(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.

فَتَقَطَّعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

fe teḳaTTaǔ emrahum beynehum zuburan kullu Hizbin bimā ledeyhim feriHūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَتَقَطَّعُواfe teḳaTTaǔق ط عkesmek, ayırmak, bölmek, ayrılmak, ayırmak, devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek, yıkmak, çürümek, son vermek, durdurmak, bitirmek, devam etmemek, başaramamak, durmak, durdurulmak, engellenmiş, bir son vermek, parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım Türkçe'ye girmiş türevler: kıta, kat, ikta, inkıta, kati, maktu, mukataa, maktuen, kat´a, katiyen, katiyet, katiyetlefakat parçalayıp ayırdılar
2اَمْرَهُمْemrahumا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakişlerini
3بَيْنَهُمْbeynehumب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinaralarında
4زُبُرًاzuburanز ب رKuyuyu kaplamak, iç duvar, bir parçanın diğerinin üzerine inşası, kontrol etmek/kısıtlamak/yasaklamak, engellenmek/alıkonulmak/tutulmak, iyi/ustalıkla/sağlam yazmak, okumak/ezberden okumak, büyük/cesur/yiğit olmak (insan), ortaya çıkmak, taşlar, anlayış/kısıtlama/akıl, yazılı bir şey, mezmurlar, Davut'un Kitabı, Musa/Davut/Muhammed'in kitapları birlikte, demir parçası, örs, sırtın üst kısmı, güçlü/iri, siyah çamurKitaplara
5كُلُّkulluك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
6حِزْبٍHizbinح ز بBaşına gelmek ve sıkıntıya sokmak, bölmek, bir şey tarafından şiddetli/ağır şekilde bastırılmak, aniden veya beklenmedik şekilde daralmak veya böyle bir şey tarafından alt edilmek, insanları toplamak/bir araya getirmek/birleştirmek, insanları partilere/sınıflara/gruplara/bölümlere ayırmak, bölümlere ayırmak veya kısımlar belirlemek, bir partinin/grubun üyesi/yandaşı olmak, birine yardım etmek veya destek olmak.gurup
7بِمَاbimābulunanla
8لَدَيْهِمْledeyhimkendi yanında
9فَرِحُونَferiHūneف ر حMemnun/mutlu/sevinçli/neşeli olmak, sevinmek, coşmak, coşan/sevinen kişi, canlı.sevinmektedir

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Fakat din husûsunda ayrıldılar ve ayrılanlar, kendi kitaplarından başka kitapları inkâr ettiler ve her bölük, kendi elindekine râzı oldu, onunla övünmiye koyuldu.

Adem Uğur

Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile sevinip böbürlenmektedirler.

Ahmed Hulusi

(Din - sistem tek iken) onlar muhtelif yorumlar halinde aralarında işlerini parçaladılar. . . Her grup kendi kabul ettikleriyle hoşnuttur.

Ahmet Tekin

İnsanlar, geçmiş mülga kitapları sahiplenerek, ideolojik cereyanlara kapılarak, aralarındaki düzenlerini, işlerini, birliklerini, güçlerini, yönetimlerini, ekonomilerini ve dinlerini parçaladılar. Her grup, kendisinde bulunan ile sevinip böbürlendi.

Ahmet Varol

Ancak onlar aralarında işlerini (değişik) kitaplara ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla sevinmektedir.

Ali Bulaç

Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.

Ali Fikri Yavuz

Nihayet milletler, dinleri hususunda, aralarında parçalara bölündüler. Her fırka kendi din ve mezhebine güveniyor, hak olduğuna inanıyor.

Ali Rıza Safa

Ardından, işlerini aralarında parçalayıp kitaplara ayırdılar. Her mezhep, kendisinde olanlarla seviniyor.

Bayraktar Bayraklı

Ama insanlar,aralarındaki inanç bağını keserek kendi aralarında parça parça oldular. Her grup kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedirler.

Bekir Sadak

Ama insanlar din konusunda aralarinda boluk boluk oldular. Her boluk kendi tuttugu yoldan memnundur.

Celal Yıldırım

Ama ne var ki (gerçek bu olmakla beraber) ümmetler kendi aralarında bölünüp parça parça oldular, her biri sahip bulunduğu (din ve mezhep) ile kendi halinden memnun ve mutludur.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Ama insanlar, aralarındaki inanç bağlarını keserek gruplara ayrıldılar. Her kesim kendi inancını beğenmektedir.

Diyanet İşleri

(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.

Diyanet İşleri (eski)

Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.

Diyanet Vakfi

Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile sevinip böbürlenmektedirler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Derken kumandalarını aralarında kitap kitap parçalaştılar, her grup kendilerininkine güveniyor.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken kumandalarını aralarında kitab kitab parçalaştılar, her hızib kendilerininkine güveniyor

Erhan Aktaş

Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra emirlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.

Fizilal-il Kuran

Fakat insanlar bu inanç birliğini yıkarak çeşitli gruplara ayrıldılar. Her grup kendi inanç sistemi ile övündü.

Gültekin Onan

Ancak onlar, buyruklarını kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.

Hamdi Döndüren

Fakat onlar, işlerini aralarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti kendi yanındaki ile sevinmektedir.

Hasan Basri Çantay

Fakat (o kavmler) dinlerde (muhtelif) fırkalara ayrılmak, her fırka kendi ellerindeki (nezdlerindeki din) ile böbürlenmek suretiyle parça parça oldular.

Hasib Asutay

Ne var ki (insanlar) kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile sevinmektedir.

Hayrat Neşriyat

Fakat (insanlar din husûsunda) işlerini kendi aralarında parça parça böldüler. Her kısım kendi yanında bulunan (din) ile memnundurlar.

İbni Kesir

Ama onlar işlerini kendi aralarında bölük bölük ayırdılar. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.

Mehmet Okuyan

(Ne var ki) insanlar, kendi aralarında işlerini parça parça edip kitaplara ayrıldılar (farklı kitaplara dönüştürdüler). Her grup kendi yanında bulunanla (kendi elindekiyle) sevinmektedir.

Muhammed Esed

Ama (sizi izlediklerini söyleyen toplumlar) aralarındaki bu birliği bozup parça parça oldular; her hizip (ancak) kendi benimsediği (öğretinin dar ve katı kalıpları) içinde rahat soluk alır oldu.

Mustafa İslamoğlu

Bu (emre) karşın, onlar aralarındaki birliği darmadağın edip (hakikati) parçaladılar: her hizip başladı elindeki (parçayla) övünmeye.

Ömer Nasuhi Bilmen

Fakat ümmetler, fırka fırka olarak aralarında dinlerini parçaladılar. Her fırka kendi yanlarında olan ile mesrurlardır.

Ömer Öngüt

Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.

Suat Yıldırım

Ama peygamberleri izlediklerini iddia eden ümmetler fırkalara ayrılıp bölük bölük oldular. Her grup, kendilerine ait görüşten ötürü memnun ve mutludur.

Süleyman Ateş

Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.

Süleymaniye Vakfı

Fakat onlar, dinleri konusunda kendi aralarında bölünüp fırka fırka oldular. Her hizip kendinde olanla mutludur..

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sonra kitaplar yazarak din işlerini aralarında parçaladılar. Her bir cemaatin taraftarı kendinde olanla övünmektedir.

Şaban Piriş

İşlerini aralarında bölük bölük ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla ferahlıyor.

Tefhim-ul Kuran

Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde parçalayıp bölündüler; her bir grup, kendi ellerindeki olanla yetinip sevinmektedir.

Ümit Şimşek

Fakat onlar işlerini parça parça ettiler; her topluluk kendisininkiyle övünüp durur.

Yaşar Nuri Öztürk

Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli zübürlere/kutsallaştırmış hizip kitaplarına ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir.

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

Lakin ümmətlər öz dinini aralarında parçalayıb firqələrə bölündülər. Hər firqə özündə olana sevinir.

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Aber sie wurden uneins untereinander und teilten sich in Gruppen. Jede Gruppe betrachtet freudig das, was sie hat, als das einzig Richtige.

Almanca — Der Edle Quran

Aber sie spalteten sich in ihrer Angelegenheit untereinander nach (verschiedenen) Büchernʹ; und jede Gruppierung ist froh über das, was sie bei sich hat.

Almanca — M. A. Rassoul

Aber sie wurden untereinander uneinig und spalteten sich in Parteien, und jede Partei freute sich über das, was sie selbst hatte.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Yet they -the people- were divided among themselves and set at variance and the ties among them were severed. Instead of unity in feeling, action and purpose, they set their actual sectarian practice, each rejoicing with his own views.

Abdul Haleem

but they have split their community into sects, each rejoicing in their own.

Abdullah Yusuf Ali

But people have cut off their affair (of unity), between them, into sects: each party rejoices in that which is with itself.

Abul A'la Maududi

But people later cut up their religion into bits, each group rejoicing in what they have.

Aisha Bewley

But they disagreed and split up, dividing into sects, each party exulting in what it had.

Al-Hilali & Khan

But they (men) have broken their religion among them into sects,[1] each group rejoicing in what is with it (as its beliefs).

Ali Quli Qarai

But they fragmented their religion among themselves, each party exulting in what it had.

Amatul Rahman Omar

But the people, (rather than preserve their unity) split up their affair among themselves (forming themselves into factions) considering (each portion thus split up) as (the real) Scripture, every faction rejoicing in that which was with them.

Arthur John Arberry

But they split in their affair between them into sects, each party rejoicing in what is with them.

Bijan Moeinian

What a shame that people have divided themselves into different nations each happy with what they have (proud of their "cultural roots!")

E. Henry Palmer

And they have become divided as to their affair amongst themselves into sects, each party rejoicing in what they have themselves.

Edip-Layth

But the affair was disputed between them into segments. Every group happy with what it had.

George Sale

But men have rent the affair of their religion into various sects: Every party rejoiceth in that which they follow.

Hamid S. Aziz

And, verily, this your religion (or brotherhood) is one religion (or brotherhood), and I am your Lord; so keep your duty unto Me.

Mahmoud Ghali

Then they cut up their Command among themselves into denominations, (i. e., differed about the command of Allah) each party exulting with whatever they had close to them. (i.e., their tenets)

Marmaduke Pickthall

But they (mankind) have broken their religion among them into sects, each group rejoicing in its tenets.

Mohamed Ahmed - Samira

But then they divided up their order into different creeds, each section rejoicing in what it had come to have.

Muhammad Asad

But they (who claim to follow you) have torn their unity wide asunder, piece by piece, each group delighting in [but] what they themselves possess [by way of tenets].

Mustafa Khattab

Yet the people have divided it into different sects, each rejoicing in what they have.

Progressive Muslims

But the affair was disputed between them into segments. Every group happy with what it had.

Sahih International

But the people divided their religion among them into sects - each faction, in what it has, rejoicing.

Sam Gerrans

But they divided their command among them into writings, each party exulting at what it has,

Shabbir Ahmed

But they (who claim to follow you O Messengers) have torn their unity wide asunder, piece by piece into disputing factions, each faction rejoicing in its beliefs. (30:32).

Syed Vickar Ahamed

But people have broken their feelings (for Unity), between them, into (different) groups: Each group rejoices in what is with itself.

Taqi Usmani

But they split up ways from one another (dividing themselves) into factions, each faction happy with what lies before it.

The Monotheist Group

Butthe affair was disputed between them into segments. Every group happy with what it had.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Mais ils se sont divisés en sectes, chaque secte exultant de ce quʹelle détenait.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Êdî ew (umetên pêxemberan) di karê dînê xwe de parçe parçe bûne. Her civat bi ya li cem xwe dilxweş in.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Maar zij splitsten zich onderling op in groepen; elke partij was blij over wat zij hadden.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Maar de menschen hebben den godsdienst in verschillende secten verdeeld; ieder gedeelte verheugt zich in hetgeen zij volgen.

Hollandaca — Siregar

Toen raakten zij onderling verdeeld in verschilende groepen over hun zaak (van hun godsdienst). Elke groep was blij met wat zij hadden.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

А разделили они [люди] свое дело [единую веру] между собой на части [разделились в вероубеждениях]; каждая партия радуется тому, что у нее (думая, что только они на истине, а другие заблуждаются).

Rusça — Osmanov

Но [люди] разорвали свою [единую] религию на различные части (т. е. толки), и каждая группа ликует от того, что досталось ей.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men (människorna) har slagit sönder denna enhet och splittrats i sekter, där medlemmarna i varje sekt (framhäver) och gläds åt sina (särdrag).