- Türkçe anlamı
- Burçlar / Takım yıldızlar
- İsminin kaynağı
- 1. âyetteki "el-Bürûc" kelimesi
- Hangi cüzde
- 30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 27.
وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ
ve s-semāi ƶāti l-burūci
Burçlarla dolu göğe andolsun,
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ
ve l-yevmi l-mev'ǔdi
Va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ
ve şāhidin ve meşhūdin
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِ
ḳutile eSHābu l-uḣdūdi
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ
n-nāri ƶāti l-veḳūdi
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ
iƶ hum ǎleyhā ḳuǔdun
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ
ve hum ǎlā mā yef'ǎlūne bi l-mu'minīne şuhūdun
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
ve mā neḳamū minhum illā en yu'minū bi(a)llahi l-ǎzīzi l-Hamīdi
(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
اَلَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi ve(a)llahu ǎlā kulli şey'in şehīdun
(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
اِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
inne (e)lleƶīne fetenū l-mu'minīne ve l-mu'mināti ṧumme lem yetūbū fe lehum ǎƶābu cehenneme ve lehum ǎƶābu l-Harīḳi
Şüphesiz mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ
inne (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti lehum cennātun tecrī min teHtihā l-enhāru ƶālike l-fevzu l-kebīru
İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
inne beTşe rabbike le şedīdun
Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir.
اِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ
innehu huve yubdiu ve yuǐydu
Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar.
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ
ve huve l-ğafūru l-vedūdu
O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ
ƶū l-ǎrşi l-mecīdu
Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır.
فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ
feǎǎālun li mā yurīdu
Dilediğini mutlaka yapandır.
هَلْ اَتٰيكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ
hel etāke Hadīṧu l-cunūdi
(17-18) Orduların, Firavun ve Semud'un haberi sana geldi mi?
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ
fir'ǎvne ve ṧemūde
(17-18) Orduların, Firavun ve Semud'un haberi sana geldi mi?
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ
beli (e)lleƶīne keferū fī tekƶībin
Hayır, inkar edenler, hala yalanlamaktadırlar.
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ
ve(a)llahu min verāihim muHīTun
Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَجِيدٌ
bel huve ḳur'ānun mecīdun
Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur'an'dır.
فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ
fī levHin meHfūZin
O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır.