(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ اَلَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

ve mā neḳamū minhum illā en yu'minū bi(a)llahi l-ǎzīzi l-Hamīdi / elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi ve(a)llahu ǎlā kulli şey'in şehīdun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَمَاve māve
2نَقَمُواneḳamūن ق مCezalandırmak, suçlamak, nefret geliştirmek, intikam almak, zulmetmek, kusur bulmak, onaylamamak, dil veya ceza ile hoşlanmamak.öc almadılar
3مِنْهُمْminhumonlardan
4اِلَّٓاillābaşka bir sebeple
5اَنْen
6يُؤْمِنُواyu'minūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmalarından
7بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
8الْعَزِيزِl-ǎzīziع ز زgüçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sertaziz
9الْحَمِيدِl-Hamīdiح م دBirini övmek veya yüceltmek veya takdir etmek, birisinden olumlu olarak bahsetmek, bir şeyi onaylamak, birine hakkını ödemek/vermek, övgüye değer veya takdire şayan olmak.övgüye layık
1اَلَّذِيelleƶīO ki
2لَهُlehuO'nundur
3مُلْكُmulkuم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.hükümranlığı
4السَّمٰوَاتِs-semāvātiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)göklerin
5وَالْاَرْضِve l-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeve yerin
6وَاللّٰهُve(a)llahuve Allah
7عَلٰىǎlāüzerine
8كُلِّkulliك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
9شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişşey
10شَهِيدٌşehīdunش ه دtanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey.tanıktır

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve ancak üstün ve hamde lâyık Allah'a inandıkları için onları azaplandırmadalar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve ancak üstün ve hamde lâyık Allahʼa inandıkları için onları azaplandırmadalar.

Adem Uğur

Onlardan, sırf, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.

Ahmed Hulusi

Onlardan (iman edenlerden) yalnızca Aziyz ve Hamiyd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.

Ahmet Tekin

Kudretli, hükümran, övgüye ve şükre lâyık Allah’a iman ettikleri için, yalnız bunun için onları, zulüm ve işkence yaparak cezalandırdılar.

Ahmet Varol

Onlardan sırf yüce ve övgüye layık olan Allah'a iman etmelerinden dolayı öç alıyorlardı.

Ali Bulaç

Onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,' öğülen Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.

Ali Fikri Yavuz

Müminlere kızdıkları da, ancak Azîz, Hamîd olan Allah’a iman etmeleri idi.

Ali Rıza Safa

Üstün Olan; Övgülere Yaraşan Allah'a inandıkları için, onlardan öç alıyorlardı.

Bayraktar Bayraklı

-Müminlerden, sadece, göklerin ve yerin mülkü/iktidarı kendisine ait olan, 'sonsuz kudret sahibi ve övgüye layık olan Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam aldılar/alıyorlar. Oysaki Allah her şeyi görür.

Bekir Sadak

(8-9) Bu inkarcilarin, inananlara kizmalari; onlarin sadece, goklerin ve yerin hukumranligi kendisinin bulunan ve ovulmege layik ve guclu olan Allah'a inanmis olmalarindandir. Allah her seye sahiddir.

Celal Yıldırım

Onların en çok kızıp intikam almak istedikleri ise, O çok güçlü, çok üstün, O çok övülmeye lâyık Allah'a imân edenlerdi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(8-9) Aziz, övgüye lâyık, göklerin ve yerin mâliki olan Allah’a inandıkları için, sırf bu sebeple onlara ağır işkence uyguladılar. Ama Allah her şeye şahittir.

Diyanet İşleri

(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.

Diyanet İşleri (eski)

(8-9) Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahiddir.

Diyanet Vakfi

(8-9) Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysa ki Allah her şeyi görür.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlara sadece güçlü ve övgüye layık Allah'a iman etmeleri yüzünden kızıyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlardan kızdıkları da yalnız aziz, hamid olan Allaha iyman etmeleri idi

Erhan Aktaş

Bunu, Mutlak Üstün Olan ve Övgüye Değer Yegane Varlık olan Allah'a iman edenleri cezalandırmak için yapıyorlardı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bunu, Mutlak Üstün Olan ve Övgüye Değer Yegane Varlık olan Allah'a iman edenleri cezalandırmak için yapıyorlardı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bunu, Mutlak Üstün Olan ve Övgüye Değer Yegane Varlık olan Allah'a iman edenleri cezalandırmak için yapıyorlardı.

Fizilal-il Kuran

Müminlerden öç almalarının tek sebebi aziz, övgüye lâyık Allah'a inanmalarıydı.

Gültekin Onan

Onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan', öğülen Tanrı'ya inandıklarından dolayı intikam alıyorlardı.

Hamdi Döndüren

Onlar, mü’minlerden sırf mutlak üstün ve övülmeye lâyık olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar.

Hasan Basri Çantay

Onlar, içlerinden (mü'minlerin) O yegane gaalib, her hamde layık Allaha iman etmelerinden başka (hiçbir şey'i) inkar etmemişlerdi.

Hasib Asutay

Sırf, mutlak üstün, övgüye değer Allah'a iman ettikleri için onlardan öç alıyorlardı.

Hayrat Neşriyat

Ve onlardan (o mü’minlerden) sâdece, Azîz (kudreti dâimâ üstün olan), Hamîd(hamd edilmeye çok lâyık) olan Allah’a îmân ettikleri için, (sâdece bunun için) intikam aldılar.

İbni Kesir

Onlar; ancak Aziz, Hamid Allah'a inandıkları için mü'minlerden öç almışlardı.

Mehmet Okuyan

Onlardan (müminlerden) yalnızca güçlü ve övgüye layık olan Allah’a iman etmeleri nedeniyle intikam alıyorlardı.

Muhammed Esed

yalnızca Kudret Sahibi, bütün övgülere layık olan Allah'a inanmalarından dolayı nefret ediyorlardı o müminlerden,

Mustafa İslamoğlu

O (zalimler) başka bir sebeple değil, sadece yücelikte eşsiz ve hamdin tümüne layık olan Allah'a imanda ısrar ettikleri için onlardan intikam almışlardır.

Ömer Nasuhi Bilmen

(7-8) Ve onlar, mü'minlere yapar olduklarını seyrediciler idi. Ve bunlardan intikam almaları da, bunların azîz, hamîd olan Allah'a imân etmiş olmalarından başka bir şey için değildi.

Ömer Öngüt

O müminlere kızmalarının sebebi de sadece Azîz ve Hamîd olan Allah'a iman etmeleri idi.

Suat Yıldırım

(8-9) Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hâkimi, azîz ve hamîd (mutlak galip ve bütün övgülere lâyık) olan Allah’a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.

Süleyman Ateş

Mü'minler sırf aziz, övgüye layık Allah'a inandıkları için o (zalim)ler onlardan öç aldılar.

Süleymaniye Vakfı

Onlara bu cezayı vermelerinin tek sebebi, mü'minlerin daima üstün olan, her şeyi mükemmel yapan Allah'a inanıp güvenmeleriydi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bu cezayı vermelerinin tek sebebi, müminlerin, güçlü ve her şeyi güzel yapan Allah'a güvenmeleriydi.

Şaban Piriş

Onlardan sadece, Aziz ve Hamid olan Allah'a iman ettikleri için intikam alıyorlar.

Tefhim-ul Kuran

Kendileri onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,' öğülen Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.

Ümit Şimşek

Onlardan intikam almalarının nedeni, o mü'minlerin, kudreti herşeye üstün olan ve her türlü övgüye lâyık bulunan Allah'a iman etmelerinden başka birşey değildi.

Yaşar Nuri Öztürk

Onlardan sadece, Aziz ve Hamid Allah'a iman ettikleri için öç alıyorlardı.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Kafirlər onlardan yalnız Qüdrətli, Tərifəlayiq Allaha iman gətirdiklərinə görə intiqam alırdılar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlardan (möʼminlərdən) yalnız yenilməz qüvvət sahibi, (hər cür) şükrə (təʼrifə) layiq olan Allaha iman gətirdiklərinə görə intiqam alırdılar.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie grollten ihnen nur, weil sie an Gott, den Allmächtigen und Lobenswürdigen, glauben,

Almanca — Der Edle Quran

Und sie grollten ihnen nur, daß sie an Allah glaubten, den Allmächtigen und Lobenswürdigen,

Almanca — M. A. Rassoul

Und sie haßten sie aus keinem anderen Grund, als weil sie an Allah glaubten, den Erhabenen, den Preiswürdigen

Almanca — Muhammad Zaidan

Und sie mißbilligten an ihnen nichts außer, daß sie den Iman verinnerlichten an ALLAH, Den Allwürdigen, Den Alllobenswürdigen,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They took a cruel, vengeance on them for no reason other than their recognition of Allah AL-Aziz (the Almighty) and AL-Hamid (the Worthy of all praise;)

Abdul Haleem

Their only grievance against them was their faith in God, the Mighty, the Praiseworthy,

Abdullah Yusuf Ali

And they ill-treated them for no other reason than that they believed in Allah, Exalted in Power, Worthy of all Praise!-

Abul A'la Maududi

Against these they had no grudge except that they believed in Allah, the Most Mighty, the Most Praiseworthy,

Aisha Bewley

The only reason they punished them was because they had iman in Allah, the Almighty, the All-Praiseworthy –

Al-Hilali & Khan

And they had no fault except that they believed in Allâh, the All-Mighty, Worthy of all Praise!

Ali Quli Qarai

They were vindictive towards them only because they had faith in Allah, the All-mighty, the All-laudable,

Amatul Rahman Omar

They hated and tortured these (believers) for no reason other than that they had believed in Allâh, the Almighty, the Praiseworthy,

Arthur John Arberry

They took revenge on them only because they believed in the All-mighty, the Al-laudable,

Bijan Moeinian

They hated the believers for no other reason than believing in God, the All-mighty, Worthy of Praise.

E. Henry Palmer

And they took not vengeance on them save for their belief in God, The mighty, the praiseworthy,

Edip-Layth

They hated them because they acknowledged God, the Noble, the Praiseworthy!

George Sale

And they afflicted them for no other reason, but because they believed in the mighty, the glorious God,

Hamid S. Aziz

And they mistreated them only for their belief in Allah, the Mighty, the Praiseworthy,

Mahmoud Ghali

And in no way did they seek vengeance on them except that they believed in Allah, The Ever-Mighty, The Ever-Praiseworthy,

Marmaduke Pickthall

They had naught against them save that they believed in Allah, the Mighty, the Owner of Praise,

Mohamed Ahmed - Samira

They had no other reason for hating them except that they believed in God the mighty, worthy of praise,

Muhammad Asad

whom they hate for no other reason than that they believe in God, the Almighty, the One to whom all praise is due,

Mustafa Khattab

who they resented for no reason other than belief in Allah—the Almighty, the Praiseworthy—

Progressive Muslims

And all they had asked them was to believe in God, the Noble, the Praiseworthy!

Sahih International

And they resented them not except because they believed in Allah, the Exalted in Might, the Praiseworthy,

Sam Gerrans

And they resent them only that they believe in God, the Exalted in Might, the Praiseworthy,

Shabbir Ahmed

Whom they hate for no other reason than that they believe in Allah, the Almighty, the Owner of Praise. (5:59), (22:40).

Syed Vickar Ahamed

And they ill-treated them (the believers) for no reason other than that they believed in Allah, exalted in Power (Aziz), Worthy of all Praise (Hameed)!

Taqi Usmani

They punished them for nothing but that they believed in Allah, the All-Mighty, the Worthy of All Praise,

The Monotheist Group

And they hated them simply because they had asked them to believe in God, the Noble, the Praiseworthy!

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

à qui ils ne leur reprochaient que dʹavoir cru en Allah, le Puissant, le Digne de louange,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Wan ew didan ezabê ji ber ku wan bawerî bi Xwedayê ‘Ezîz ê ‘Elîm anîbû.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij koesterden alleen maar wrok tegen hen omdat zij geloofden in God, de machtige, de lofwaardige,

Hollandaca — Salomo Keyzer

En zij bedroefden hen om geene andere reden, dan omdat zij in den machtigen, den glorierijken God geloofden.

Hollandaca — Siregar

En zij wreekten zich alleen op hen omdat zij geloofden in Allah, de Geweldige, de Geprezene.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И мстили [[Они подвергли тех верующих столь суровому наказанию только за то, что они во всех ситуациях не усомнились в истинности слов Всевышнего Аллаха. И только из-за веры, а не из-за каких-либо других проступков были они убиты.]] они им [верующим] только за то, что они уверовали в Аллаха Могущественного, Достохвального,

Rusça — Osmanov

Они питали злобу против них только за то, что те верили в Аллаха, великого, хвалимого,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De ville hämnas på dem enbart därför att de trodde på Gud, den Allsmäktige, som allt lov och pris tillkommer,