stuD'ǐfū li(e)lleƶīne stekberū levlā entum le kunnā mu'minīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَقَالَve ḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
2الَّذِينَ(e)lleƶīnekimseler
3كَفَرُواkeferūك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkar eden(ler)
4لَنْlen
5نُؤْمِنَnu'mineا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanbiz inanmayız
6بِهٰذَاbi hāƶābu
7الْقُرْاٰنِl-ḳurāniق ر اOkumak; derlemek, biriktirmek, yığmak, biriktirip dağıtmak; anlatmak, açıklamak, izah etmek, nakletmek; araştırmak, soruşturmak, incelemek. Türkçe’ye girmiş türevler : kari, kuran, kıraat, kıraathaneKur'an'a
8وَلَاve lāne de
9بِالَّذِيbi(e)lleƶīşeye
10بَيْنَbeyneب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinellerinde olan
11يَدَيْهِyedeyhiي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyitellerinde olan
12وَلَوْve levşayet
13تَرٰٓىterāر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.sen bir görsen
14اِذِiƶiolduğunda
15الظَّالِمُونَZ-Zālimūneظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakzalimleri
16مَوْقُوفُونَmevḳūfūneو ق فAyakta durmak, birini ayağa kaldırmak.tutuklanmış
17عِنْدَǐndeع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.huzurunda
18رَبِّهِمْrabbihimر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRablerinin
19يَرْجِعُyerciǔر ج عgeri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek.atarlarken
20بَعْضُهُمْbeǎ'Duhumب ع ضbir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, birazbir kısmı
21اِلٰىilā
22بَعْضٍbeǎ'Dinب ع ضbir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, birazdiğerine
23الْقَوْلَl-ḳavleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelesöz
24يَقُولُyeḳūluق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelediyorlar
25الَّذِينَ(e)lleƶīnekimseler
26اسْتُضْعِفُواstuD'ǐfūض ع فZayıf/güçsüz/hasta olmak. Bir kişiyi zayıf düşünmek, saymak, davranmak veya görmek. Aşmak, iki kat, çok katlı, ikiye katlamak, üçe katlamak, çoklu kelimeler. Benzer, eşit miktar veya bir o kadar daha.zayıf düşürülen(ler)
27لِلَّذِينَli(e)lleƶīnekimselere
28اسْتَكْبَرُواstekberūك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.büyüklük taslayan(lara)
29لَوْلَاlevlāolmasaydınız
30اَنْتُمْentumsiz
31لَكُنَّاle kunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinelbette biz olurduk
32مُؤْمِنِينَmu'minīneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanan insanlar

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve kâfir olanlar, biz dediler, ne şu Kur'ân'a inanırız, ne de ondan önceki kitaplara. Bir görmeliydin zâlimlerin, Rablerinin katında öylece kalakaldıkları ve birbirlerinin sözlerini kesip söylendikleri günkü hallerini; o zayıf ve aşağılık sanılanlar, ululuk satanlara derler ki: Siz olmasaydınız biz mutlaka inanırdık.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve kâfir olanlar, biz dediler, ne şu Kurʼânʼa inanırız, ne de ondan önceki kitaplara. Bir görmeliydin zâlimlerin, Rablerinin katında öylece kalakaldıkları ve birbirlerinin sözlerini kesip söylendikleri günkü hallerini; o zayıf ve aşağılık sanılanlar, ululuk satanlara derler ki: Siz olmasaydınız biz mutlaka inanırdık.

Adem Uğur

Kâfir olanlar dediler ki: Biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız. Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk, derler.

Ahmed Hulusi

Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "Bu Kuran'a da, bundan önce bize bildirilmiş olana da asla iman etmeyeceğiz". . . Zalimleri, Rablerinin indinde zorunlu dururlarken (değerlendiremedikleri hakikatlerindeki gerçeği fark etmiş haldeyken), bir görsen! Bir kısmı diğerini suçlarken. . . Tabi olan zayıflar, büyüklük taslayan önderlerine: "Eğer siz olmasaydınız, elbette iman edenlerden olurduk" derler.

Ahmet Tekin

Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar: 'Biz, bu Kur’ân’a ve Kur’ânın vahyine muhatap olan önündeki zata, Peygamber Muhammede asla inanmayacağız' derler. Sen inkârda, isyanda, baskı, zulüm ve işkencede, temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engellemede devam eden güç ve iktidar sahibi zâlimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış halde, birbirlerine laf atarlarken bir görsen! Bir taraftan, temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış, baskıcı, zâlim idareler altında ezilenler, büyüklük taslayan zorba, güç ve iktidar sahiplerine: 'Siz olmasaydınız, elbette biz mü’min kimseler olurduk' derler.

Ahmet Varol

İnkâr edenler dediler ki: 'Biz ne bu Kur'an'a ne de ondan öncekilere inanırız.' Sen onları, Rablerinin huzurunda durdurulmuş halde birbirlerine söz atarlarken görsen. Zayıf düşürülenler büyüklenenlere: 'Eğer siz olmasaydınız biz muhakkak mü'minler olurduk' derler.

Ali Bulaç

İnkar edenler dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan önceki (indirile)ne." Sen o zulmedenleri, Rableri huzurunda tutuklanmış olarak görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip çevirir (birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar, büyüklük taslayanlara derler ki: "Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk."

Ali Fikri Yavuz

O küfre varanlar: “- Biz, asla ne bu Kur’an’a inanırız, ne de ondan öncekine (Tevrat ve İncil’e).” dediler. Fakat sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda durdurulurlarken sözü birbirlerine çevirerek, düşükler, o büyüklük taslıyanlara: “- Siz olmasaydınız muhakkak biz iman ederdik.” dedikleri zaman bir göreydin!...

Ali Rıza Safa

Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Hem bu Kur'an'a hem de Ondan öncekilere inanmayız!" Bu haksızlık yapanları, tutuklanmış olarak, Efendilerinin karşısında birbirleriyle atışıp durduklarında bir görsen? Güçsüz olanlar, büyüklük taslayanlara, şöyle derler: "Siz olmasaydınız, kesinlikle inananlar arasında olurduk!"

Bayraktar Bayraklı

İnkar edenler, "Bu Kur'an'a ve bundan önce gelen kitaplara asla inanmayacağız" dediler. Sen o zalimleri, Rabblerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf durumda olanlar, büyüklük taslayanlara: "Sizler olmasaydınız, biz kesinlikle inananlardan olurduk" diyecekler.

Bekir Sadak

Inkar edenler: «Bu Kuran'a ve ondan oncekilere inanmayacagiz» dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmis olduklari zaman, sucu birbirine atip dururken bir gorsen! Gucsuz sayilanlar, buyukluk taslayanlara: «Siz olmasaydiniz biz inanmis olacaktik» derler.

Celal Yıldırım

Küfredenler dediler ki: «Biz elbette ne bu Kur'ân'a inanırız, ne de önündeki (önce indirilenlere inanırız.» Bu zâlimleri, Rablarının huzurunda durduruldukları zaman bir görsen, sözü birbirlerinin üzerine atıp tutar, evirip çevirirler. İçlerinden zayıf ve âciz sayılanlar, büyüklük taslayanlara : «Siz olmasaydınız bizler elbette mü'minler olurduk» derler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

İnkâr edenler şöyle dediler: “Biz ne bu Kur’an’a inanırız ne de bundan öncekilere!” Sen o zalimleri rablerinin huzurunda, tutuklanmış halde birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Horlananlar büyüklük taslayanlara şöyle derler: “Siz olmasaydınız, hiç kuşkusuz biz iman ederdik.”

Diyanet İşleri

İnkar edenler, "Biz bu Kur'an'a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız" dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hallerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk" derler.

Diyanet İşleri (eski)

İnkar edenler: 'Bu Kuran'a ve ondan öncekilere inanmayacağız' dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: 'Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık' derler.

Diyanet Vakfi

Kâfir olanlar dediler ki: Biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız. Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk, derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Kâfirler: «Biz ne bu Kur'ân'a inanırız, ne de ondan öncekilere.» dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rablerinin huzuruna durduruldukları zaman, birbirlerine söz atarken bir görsen! Bir taraftan zayıf düşürülenler, o büyüklük taslayanlara: «Siz olmasaydınız biz mutlaka mümin olurduk» derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bununla beraber, o küfredenler: "Biz ne bu Kur'an'a inanırız, ne de önündekine!" dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman birbirlerine laf atarken bir görsen! Bir taraftan zebun edilenler (zayıf düşürülenler), o büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız kesinlikle biz mü'min olurduk!" diyeceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bununla beraber o küfredenler: "biz ne bu Kur'ana inanırız, ne de önündekine" dediler, fakat görsen o zalimler yakalanıp rablarının huzuruna durduruldukları zaman ba'zısı ba'zısına söz atarken, ki taraftan zebun edilenler, o büyüklük taslıyanlara şöyle diyorlardır: siz olmasa idiniz her halde biz mü'min olurduk

Erhan Aktaş

Kafirler, "Biz ne bu Kur'an'a ne de ondan önce gelene asla inanmayacağız." dediler. Sen bu zalimleri, Rabb'leri huzuruna çıkarıldıklarında nasıl birbirlerine sataştıklarını bir görsen! Güçsüzler, büyüklük taslayan kimselere, "Eğer siz olmasaydınız, biz kesinlikle inananlardan olurduk." derler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kafirler, "Biz ne bu Kur'an'a ne de ondan önce gelene asla inanmayacağız." dediler. Sen bu zalimleri, Rabb'leri huzuruna çıkarıldıklarında nasıl birbirlerine sataştıklarını bir görsen! Güçsüzler, büyüklük taslayan kimselere, "Eğer siz olmasaydınız, biz kesinlikle inananlar olurduk." derler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Gerçeği yalanlayan nankörler, "Biz ne bu Kur'an'a, ne de ondan önce gelene asla inanmayacağız." dediler. Sen bu zalimleri, Rabb'leri huzuruna çıkarıldıklarında nasıl birbirlerine sataştıklarını bir görsen! Güçsüzler, büyüklük taslayan kimselere, "Eğer siz olmasaydınız, biz kesinlikle inananlar olurduk." derler.

Fizilal-il Kuran

Kâfirler «Biz ne bu Kur'an'a ve ne de ondan önceki kutsal kitaplara asla inanmayız» dediler. Sen bu zalimleri bir de Rabb'lerinin huzurunda dikilmiş durumda biribirlerini suçlarken görsen! O zaman ayak takımını oluşturan güdülenler kendini beğenmiş elebaşlarına «Siz olmasaydınız, biz mü'min olacaktık» derler.

Gültekin Onan

Küfredenler dedi ki: "Biz kesin olarak ne bu Kuran'a inanırız, ne ondan önceki (indirile)ne." Sen o zulmedenleri rableri huzurunda tutuklanmış olarak görsen. Sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip çevirir (birbirlerine yöneltirler). Zaafa uğratılan (müstazaf)lar, büyüklük taslayanlara derler ki: "Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler inançlılar olurduk."

Hamdi Döndüren

İnkâr edenler, “Biz ne bu Kur’an’a, ne de bundan öncekine inanmayız.” dediler. Sen o zâlimleri, Rablerinin huzurunda durdurulmuş ve birbirlerine söz atarken bir görsen: Güçsüzler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk!” derler.

Hasan Basri Çantay

O küfredenler. "Biz ne bu Kur'ana, ne de ondan öncekilere asla inanmayız" dedi (ler). O zaalimler Rablerinin divanında mevkuf dururlarken, sözü (kabahati) birbirine evirib çevirir (lerken, içlerinden) zaif sayılanlar o büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız muhakkak ki biz mü'minler (den) olmuşduk" derler (ken) sen bir görmelisin!

Hasib Asutay

İnkâr edenler dediler ki: 'Biz ne bu Kur'an 'a ne de bundan öncekine (11) inanırız'. Sen o zalimleri Rablerinin huzurunda tutuklanmış olarak, birbirine söz atarlarken bir görsen! Zayıf düşürenler büyüklük taslayanlara, 'Siz olmasaydınız elbette biz müminler olurduk' derler. (11. Tevrat, İncil gibi önceki kitaplara.)

Hayrat Neşriyat

Ve inkâr edenler dedi ki: '(Biz) ne bu Kur’ân’a, ne de onun önündekilere (ondan önce gelen diğer kitablara) aslâ inanmayız!' Fakat (sen), o zâlimleri Rablerinin huzûrunda durdurulmuş kimseler olduklarında bir görsen! Birbirlerine söz çevirir (aralarında münâkaşa ederler). Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara: 'Siz olmasaydınız elbette (biz de) mü’min kimseler olurduk' derler.

İbni Kesir

Küfretmiş olanlar dediler ki: Biz kesin olarak ne bu Kur'an'a ne de ondan öncekilere inanırız. Bir görseydin, hani zalimler Rabblarının huzurunda dikilmişler, bir kısmı bir kısmına söz atıyordu. Güçsüz sayılanlar büyüklük taslayanlara diyorlardı ki: Siz olmasaydınız biz, muhakkak inananlar olurduk.

Mehmet Okuyan

Kâfir olanlar şöyle demişlerdi: “Biz hiçbir zaman bu Kur’an’a ve bundan önce gelen (kitaplara) inanmayacağız.” Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf bırakılanlar kibirlenenlere “Siz olmasaydınız elbette biz inananlar olurduk!” diyeceklerdir.

Muhammed Esed

(Ama) hakikati inkara şartlanmış olanlar, "Biz ne bu Kuran'a inanırız, ne de önceki vahiylerden bugüne kalanlara!" dediler. Sen (Hesap Günü) Rablerinin huzurunda suçu birbirlerinin üzerine atıp durdukları zaman bu zalimleri(n halini) bir görseydin! (Yeryüzünde) güçsüz olanlar küstahça böbürlenenlere: "Siz olmasaydınız kesinlikle inanmışlardan olurduk!" diyeceklerdir.

Mustafa İslamoğlu

İnkarda ısrar edenler dediler ki: "Bizler ne bu Kur'an'a inanırız, ne de geçmiş vahiylerden bugüne kalanlara."

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve kâfir olanlar dediler ki: «Elbette biz ne Kur'an'a inanırız ve ne de onun önündekine.» Eğer o zalimleri Rablerinin huzurunda tevkif edilmiş oldukları zaman görecek olsan, (pek acaib bir manzara görmüş olursun) bazısı bazısına söz çevirir. Zayıf sayılmış olanlar kendilerini büyük görmüş olanlara der ki: «Eğer siz olmasa idiniz, elbette biz mü'minler olmuş olurduk.»

Ömer Öngüt

Kâfirler dediler ki: "Biz bu Kur'an'a da, ondan öncekilere de aslâ inanmayız. " Sen o zâlimleri Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! İçlerinde zayıf sayılanlar (tâbi olanlar, peşlerine takıldıkları o) büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık. " derler.

Suat Yıldırım

Kâfirler: "Biz ne bu Kur’ân’a, ne de bundan öncekilere inanırız." derler. O zalimleri; sen, Rab’lerinin huzuruna duruşma için getirildiklerinde, birbirlerine laf atarken bir görseydin! Zebûn edilen, dünyada güçsüz bırakılanlar o kibirli olan önderlerine: "Ah! Sizin yüzünüzden bu hallere düştük, siz olmasaydınız biz de iman edecektik!" diyecekler.

Süleyman Ateş

İnkar edenler dediler ki: "Biz ne bu Kur'an'a, ne de bundan öncekilere inanırız." Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen: Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk." diyorlar.

Süleymaniye Vakfı

Kafirlik edenler şöyle dediler: "Bu Kur'an'a da bundan öncekilere de asla inanmayacağız! "Yanlışlara dalan bu kişileri, Rablerinin huzurunda durdurulduklarında biri diğerini itham ederken bir görsen! Ezilenler, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz kesinkes mümin olurduk." derler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Görmezlikten gelenler(kafirler) şöyle derler: "Bu Kuran'a da bundan önceki kitaplara da güvenecek değiliz". Yanlışlar içindeki bu kişileri, Sahiblerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen! Etkisizleştirilmişler büyüklük taslayanlara şöyle derler: "Siz olmasaydınız biz kesin mümin olurduk".

Şaban Piriş

İnkar edenler: -Biz, bu Kur'an'a da ondan öncekilere de asla inanmayız, derler oysa o zalimler, Rab'lerinin huzurunda durdukları zaman bir görsen, suçu nasıl birbirlerine atıyorlar. Sömürülenler, büyüklük taslamış olanlara: -Eğer siz olmasaydınız, biz kesinlikle mü'min olurduk derler.

Tefhim-ul Kuran

Küfretmekte olanlar dedi ki: «Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne de ondan önceki (indirile)ne.» Sen o zulmetmekte olanları, Rableri huzurunda tutuklanmış olarak bir görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip çevirir (birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar, büyüklük taslayanlara derler ki: «Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk.»

Ümit Şimşek

İnkâr edenler, 'Ne bu Kur'ân'a inanırız, ne de ondan öncekilere' dediler. Sen o zalimleri Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen! Birbirlerine söz yetiştirmektedirler. Güçsüz olanlar, büyüklük taslayanlara derler ki: 'Siz olmasaydınız biz mü'min olmuştuk.'

Yaşar Nuri Öztürk

Küfre sapanlar dedi ki: "Biz, bu Kur'an'a da bundan öncekine de asla inanmayacağız!" Ah, bir görsen o zalimleri Rableri huzurunda, tutuklanmış halde! Bir kısmı da bir kısmına söz atar durur. Basit görülüp horlananları, büyüklük taslayanlara şöyle derler: "Siz olmasaydınız, vallahi biz inanacaktık!"

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

Kafirlər dedilər: “Biz nə bu Qurana, nə də bundan əvvəlkilərə əsla inanmayacağıq!” Kaş sən o zalımları öz Rəbbinin hüzurunda saxlanılıb bir-birinə söz qaytardıqları anda görəydin. Zəiflər, öz şəxsiyyətləri haqda yüksək rəydə olanlara deyəcəklər: “Əgər siz olmasaydınız, biz iman gətirərdik”.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Die Ungläubigen sagen: ʺWir werden weder an diesen Koran noch an die vor ihm offenbarten Schriften glauben.ʺ Du müßtest sehen, wie die Ungerechten am Jüngsten Tag vor ihrem Herrn stehen und einander Vorhaltungen machen werden. Die Unterdrückten werden den Überheblichen sagen: ʺWenn ihr nicht gewesen wäret, wären wir Gläubige.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Und diejenigen, die ungläubig sind, sagen: ʺWir werden nicht an diesen Qurʹan glauben und auch nicht an das, was (an Offenbarungen) vor ihm da war.ʺ Könntest du nur sehen, wenn die Ungerechten vor ihren Herrn gestellt werden und untereinander die Worte wechseln! Diejenigen, die unterdrückt wurden, sagen zu denjenigen, die sich hochmütig verhielten: ʺWenn ihr nicht gewesen wäret, so wären wir wahrlich gläubig gewesen.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Und jene, die ungläubig sind sagen: ʺWir wollen keineswegs an diesen Quran glauben, noch an das, was vor ihm gewesen ist.ʺ Und könntest du nur sehen, wie sich die Ungerechten wechselseitig die Schuld zuweisen, wenn sie vor ihren Herrn gestellt werden! Diejenigen, die unterdrückt waren, werden dann zu denen, die hochmütig waren, sagen: ʺWäret ihr nicht gewesen, wären wir ganz gewiß Gläubige geworden.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und diejenigen, die Kufr betrieben haben, sagten: ʺWir werden niemals den Iman verinnerlichen weder an diesen Quran, noch an das, was vor ihm war.ʺ Und (Erstaunliches wirst du erleben), würdest du nur sehen, wenn die Unrecht-Begehenden vor ihrem HERRN eingesperrt werden, während die einen den anderen das Gesagte beantworten. Diejenigen, die unterdrückt wurden, sagen denjenigen, die sich in Arroganz erhoben: ʺWäret ihr nicht, wären wir doch Mumin gewesen!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Pitifully, the infidels declare: "We will not acknowledge this Quran nor the preceding Scriptures". If you Muhammad could envisage the wrongful of actions when they stand before Allah for Judgement expressing reproaches against each other, You will hear those who were viewed with contempt saying to those whose pride consistently got the better of their prudence: "Had it not been for you we would have conformed to Allah's system of daily and worship",

Abdul Haleem

The disbelievers say, ‘We will believe neither this Qur an nor the Scriptures that came before it.’ If only you could see [Prophet] how the wrongdoers will be made to stand before their Lord, hurling reproaches at one another. Those who were oppressed will say to the oppressors, ‘If it were not for you, we would have been believers.’

Abdullah Yusuf Ali

The Unbelievers say: "We shall neither believe in this scripture nor in (any) that (came) before it." Couldst thou but see when the wrong-doers will be made to stand before their Lord, throwing back the word (of blame) on one another! Those who had been despised will say to the arrogant ones: "Had it not been for you, we should certainly have been believers!"

Abul A'la Maududi

The unbelievers say: "We shall never believe in this Qur'an, nor in any Scripture before it." If you could only see the wrong-doers arrayed before their Lord, each bandying charges against the other. Those who were suppressed will say to those who waxed arrogant: “Had it not been for you, we would have been believers.”

Aisha Bewley

Those who are kafir say, ‘We will never have iman in this Qur’an, nor in what came before it. ’ If only you could see when the wrongdoers, standing in the presence of their Lord, cast accusations back and forth at one another! Those deemed weak will say to those deemed great, ‘Were it not for you, we would have been muminun!’

Al-Hilali & Khan

And those who disbelieve say: "We believe not in this Qur’ân nor in that which was before it." But if you could see when the Zâlimûn (polytheists and wrong-doers) will be made to stand before their Lord, how they will cast the (blaming) word one to another! Those who were deemed weak will say to those who were arrogant: "Had it not been for you, we should certainly have been believers!"

Ali Quli Qarai

The faithless say, ‘We will never believe in this Qur’ān, nor in what was [revealed] before it. ’ But if you were to see when the wrongdoers are made to stop before their Lord casting the blame on one another. Those who were abased will say to those who were arrogant, ‘Had it not been for you, we would surely have been faithful.’

Amatul Rahman Omar

And those who disbelieve say, `We will never believe in this Qur'ân nor in (the Books) that preceded it. ' Could you but see their condition when the wrongdoers will be made to stand before their Lord, they will be bandying words (and so throwing back the blame) on one another. Those who had been suppressed and made weak will say to those who considered themselves superior, `Had it not been for you we would surely have been believers.'

Arthur John Arberry

The unbelievers say, 'We will not believe in this Koran, nor in that before it. ' Ah, if thou couldst see when the evildoers are stationed before their Lord, bandying argument the one against the other! Those that were abased will say to those that waxed proud, 'Had it not been for you, we would have been believers.

Bijan Moeinian

The disbelievers say: "We will never believe in Qur’an or any previous scriptures. " I wish you could see these people standing in front of God in the Day of Judgment. The weak ones [who idolized the ones whom they worshipped] will say: “If it was not in account of you, we would have been true believers.”

E. Henry Palmer

And those who misbelieve say, 'We will never believe in this Qur'an or in what is before it;' but couldst thou see when the unjust are set before their Lord, they shall rebut each other in speech. Those who were thought weak shall say to those who were big with pride, 'Had it not been for you we should have been believers.'

Edip-Layth

Those who rejected have said, "We will not acknowledge this Quran, nor in what is already with him." If you could but see these transgressors when they stand before their Lord, how they will accuse one another back and forth. Those who were weak will say to those who were mighty: "If it were not for you, we would have been those who acknowledge!"

George Sale

The unbelievers say, we will by no means believe in this Koran, nor in that which hath been revealed before it. But if thou couldest see when the unjust doers shall be set before their Lord! They will iterate discourse with one another: Those who were esteemed weak shall say unto those who behaved themselves arrogantly, had it not been for you, verily we had been true believers.

Hamid S. Aziz

Say, "You have the appointment of a Day which you cannot hold back for an hour, nor can you bring it forward. "

Mahmoud Ghali

And (the ones) who have disbelieved have said, "We will never believe in this Qur'an, nor in that before it. " (Literally: between its two hands) And if you could see as the unjust ones are being made to stand in the Reckoning of their Lord, bandying argument the one against the other! (Literally: some of them returning the saying to some "others") (The ones) who were deemed weak will say to the ones who waxed proud, "Had it not been for you, we would indeed have been believers."

Marmaduke Pickthall

And those who disbelieve say: We believe not in this Qur'an nor in that which was before it; but oh, if thou couldst see, when the wrong-doers are brought up before their Lord, how they cast the blame one to another; how those who were despised (in the earth) say unto those who were proud: But for you, we should have been believers.

Mohamed Ahmed - Samira

The unbelievers say: "We do not believe in this Qur'an, nor in what was (sent) before it. " If only you could see the sinners when they are made to stand before their Lord, blaming one another! Those who were weak will say to those who were arrogant: "But for you we would have certainly been believers."

Muhammad Asad

And [yet, ] those who are bent on denying the truth do say, "We shall never believe in this Qur’an, and neither in whatever there still remains of earlier revelations!" But if thou couldst only see [how it will be on Judgment Day,] when these evildoers shall be made to stand before their Sustainer, hurling reproaches back and forth at one another! Those [of them] who had been weak [on earth] will say unto those who had gloried in their arrogance: “Had it not been for you, we would certainly have been believers!”

Mustafa Khattab

The disbelievers vow, "We will never believe in this Quran, nor in those ˹Scriptures˺ before it." If only you could see when the wrongdoers will be detained before their Lord, throwing blame at each other! The lowly ˹followers˺ will say to the arrogant ˹leaders˺, “Had it not been for you, we would certainly have been believers.”

Progressive Muslims

And those who rejected have said: "We will not believe in this Quran, nor in what is already with him. " And if you could but see these transgressors when they stand before their Lord, how they will accuse one another back and forth. Those who were weak will say to those who were mighty: "If it were not for you, we would have been believers!"

Sahih International

And those who disbelieve say, "We will never believe in this Qur'an nor in that before it. " But if you could see when the wrongdoers are made to stand before their Lord, refuting each other's words... Those who were oppressed will say to those who were arrogant, "If not for you, we would have been believers."

Sam Gerrans

And those who ignore warning say: “We will never believe in this Qur’an, nor in what was before it.” But if thou couldst see when the wrongdoers are brought before their Lord, refuting each other’s word[...]. Those who were despised will say to those who had waxed proud: “Were it not for you, we would have been believers!”

Shabbir Ahmed

And the rejecters say, "We will not believe in this Qur'an, nor in the previous Scriptures. " If you could only see these transgressors when they are made to stand before their Lord, how they blame one another. The followers will tell their proud leaders, "If it were not for you, we would have been believers."

Syed Vickar Ahamed

And those who disbelieve say: "We shall neither believe in this Quran nor in (any) that (came) before it. " But if you could only see when the wrongdoer will be made to stand before their Lord, shifting the word (blaming) one another! Those who had been disliked will say to the proud and arrogant ones: "If it was not for you, we should certainly have been believers!"

Taqi Usmani

Those who disbelieve say, "We will never believe in this Qur’ān, nor in that which was before it." But if only you could see when the wrongdoers will be made to stand before their Lord, repulsing words (of blame) to one another! Those who were held as weak will say to the overbearing, “Had you not been there, we would have been believers.”

The Monotheist Group

And those who rejected have said: "We will not believe in this Qur'an, nor in what is already with him." And if you could but see these transgressors when they stand before their Lord, how they will accuse one another back and forth. Those who were weak will say to those who were mighty: "If it were not for you, we would have been believers!"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et ceux qui avaient mécru dirent: ʺJamais nous ne croirons à ce Coran ni à ce qui lʹa précédéʺ. Et si tu pouvais voir quand les injustes seront debout devant leur Seigneur, se renvoyant la parole les uns aux autres! Ceux que lʹon considérait comme faibles diront à ceux qui sʹenorgueillissaient: ʺSans vous, nous aurions certes été croyantsʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku kafir bûne, gotin: Em ne ji vê Quranê bawer dikin û ne jî ji kitêbên beriya wê. Eger te ew kafirên zalim li ber destê Xwedayê xwe rawestayî bidîta ku çawa ew li hev gotinan vedigerînin; ewên ku (li dinyayê) qels bûn, ji wan ên ku xwe mezin didêran re dibêjin: Eger ne ji we bûya teqez em ê bawermend bûna.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij die ongelovig zijn zeggen: ʺWij zullen niet in deze Koran geloven, noch in wat eraan vooraf is gegaan.ʺ Kon jij het maar zien wanneer de onrechtplegers bij hun Heer staan opgesteld en elkaar verwijten maken. Zij die onderdrukt werden zullen tegen hen die hoogmoedig waren zeggen: ʺAls jullie er niet geweest waren, dan waren wij gelovig geweest.ʺ

Hollandaca — Siregar

En degenen die ongelovig zijn, zeggen: ʺWij zullen nooit in deze Koran geloven, en niet in wat ervóór was.ʺ En als jij (O Moehammad) de onrechtplegers zouden kunnen zien, wanneer Zij voorgeleid worden bij hun Heer. Zij zullen elkaar woorden verwijten. Degenen die volgelingen waren, zeggen tot degenen die hoogmoedig waren: ʺAls jullie ons niet hadden misleid, dan zouden wij zeker gelovigen zijn geweestʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И сказали те, которые стали неверными [мекканские многобожники]: «Не уверуем Мы в этот Коран и в то, что ниспослано до него [все книги, которые были ниспосланы Аллахом до Корана]!» {Когда иудеи и христиане сказали, что описание Пророка Мухаммада сходится с тем, что есть в их Писаниях, многобожники начали отрицать и прежние Писания.} А если бы ты (о, Пророк) увидел (как) (эти) злодеи будут поставлены (в День Суда) пред их Господом (для расчета)! Одни из них возвращают к другим речь [спорят, упрекая и обвиняя один другого]. Те, которые были слабыми [ведомыми], говорят превозносившимся [высокомерным] (которые были их предводителями): «Если бы не вы, то мы, непременно, были бы верующими!»

Rusça — Osmanov

Те, которые не уверовали, скажут: ʺМы никак не [соглашались] уверовать ни в этот Коран, ни в то, что было [ниспослано] до него ʺ. Если бы тебе дано было видеть грешников, когда они предстанут перед их Господом и будут упрекать друг друга! Обездоленные скажут возвысившимся [в этом мире]: ʺЕсли бы не вы, то мы, несомненно, уверовали быʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och de som förnekar sanningen säger: ʺVi kommer aldrig att tro på denna Koran eller på det som ännu består av äldre tiders uppenbarelser!ʺ Om du kunde se hur de orättfärdiga, när de (på Domens dag) förs inför sin Herre, kastar skulden på varandra och de svagare säger till dem som ansåg sig stå över de andra: ʺOm ni inte (hade vilselett oss) skulle vi säkert ha blivit troende!ʺ